PORT of FAMAGUSTA, HELLİM ve EGEMENLİK

ads ads ads ads
19/12/2020

ads
ads
ads

Aybike Yektaoğlu Aybike Yektaoğlu


Kıbrıs’ın kuzeyinde yaşayan halk tam 46 yıldır belirsizlik, bilinmezlik ve çözümsüzlükle hayatına devam etmeye çalışmaktadır. Bu sebepledir ki üretim, gelişim ve geleceğin inşaası için kurdukları hayalleri belli bir zaman sonra ya kaybetmekte ya da hayal kuramaz hale gelmektedirler.

Kıbrıs’ın kuzeyinde yaşayan halklar ve toplum, çaresizlik ve bir illüzyon içerisinde yaşamlarını sürdürmekte ve laf kalabalıklarında boğulup, umut ve çaresizliklerini gün be gün pekiştirmektedirler.

Çok mu negatif? Dahası dahi olabilir. Gerçekler ile yüzleşmeye başlama kararını uygulamaya almamaya direttiğimiz sürece, toplumun büyük çoğunluğunun ruh hali sürekli bu şekilde olacaktır.

46 yıllık, yani neredeyse yarım asırlık çözümsüzlük hali, statükonun temel taşlarını oluşturmaktadır. Kim ki bir taşı yerinden oynatmaya çalışır, ülkenin en istenmeyeni ilan edilir. Çünkü toplum düzenini bozmaktadır ve en büyük kabahati de statükonun baş aktörlerinin tıkırında giden planlarını bozmaktır!

Bu ülkenin insanlarının en büyük sıkıntılarından biri de bu ülkede yaşanmışlıkların, onları yaşamayanlar tarafından yazılmaya, anlatılmaya ve hatta değiştirilmeye çalışılmasıdır. Hatta ve hatta yaşanmışlıkların sahipleri gibi davranarak, bu toplumun içine nifak tohumları ekenlerdir.

Port of Famagusta mührü yani Mağusa Limanı’nın mührü. Sorsanız çoğunun haberi yoktur ve ne olduğunu dahi bilmez. Çünkü bu ülkede hayat onlar için 1983’ten itibaren başlar. Öncesi bazıları için hiç yoktur. Çünkü hiç olmamıştır ve bu toplumu bölmek, birbirine düşürmek ve statükonun katmerli köşesinde yer almak için vardırlar. Görevleri yalanlar ya da gerçekleri saptırmak üzerine tasarlanmıştır.

Bırakın Kıbrıs Türk Federe Devleti’nin bize, topluma sağlaması mümkün olabilecek birçok avantajın heba edilerek feshini ve akabinde tüm dünya tarafından tanınmayan KKTC’nin ilanını, üstüne belli bir süre boyunca Avrupa’ya ürettiğimiz ürünlerin ihracında bu toplumun biraz ayakları üzerinde durmasını sağlayacak mührü değiştirenler, bugün üretimden bahsedip 37 yıldır tanınmayan KKTC’de yaşayan toplumun ürettiklerini KKTC mührü ile ihraç edebileceklerini halen başka laf kalabalıkları ile savunmaktadırlar.

Ha 46 yıl, ha 37 yıl. Bugün belki de o mühür değişmese, KKTC ekonomisi çok kaliteli mal üretir durumda olacaktı ve dünyaya ihraç ederek akıllarda belli bir yer kazandırabilecek noktaya gelecekti. Ama neydi? KKTC dünyaya tanıtılacak! İki ayrı devlet olacak ve tüm dünya açmış kollarını bize gelin diyecekti. Tam 37 yıldır aynı hikaye. Ha bugün tanınacak, ha yarın tanınacak. 1983 öncesi 9 yıl ayrı devletin kurulma hayalleri, sonra kurulan devletin bu toplumu getirdiği hal.

Şimdi de hellim. Yıllardır isim tescili için mücadele veren bir Kıbrıs Türk toplumu var. Sırf kültüründen ve özünden gelen, kendi ürünü olan, kendi yeteneği ile ürettiği, kendi toprağı, suyu ve havasını soluyan hayvanlarından elde ettiği ürünü olan hellim. Sanayi de zaten bu toplumda memurlaştırma planı ile yok edilmeye çalışılmıştı. Ekonomi pastasının çok küçük bir dilimi olan ama sanayi mamülü ihracatımızın da ilk sırasında yer almakta ve halen mücadele etmekte. Bir de işin içinden hellimi çıkarıp onu da teslim edelim, tam olsun.

Neymiş? Avrupa Birliği çatısı altında egemen eşit iki devlet!!! Devam edin. Geriye kalan tüm haklarımızdan da mahrum olalım. Mağusa mührünü de kaybettiğimiz gibi, hellimi de kaybedelim. İhracı için orta doğu ülkelerini de başkaları alsın! Farklı farklı isimler altında üretilip dünyada satılsın, biz de yine bakarak hayıflanalım. Belki öyle hemen pat diye olmaz bu. Ama yavaş yavaş, alıştıra alıştıra olur. Sonra bir bakmışız ki o da elden gitmiş.

KKTC’nin tanıma efsanesi bitti, şimdi yeni uydurmalar ile birileri yine yola koyuluyor. 46 yılda sanki yalnızca çözümü savunan “Rumcular” dolayısı ile olmuş gibi, ülkeye iki gün ayak başmış, 90’larda doğmuş, tarihten bir yaprak okumamış troller ile bu toplumun mayası yine değiştirilmeye çalışılıyor. Çözüm dahi demeyeceksin. Haşa! Anında “Rumcu” olursun.

Bu toplum ne “Rumcu”dur ne de “Türkiyeci”. Bu toplum önce “Kıbrıslıdır”. Özü neyse odur. 500 yıllık Kıbrıslılık ve Kıbrıslı Türklük hali, 500 yıl değişmediyse 2 günde de değişmez. Kimse unutmasın ki bugün bu toplum eğer ki Annan planı dönemindeki gibi iradesini ortaya koyup meydanlara dökülmeseydi, 37 yıldır KKTC’yi tanıtacağız diyenlere rağmen bu dünyanın Kıbrıs Türk toplumu ve tanınmayan KKTC’den haberi olmayacaktı. Nokta.

19/12/2020 16:14
Bu habere tepkiniz:
Habersiz kalmamak için Telegram kanalımıza katılın
ad

TAGS: Aybike Yektaoğlu
MANŞETLER

HK Aybike Yektaoğlu

© 2019 Digihaber Portal Services Ltd. Haber Kıbrıs.