SARS-CoV-2 Enfeksiyonunun Patogenezi (Bölüm II)

SARS-CoV-2 (covid-19) laboratuvar ürünü mü?

ads
ads
03/06/2020
HK

ads ads
SARS-CoV-2 Enfeksiyonunun Patogenezi (Bölüm II)

Haber Kıbrıs Bilim Köşesi’nden yeniden merhaba! Bir önceki hafta köşemizde SARS-CoV-2’nin laboratuvar ürünü olup olmadığı ve virüsün hastalık oluşturmasına katkıda bulunan özelliklerinin neler olduğu sorularına yanıt aldığımız Uluslararası Kıbrıs Üniversitesi Eczacılık Fakültesi öğretim üyelerinden Yrd. Doç. Dr. Ender Volkan Çınar ve Yakın Doğu Üniversitesi Tıp Fakültesi öğretim üyelerinden Dr. Buket Baddal ile söyleşimize kaldığı yerden devam ediyoruz. Mikrobiyal patogenez uzmanı olan konuklarımızla bu hafta SARS-CoV-2 ile akut solunum yolu sendromuna neden olan diğer koronavirüsler arasındaki farklardan, aşı veya ilaç geliştirme sürecinde hedef teşkil eden virüse ait yapılardan ve virüsün mutasyon yoluyla değişim geçirip geçirmediğinden bahsedeceğiz.

Çınar’dan SARS-CoV-2’yi hastalık yapıcı diğer solunum yolu virüslerinden ayıran en önemli unsurlardan kısaca bahsetmesini rica ettik. Diğer solunum yolu virüsleri ile karşılaştırıldığında SARS-CoV-2’nin patojenitesi, yani hastalık oluşturma kapasitesi yüksek ve yayılmaya oldukça müsait bir virüs olduğunu söyleyen Çınar, buna karşın SARS-CoV-2 enfeksiyonlarının SARS-CoV ve MERS-CoV enfeksiyonları kadar ölümcül seyretmediğinden bahsetti. Çınar, COVID-19’un SARS ve MERS’ten daha fazla yayılmasının ve tüm dünyayı etkisi altına alan büyük bir salgına dönüşmesinin altında yatan esas nedeni işe şu şekilde açıkladı: “SARS ve MERS, daha ağır seyreden ve vaka ölüm oranları daha yüksek olan hastalıklar olduğundan, hasta bireyler toplum içinde çok etkin olamamış ve yaygın bulaşmanın kısıtlı kalmasını sağlamıştır. COVID-19’da ise asemptomatik [hiç belirti göstermeyen] ve presemptomatik [belirtilerin henüz ortaya çıkmadığı] bireyler de virüsü yayabildiği için bulaşma daha ciddi boyutlara ulaşmıştır.” SARS-CoV-2 ve diğer solunum yolu virüsleri arasındaki bir başka önemli farkın ise SARS-CoV-2’nin bağırsaklar, sinirler ve böbrekler gibi çeşitli doku ve organ sistemlerini de etkileyebilmesi olduğunu anlatan Çınar, bunun temelde SARS-CoV-2’nin bağlandığı ve hücreye girmek için bir anahtar olarak kullandığı “ACE2” isimli hücre yüzey proteininin birçok farklı hücre grubunda bulunması ile ilgili olduğunu ifade etti.

Aktardığı bu bilgilerin üzerine Çınar’a COVID-19’un kontrolü ve önlenmesi noktasında fayda sağlayabilecek terapötik hedeflerin hangileri olduğunu sorduk. Hastalıktan korunmanın ancak etkili bir aşının üretilmesi ve yaygın kullanıma kavuşması sonrasında “sürü bağışıklığı”nın gelişmesi ile mümkün olacağını söyleyen Çınar, sürü bağışıklığının çok trajik sonuçlar doğurabilecek yaygın bulaşma yoluyla değil, aşılama yoluyla kazanılması gerektiğinin önemini vurguladı. Enfeksiyonun önüne geçecek veya doğrudan enfeksiyonun tedavisinde kullanılacak ilaçların bulunmasının da COVID-19’un kontrolünde önemli bir rol oynayacağından bahseden Çınar, SARS-CoV-2’nin çoğalması için elzem olan birden fazla protein molekülü bulunduğunu ve bunların şu an antiviral ilaç geliştirme çabalarının merkezindeki hedef proteinler olduğunu belirtti. İlk akla gelen ve aynı zamanda ilaç/biyoteknoloji firmalarının da dikkatini çeken proteinin “spike” ya da kısaca S proteini olduğunu ifade eden Çınar, sözlerine şöyle devam etti: “Yapısı bilinen bu protein, insandaki ACE2 proteinine bağlanarak virüsün hücreye girişini sağladığı için bu bağlanmayı önleyebilecek moleküller üzerinde çalışılmaktadır. Virüsün hücreye girişini bloke edebilirseniz, hastalığın önüne geçebilirsiniz.” Antiviral ilaç arayışı sırasında terapötik hedefler seçilirken insan vücudundaki önemli molekül ve süreçlere zarar vermekten kaçınmak gerektiğini anlatan Çınar, bu bağlamda SARS-CoV-2’nin araştırmacılara sunduğu eksantrik bir hedefin de “RNA’ya bağımlı RNA polimeraz” enzimi olduğunu söyledi ve “enzimi aldatan, enzimin üretimini durduran ya da enzimin normal işleyişini bozan terapi ajanları üretilmiş olup, bunlardan bazıları kullanımda bazıları ise klinik çalışmalardadır” diye de ekledi. Son olarak COVID-19’un kritik safhalarında enflamasyonun veya diğer adıyla yangının da yüksek seviyelere ulaşıp insanda zararlı etkiler gösterebileceğine değinen Çınar, bağışıklık sistemini baskılayan bazı ilaçların ve monoklonal antikorların da hâlihazırda klinik çalışmalarda denendiği bilgisini verdi.

Daha önceki köşe yazılarımızda SARS-CoV-2’nin bir RNA virüsü olduğundan ve virüsün özelliklerinin tamamının RNA’yı oluşturan bazların (harflerin) deşifre edilmesi aracılığıyla belirlendiğinden bahsetmiştik. Yazılı/görsel basında ve sosyal medyada SARS-CoV-2’nin RNA’sında meydana gelen mutasyonlar (genetik değişiklikler) sayesinde farklılaştığı ve bu farklılaşmanın salgının seyrini etkilediği veya etkileyeceği ile ilgili çeşitli görüşler öne sürülmüştür.  SARS-CoV-2’nin genetik olarak değişip değişmediği sorusuna yanıt olarak Baddal’dan tüm virüsler gibi SARS-CoV-2’nin de enfeksiyon sırasında konağa ait hücreler içinde çoğalırken veya kişiden kişiye bulaşırken mutasyona uğradığını ve bu mutasyonlardan bazılarının doğal seçilim sürecinde korunarak popülasyon içinde yayılabildiğini öğrendik. Ortaya çıkan değişikliklerin zaman içinde biriktiğinden ve virüsün hastalık yapma kapasitesinde bir değişime (artış veya azalış şeklinde) neden olabileceğinden bahseden Baddal, sözlerine şu şekilde devam etti: “Yapılan bir çalışma sonucunda SARS-CoV-2’nin S ve L olmak üzere iki farklı tip oluşturacak şekilde mutasyon geçirdiği belirlenmiştir. Daha bulaşıcı olduğu saptanan L tipi, Wuhan’daki salgının ilk evrelerinde daha yaygın olarak saptanmış ancak bu tipin görülme sıklığı daha sonra giderek azalmıştır.” RNA yapısında rastlantısal olarak meydana gelen değişikliklerden bahsetmeye devam eden Baddal, 160 farklı SARS-CoV-2 RNA’sının incelendiği bir diğer çalışmada RNA seviyesinde farklılık gösteren üç farklı SARS-CoV-2 tipinin (A, B ve C) saptandığı bilgisini verdi. A tipinin Wuhan’daki salgın sırasında ilk olarak ortaya çıkan ancak az kişiye bulaşan tip, B tipinin Çin’de asıl salgına neden olan tip ve C tipinin ise Avrupa’da sıklıkla görülen tip olduğunu bildiren Baddal, esas olarak genetik malzemede meydana gelen değişikliklerin virüsün hastalık yapabilme yeteneğinde herhangi bir farklılığa yol açıp açmadığı üzerinde durulması gerektiğinin altını çizdi. Baddal, bu konuda yapılan araştırmalarda farklı virüs tiplerinden bir kısmının diğerlerine kıyasla konak hücre içinde çok daha fazla miktarda bulunduğunun ve konak hücrenin ölümü ile ilişkili etkiler (sitopatik etkiler) açısından da tipler arasında farklılık görülebildiğinin ortaya konulduğunu belirtti. Mutasyonların ne hızda ve viral genomun neresinde gerçekleştiği sorularına yanıt arayan evrim modellemesi ve takibinin ilaç tasarımında oldukça önemli olduğunu vurgulayan Baddal, SARS-CoV-2 evriminin gerçek zamanlı takibini sağlayan NextStrain veri tabanının oluşturulduğunu ve dünya çapında birçok farklı laboratuvardan gönderilen 2000’in üzerinde SARS-CoV-2 RNA örneğinin karşılaştırmalı olarak analiz edildiğini ifade ederek, bu çalışmaların virüsün yayılma şeklinin belirlenmesi açısından oldukça önemli olduğuna işaret etti.

SARS-CoV-2’nin laboratuvar ürünü olduğuna dair herhangi bir bilimsel kanıtın olmadığını, karıncayiyen ve yarasalarda bulunan koronavirüsler arasında meydana gelen genetik rekombinasyon sonucu oluştuğunu, özellikle yaygınlığı ve etkilediği organ sistemleri açısından diğer solunum yolu virüslerinden farklılık gösterdiğini, başta S proteini olmak üzere virüsün yaşam döngüsünde hayati öneme sahip olan çeşitli proteinlerin ilaç/aşı geliştirmede hedef olarak alınabileceğini ve bu virüsün mutasyona yatkın bir virüs olduğunu öğrendiğimiz iki haftalık “SARS-CoV-2 Enfeksiyonunun Patogenezi” başlıklı söyleşimiz sona ererken, haftaya salı günü yeniden burada olacağımızı size hatırlatmak isteriz. O zamana kadar sağlıkla kalın!

Derleyen ve hazırlayan: Haber Kıbrıs Bilim Köşesi Ekibi (Doç. Dr. Kerem Teralı – YDÜ, Yrd. Doç. Dr. Mehmet İlktaç – DAÜ ve Yrd. Doç. Dr. Aybike Yektaoğlu – DAÜ)

03/06/2020 10:55
ad

Bu habere tepkiniz:
TAGS: SARS-CoV-2, koronavirüs, covid-19
MANŞETLER

HK SAĞLIK

© 2019 Digihaber Portal Services Ltd. Haber Kıbrıs.