Polis ve savcılık bu kadar hantalken, mahkemeler bu kadar yoğunken adalet nasıl yerine gelecek?

ads ads ads ads
09/06/2021

ads
ads
ads

Ali Baturay Ali Baturay


   Bir taraftan bazı yolsuzluklarla ya da “yolsuzluk iddialarıyla” ilgili savcılık ve polis soruşturması ağır ilerlerken, öte yandan mahkemeye taşınan bazı davalarla ilgili süreç çok ağır ilerlerken, karar alma belirsiz tarihlere havale edilirken, üç gazetecinin “özel hayatın gizliliğini ihlal ettiği gerekçesiyle” mahkemeye çıkarılması, cep telefonlarına, pasaportlarına el konulması, nakdi ve şahsi kefalete bağlanması, belirli sürelerde ispatı vücut yapmasının talep edilmesi ve onlar için hapislik istenmesi gerçekten bu ülke adına utanç verici bir durumdur.

   Biliyorum, savcılık ve polisin ağır hareket etmesi ve bazı yolsuzluklarla ilgili zamanında dosya hazırlanamaması, yine mahkemelerde de bazı davalarda sürecin ağır ilerlemesi konuları ile o üç gazetecinin durumunu karşılaştırmanın doğru olmadığını, elmalarla armutların birbirine karıştırılması manası taşıdığını söyleyenler olacak.

   Ancak siz istediğiniz kadar öyle olduğunu söyleyin, biz bu karşılaştırmayı yapacağız. Çünkü bir tarafta hantal, diğer tarafta süper hızlı olursanız ne düşünmemizi beklersiniz?

    Bir tarafta bariz bazı suçları işleyenler olduğu Sayıştay ve Başbakanlık Denetleme Kurulu tarafından belgelendiği halde, Başsavcılık ve polis hareket etmezken, ya da kaplumbağa hızında ilerlerken, öte yanda gazeteciler “içinde rüşvetle pasaport verildiğini anlatan bir kaydı” haber yaptı diye onları “hayatın gizliliğini ihlal ettikleri gerekçesiyle” suçlamak ve apar topar haklarında dava dosyalayıp mahkemeye çıkarmak bize başka bir şey düşünme şansı bırakmıyor.

    Savcılığın ve polisin bu hantallığı yıllardır can sıkmaktadır. Toplumun çok merak ettiği, “neden ilerlemiyor” dediği, defalarca soru sorduğu konularda “sin da gülle geçsin” taktiği uygulanıyor.

    İnsanların, “Bunlara ağırdan al, bu dosyayı ilerletme diye talimat verildi” düşünmesine neden oluyor. Çok sayıda insan böyle düşünüyor ama polis ve savcılık, bunu terse döndürecek bir tavra girmiyor.

    İlla ki istediğimiz sonuç çıkmasını beklemiyoruz. Dosyalar ilerlesin, suçlanan kişi ya da kurumla ilgili zamanında bir açıklama yapılsın. Öyle unutturulup da yıllar sonra topluma konu ile ilgili “takipsizlik” denmesin…

    Örneğin KIB-TEK’te yolsuzluk olduğu iddia ediliyor. Bu yönde Sayıştay ve Başbakanlık Denetleme raporları var. Süratlenin ve bir şey söyleyin, ortada mahkemeye sevk edilecek bir durum varsa dosyayı hazırlayıp gönderin, yoksa da “dava dosyalayacak unsur bulunmadı” deyin, olsun bitsin… Ne yolsuzluk iddiasında bulunanları ne suçlamaya maruz kalanları ne de kamuoyunu bekletin.

     Bu arada mahkemelerin de süratlenmesi gerekiyor. Davalar uzar, kararların açıklanması süresiz bir tarihe ertelenirse, sonuçta çıkacak kararın bir değeri olmaz.

     Örneğin Kıbrıs Türk Amme Memurları Sendikası (KTAMS), cumhurbaşkanlığı seçimi sürecinde yapılan partizanca istihdamları mahkemeye taşıdı. Seçim Ekim 2020’deydi, şu anda Haziran 2021’deyiz, yani yaklaşık 9 ay oldu… Mahkeme kararını açıklamayı belirsiz bir tarihe erteledi.

    Peki ama mahkeme “partizanca istihdamların” kararını bir buçuk yıl, iki yıl sonra açıklarsa o zaman adalet yerini bulmuş mu olur? Kesinlikle olmaz… İşe alınan kişiler iki yıl çalışacak ve siz iki yılın sonunda karar vereceksiniz, eğer o kişilerin işten çıkarılması kararı verilirse, işte o zaman vicdan adaletin önüne çıkar.

     Ailelerini geçindirmek için iki yıl çalışan bu kişilerin “partizanca alındığına” bakmaz kimse, tam tersine onlara acımaya başlar. Bunca zamandan sonra onları işten çıkardığınızda vicdanlar sızlar. İnsan psikolojisi böyledir…

     İşte yıllardır partizanca işe alınan kişilerin kadrolanması için mücadeleler verilir, yıllarca geçiciler sorunu yaşandı, onlar için yasalar düzenlendi, tüzükler yapıldı, usulsüz istihdamlar döndü yasal hale getirildi… İşe göre kişi alınmadığı, kişilere iş ayarlandığı için devlet daireleri ve kurumlarında yani kamuda verimsizlik var. Bunlar deneyimlendiği halde halen partizanca istihdam yapılıyor ve siyasiler mahkemelerin zamanında karar alamamasını istismar ediyor.

    En azından bu gibi önemli, kamuoyunu ilgilendiren, kanayan yara haline gelen konuların davaları gecikmesin, kararları belirsiz bir tarihe havale edilmesin, kör kuyuya atılır gibi…

    Hep aynı şeyleri duyuyoruz, “polisin personeli yetersiz”, “savcılığın personeli yetersiz”, “mahkemelerin sorunları var”, “yargıç eksikliği var”… Tamam da bu nereye kadar böyle gidecek? Kim tamamlayacak bu eksilikleri? Kim hızlandıracak bu kurumları? Kaç kez adli yıl açılışlarında bu sorunları dinleyeceğiz de hiçbir şey olmayacak?

    Adaletin tüm kolları bu kadar sorunlu, bu kadar ağır oldukça hak yerine gelebilecek mi? Gecikmiş adalet, adalet midir ki? Polisin, savcılığın hantallığı, mahkemelerin yoğunluğu ilanihaye gidecek mi? Bu nedenle iktidardaki siyasiler daha ne kadar partizanca işler yapacak, yolsuzluk yapmak isteyen kişiler bu durumu istismar edip daha ne kadar bunlara devam edecek?

     Daha ne kadar yapanın yanına kalacak ve bu nedenle bu ülkede çürüme nasıl engellenecek? Moral bozucu bir durum. Polis dayanaksız bir gerekçeden dolayı üç gazeteci arkadaşımızı çarçabuk mahkemeye çıkardığı gibi keşke her konuda böyle süratli olsa… Keşke polis gazetecileri korkutmak isteyeceğine yolsuzluk yapanları, dosyalarını süratli hazırlayarak korkutsa, caydırsa… Keşke mahkemeler, partizanca istihdamlarla ilgili davalarda süratli karar verse de iktidardaki siyasilerin partizanlık oyuncağını elinden alsa…

    Merak ediyorum; muhalefetin yasaya aykırı olduğu gerekçesiyle mahkemeye taşıdığı “erken genel seçimle ilgili mecliste ad-hoc komite kurulması” meselesiyle ilgili kararı mahkemenin, seçim yapılıp bittikten sonra verme ihtimali var mı?

DİĞER YAZILARI
09/06/2021 22:39
Bu habere tepkiniz:
Habersiz kalmamak için Telegram kanalımıza katılın
ad

TAGS: Polis ve savcılık bu kadar hantalken, mahkemeler bu kadar yoğunken adalet nasıl yerine gelecek?
MANŞETLER

HK Ali Baturay

© 2019 Digihaber Portal Services Ltd. Haber Kıbrıs.