PİRİNÇ versus BULGUR

ads
ads
04/07/2020

ads

Aybike Yektaoğlu Aybike Yektaoğlu


Dünya sürekli değişen bir yerleşke. Buna en büyük sebep insanların ve ülkelerin de kendilerini geliştirmeleri, zaman ilerledikçe mevcut duruma ayak uydurmaları.

İmparatorluktan monarşiye, monarşiden devlete derken bu geçiş süreçlerinde insanların da o zamanki mevcut duruma göre değişim istemesi çeşitli yönetiliş sistemlerini değiştirmiştir.

Bu dünya çok tanrılı dönemlerden, tek tanrılı dönemlere geçişler tarihe not düştü. Sanatın kafirlik sayıldığı zamanlarda, rönesans devrimi derken, monarşilerin daha pasif rol aldığı ve devletleşmeye dönüşen ülkelerle birlikte yeni sistemler oluştu.

Yaşadığımız ülkenin 20 yıl önceki durumu ile 20 yıl sonraki durumu aynı sayılamaz derecede gelişmişlik ve değişim gözle görülür ve hissedilir vaziyette ise, bu ülke insanları sayesinde olmuştur.

2019 sonu 2020 yılı başına kadar “ben” olarak geçirdiğimiz zamanlarımızı, 4 ay boyunca biz olarak geçirdik. Evde izole olarak kendimizi kapalı tuttuğumuz dönemlerde, birçoğumuz birçok şeyi sorgulamış ve gözden geçirmiştir.

Kah üzüldük, kah sinirlendik, yazdık, eleştirdik, övdük derken bugüne geldik. Öncesinde çok mu rahattık? Hem de çok. Sahip olduğumuz birçok şey, dünyanın hiçbir yerinde, nüfusa vurulan oranla kimsenin sahip olamadığı şeyler.

Toplum olarak kendimizi arabamızla, evimizle, giydiğimizle, gezdiğimiz yer ile tanımladık. Ne oldu? 4 ay boyunca 4 duvar arasında oturduk. Sahip olduklarımız için, çocuklarımız için, sevdiklerimiz için endişe duyduk.

İnsan ırkı elinde olanı kaybetmeye dayanamaz. Konforunu kaybetme gibi bir durumu kabullenemez. Ama aklımızı başımıza toplamadığımız ve elimizi taşın altına koymadığımız takdirde bir bakmışız ki, şu anda sahip olduklarımızı da tamamen kaybetmekle karşı karşıya kalacağız.

Düne kadar halk olarak biz yönettik. Bunun muhalefet veya iktidar ile alakası yoktur. Verdiğimiz oy, aldığımız karar hep irademizle oldu. Çok uzun zaman sonra ilk kez birlik olduk. Önce sağlık ve sevdiklerimiz için, sonra da ekonomik olarak gelecek için. Esasında yaşadığımız ülke için.

Tekrardan eskiye özlemle birlikte ve eski yaşantımıza geri dönme arzusuyla ipleri gevşetirkenden teslim olduk. Birlik ve beraberlik içinde yeni Kıbrıs için konuşup hayaller kurarken, yine ipleri tamamen teslim ettik. Çünkü pandemi öncesi Kıbrıs ile pandemi sonrası Kıbrıs’ın aynı olmasını istiyoruz.

21. yüzyılda ülkemizin ekonomisini yüksek öğretim, turizm ve inşaat üzerine kurduk. Hepsi de dışa bağımlı sektörler. Yönetenlerin aldığı kararlar ile bugün hepsinden olma ihtimalimiz çok yüksek. Hızlı yükselişlerin, hızlı inişleri ve tam tersi olması çok olasıdır. Çünkü sağlam zemin üzerine oturmayan her şey küçük bir sarsıntıda yıkılmak ile karşı karşıya kalır.

Yerli ürünleri tüketirken, ithal ürünleri üstün saydık. Çünkü yerlinin daha kaliteli, daha uygun fiyatlı olmasını talep etmek yerine, “reklam”larda beynimize işleneni tercih ettik. Çünkü beynimiz onların “marka” olduğu ile algı oyunu oynadı.

Sağlık veya eğitim hizmeti alırken, bunların sosyal hak olduğunu ve her şeyden önemli olduğunu hep unuttuk. Para ile satın alabiliyorsak ne mutlu bize dedik. Ne eğitim ne de sağlık altyapımızın birlik ve beraberlik içerisinde ciddi şekilde değişmesi, düzelmesi veya geliştirmesi için istikrarlı bir mücadele vermedik.

Bugün ise toplum olarak 3-5 kendini bilmezin hakaretlerini duymak durumunda kalıyoruz. Her ağzımızı açtığımızda insanlık haklarımızdan, demokrasiden, sosyal adaletten hakkımız olanlardan daha da kırpılıyor.

“Dimyat’a pirince giderken, evdeki bulgurdan olmak”. Tam da bize ve içinde bulunduğumuz duruma uyan bir atasözü (hikayesi ile).

Uzun zaman boyunca bazılarımız çeşitli “pirinç”ler tadarken, farklı yemekler için farklı pirinçler kullanırken, yalnızca “pirinç” olsun diye yetinmeyi bilmedik. Hep daha fazlasını istedik.

Sonra birden dünyanın içinde bulunduğu bu zamanda “bulgur” ile 4 ay boyunca yetindik, dağıttık, paylaştık. Eğer ki mevcut ekonomik durumumuz içerisinde “bulgur” ile belli bir zaman boyunca yetinmemiz gerektiğini ve çalışarak, akılcı ve gerçekçi planlarla sonrasında “pirinç” ve çeşitlerine ulaşabileceğimizi idrak etmezsek, atasözünü çok tekrarlayacağız.

Toplum olarak bir süre için “bulgur” ile yetinmeyi öğrenmemiz ve “pirinç” için çalışmamız, mücadele etmemiz lazım. Birlik ve beraberlik içinde, daha önce de yaptığımız gibi ...

 

04/07/2020 10:43
Bu habere tepkiniz:
Habersiz kalmamak için Telegram kanalımıza katılın
ad

TAGS: Aybike Yektaoğlu
MANŞETLER

HK Aybike Yektaoğlu

© 2019 Digihaber Portal Services Ltd. Haber Kıbrıs.