Pandemi hastanesi onlara borcumuzdur

ads
20/06/2020

ads

Aybike Yektaoğlu Aybike Yektaoğlu


Kıbrıslı Türklerin sağlık hizmetleri ile imtahanını ve tarihini çok az kişi bilir. Ya meraklıları araştırır, ya da sağlık çalışanlarının bir kısmı bilir.

Özetle: çağdaş bir merkezde hizmet verebilmek için 1971 yılında Lefkoşa Burhan Nalbantoğlu Devlet Hastanesi’nin temelleri atılmış, inşaası 7 yıl sonra 1978’de tamamlanabilmiş ve ismini 3 yıl sonra alabilmiştir.

1988 yılında kanser ve Thalasemia merkezi, 96’de hemodializ ve nükleer tıp servisi, 98’de göğüs ve intaniye (yeni adı bulaşıcı hastalıklar) servisi, 2001 yılında diyabet merkezi, 2002 yılında onkoloji servisi, 2004 yılında yeni bir poliklinik binasıyla erken tanı merkezi ve son olarak 2015 yılında onkoloji merkezi açılmış veya kurulmuştur.

Kanser-onkoloji, Thalasemia, hemodializ, bulaşıcı hastalıklar, göğüs hastalıkları... Hepsi bu ülkede sıkça karşılaşılan ve çoğumuz maalesef yüzleştiği, tedavi edilmeye çalışılan hastalıklar.

Tabi bu hastalıklar konusunda, bu ülkede, her bir birey üzerinden ne kadar veri olduğu bilinmemekle ve tartışılmakla birlikte, bu servislerin ve merkezlerin ihtiyaçtan dolayı kuruldukları ve servis verdikleri aşikar.

Öngörülü olabilmek, ileriyi görmek, senaryolar hazırlamak ve stratejik davranmak gelişmiş ülkelerin işidir. Gelişmiş bir ülkeye gidin, isterseniz ordinaryüs profesör olun, tüm dünya yaptığınız işlerle sizi ödüllere boğsun, övsün ama yaşadığınız, doğduğunuz ülkeniz görünüşte modern, gerçekte geri kalmışsa herşey nafile.

Bir ülkeyi ülke yapan, verdiği sağlık ve eğitim hizmetidir. Sağlığa ve eğitime ücretsiz ulaşım ne kadar kolaysa, o ülkede yaşayan insanların refahı o kadar yüksek olur.

Konu malum. Pandemi. İlk değil, son da olmayacak. Ama ilk kez kitaplardan okuduğumuz, filmlerde gördüğümüz bir olayın içerisinde kendimizi bulduğumuz bir gerçek.

Pandemi veya bulaşıcı hastalıklar hastanesi her yönüyle bir ihtiyaç. Dünyayı saran pandeminin ekonomileri çökerttiğini, ayaklanmalara yol açtığını ve insanları işsiz bıraktığını gün be gün okuyoruz veya izliyoruz.

Gecesini gündüzüne katarak, sabah akşam flaş ışıklar altında olmadan, toplumu bu hastalığın pençesinden kurtarmak için ailesini, kendisini var gücüyle bilimezliğin ortasında bulan “esas” doktor ekibine bu hastaneyi borçluyuz. Hem de yarından tezi yok.

Bilinmezliğin tahmini, öngörüsü kolay değildir. Özellikle de sağlık alanında. Hastalığın tanısı konulana, aşısı veya ilacı bulunana kadar aylar, belki de yıllar geçer. Bunu en çok da bu alanlarda çalışan ve araştırmacı olan sağlık çalışanları (temel bilimcisinden doktoruna, doktorundan bilim insanına) bilir.

Bu ülkenin sağlık çalışanlarını muhtemel bir 2. dalgada riske atmaya hakkımız yok. Onların riskte olması, bizim direk olarak riskte olmamız demektir.

2 hafta sonra bu kapılar başka bir karar alınmadığı takdirde açılacak. Hazır mıyız? Hayır. Olacak mıyız? İçinde bulunduğumuz durumda hayır. Dalgalar konusunda kesin bir kanıya varabilir miyiz? Hayır.

Bir ülkede sağlık altyapısının günümüze göre güncellenmemesi, gözardı edilmesi, toplumun sağlık hizmetlerine ulaşamaması demek, gerilik demektir.

Sağlık altyapısının tamam olmadığı ülkelerde, ekonomi ayakta durumaz. Biz toplum olarak turizme, yüksek öğretime ve inşaat sektörüne ekonomik olarak bağımlıyız. Sağlık zinciri kırıldığı zaman, ekonomisi böylesi sektörlere bağlı olan ülkeler fakirleşir ve geriler.

Salgınlar dalgalanmalarla durulur. Dalgalanmalara karşı ekonomimizi, ruhsal sağlığımızı, beden sağlığımızı korumak için, sağlık alanında canla başla çalışan her insana bu pandemi hastanesini borçluyuz...

20/06/2020 14:30
Bu habere tepkiniz:
Habersiz kalmamak için Telegram kanalımıza katılın
ad
TAGS: Aybike Yektaoğlu, haber, Pandemi hastanesi onlara borcumuzdur, kıbrıs, kktc, yazı
MANŞETLER

HK Aybike Yektaoğlu

© 2019 Digihaber Portal Services Ltd. Haber Kıbrıs.