SARS-CoV-2 Enfeksiyonunun Patogenezi (Bölüm I)

ads
ads
26/05/2020

ads ads
SARS-CoV-2 Enfeksiyonunun Patogenezi (Bölüm I)

Önceki haftalarda Haber Kıbrıs Bilim Köşesi’nde SARS-CoV-2’nin tanısında kullanılan farklı laboratuvar testlerinden, bu testlerin performans karşılaştırmalarından ve virüsün hayvanlarla olan sıkı ilişkilerinden bahsettik. Bu hafta ise köşemizde SARS-CoV-2’nin laboratuvarda üretilmiş bir virüs olduğu ile ilgili varsayımlardan, virüsün hastalık oluşturmasına katkıda bulunan yapısal özelliklerinden ve hastalığın mikroskop altı düzeyde nasıl geliştiğinden bahsedeceğiz. Bu konularla ilgili olarak hazırladığımız soruları, her ikisi de mikrobiyal patogenez alanında uzman olan Uluslararası Kıbrıs Üniversitesi Eczacılık Fakültesi öğretim üyelerinden Yrd. Doç. Dr. Ender Volkan Çınar’a ve Yakın Doğu Üniversitesi Tıp Fakültesi öğretim üyelerinden Dr. Buket Baddal’a yönelttik.

İlk olarak “mikrobiyal patogenez” teriminin anlamını sorduğumuz konuklarımızdan patogenezin enfeksiyon hastalıklarına neden olan mikropların hastalık oluşumunda rol oynayan yapılarını ve hastalık oluşturma mekanizmalarını araştıran bir bilim dalı olduğu yanıtını aldık. Çınar ve Baddal, SARS-CoV-2 enfeksiyonunun patogenezinin araştırılmasının, hastalığı önleyebilecek veya olumsuz etkilerini azaltabilecek aşı ve ilaçların geliştirilmesi için olası hedeflerin belirlenmesi açısından da oldukça önemli olduğuna değindi.

Salgının ortaya çıkmasından kısa bir süre sonra SARS-CoV-2’nin kökeni ile ilgili olarak sosyal medya başta olmak üzere çeşitli platformlarda virüsün laboratuvar ürünü olduğu yönünde farklı komplo teorileri ileri sürülmüştür. Bu iddialar, salgının beşinci ayını geride bıraktığımız bugün bile bazı çevreler tarafından ısrarla dile getirilmektedir. Bu virüsün yapay olarak üretilmiş olma ihtimali ile ilgili bilimsel verileri bizimle paylaşmasını rica ettiğimiz Baddal, konuya şu şekilde bir açıklama getirdi: “Bazı kesimler, virüsün Çin’deki bir laboratuvarda üretildiğini ve yanlışlıkla dış dünyaya sızdığını veya geliştirilmiş olan aşıdan gelir elde etme amacıyla kasıtlı olarak topluma salındığını ileri sürmektedir. Diğer kesimler ise, virüsün Amerika’da yapay olarak üretilip Çin’e yayıldığını iddia etmektedir.”  Baddal, 5 Mayıs 2020 tarihinde bu köşede yayımladığımız makalemize atıfta bulunarak, kanıta dayalı bilimsel verinin öneminin altını çizdi ve günümüzde SARS-CoV-2’nin laboratuvar ortamında oluşturulan bir virüs olduğunu kanıtlayan herhangi bir bulguya rastlanmadığına işaret etti. Söz konusu iddiaların tam aksine, virüsün kökeninin araştırıldığı bir çalışmada SARS-CoV-2’nin zarf yapısında bulunan ‘spike’ ya da kısaca S proteininin, karıncayiyende saptanan bir koronavirüsünki ile %99 oranında benzerlik gösterdiğinin bulunduğunu belirten Baddal, bir başka çalışmada ise yeni koronavirüsün yarasa ve karıncayiyen koronavirüsleri arasında gerçekleşen genetik rekombinasyon (gen parçası alışverişi) sonucu ortaya çıkan bir melez olduğunun açıkça gösterilmiş olduğunu söyledi. Baddal’ın bu ifadelerinin, 12 Mayıs 2020’de yayımlanan köşe yazımızda konuk bilim insanı Yrd. Doç. Dr. Ayfer Fındık’ın yarasalar ve karıncayiyenlerdeki koronavirüsler ile ilgili anlattıkları ile örtüştüğünü görmekteyiz. Aksi kanıtlanmadıkça bu iddiaların toplumda korku ve tedirginlik yaratmaktan başka herhangi bir amaca hizmet etmeyeceğini ifade eden Baddal, bilimsel olarak desteklenmeyen hiçbir olasılığın dikkate alınmaması gerektiğini özellikle vurguladı.

İnsan genomu yani insandaki genetik şifrenin tamamı, 3 milyardan fazla harften (DNA bazından) meydana gelmektedir. Genomun deşifre edildiği süreçler yardımıyla her insan hücresi kendi gereksinim duyduğu çeşit ve sayıda protein üretmektedir. Çınar’dan SARS-CoV-2 enfeksiyonunun gerçekleşmesinde rol oynayan viral özelliklerden bahsetmesini rica ettik. İnsan genomunun aksine SARS-CoV-2 genomunun yalnızca 30 bin harften (RNA bazından) meydana geldiğini söyleyen Çınar, bu kısacık şifreyle virüsün ihtiyacı olan 30 farklı proteinin üretilebildiğini ve bunların içinde yapısal proteinler, enzimler ve “aksesuar” proteinler bulunduğunu anlattı. Her bir proteinin virüsün varlığını sürdürmeye yarayan özel bir görevi olduğunu ve bu yüzden de bu proteinlerin SARS-CoV-2’nin askerleri olarak konumlandırılabileceğini ifade eden Çınar, sözlerine şöyle devam etti: “Moleküler açıdan bakıldığında SARS-CoV-2 enfeksiyonu, hücrelerimizin korunma amaçlı ürettiği proteinlerle viral proteinlerin stratejik bir savaşına benzer. Birtakım SARS-CoV-2 proteinleri, viral protein üretimini artırmakta ve hücrelerimizin virüse karşı geliştirdiği antiviral moleküllerin üretimini azaltmaktadır (NSP1). Bazı SARS-CoV-2 proteinleri, virüsün RNA genomunun kopyalanmasını desteklerken (NSP7, NSP8, NSP12), diğerleri ise enfekte olmuş hücrenin yardım çağrılarını susturmaktadır (ORF6). Vücudumuzda viral RNA gibi yabancı molekülleri tanımaya ve yok etmeye adanmış proteinler bulunur. Fakat SARS-CoV-2 proteinlerinden bazıları, virüsü kamufle etmekte ve viral moleküllerin tanınmasını engellemektedir (NSP10, NSP16). En çok konuşulan viral protein olan ‘spike’ (S) proteini ise birçok farklı hücre grubumuzun yüzeyinde bulunan ACE2 proteini ile bağlanarak, virüsün hücrelerimizin içine girmesini sağlamaktadır.” S proteini ile ilgili bilgi vermeyi sürdüren Çınar, yapılan çalışmaların SARS-CoV-2 S proteininin geçirmiş olduğu mutasyonlar (genetik değişiklikler) sonucunda ACE2 proteinine daha çabuk bağlanabildiğini ve bu sebeple SARS-CoV gibi diğer koronavirüslerle mukayese edildiğinde SARS-CoV-2’nin daha kolay enfeksiyon yaratabildiğini gösterdiğinden bahsetti. S proteini ve ACE2 arasında gerçekleşen bağlanmanın atom seviyesinde enfeksiyonun ilk adımı olduğunu vurgulayan Çınar, bu bağlanmanın aynı zamanda bilim insanlarının önünü almaya çalıştığı konak–patojen etkileşimlerinin de başında geldiğini aktardı.

Haftaya konuklarımızla olan sohbetimize kaldığımız yerden devam edecek ve hem SARS-CoV-2 ile diğer solunum yolu virüsleri arasındaki temel farklara değinecek hem de COVID-19’un kontrolü ve önlenmesi noktasında fayda sağlayabilecek terapötik hedeflerden konuşacağız. Ayrıca konuklarımızdan SARS-CoV-2’nin evrilmeye devam edip etmediğini öğrenecek ve kendileriyle bunun olası etkilerini tartışacağız. O zamana kadar sağlıkla kalın!

Derleyen ve hazırlayan: Haber Kıbrıs Bilim Köşesi Ekibi (Doç. Dr. Kerem Teralı – YDÜ, Yrd. Doç. Dr. Mehmet İlktaç – DAÜ ve Yrd. Doç. Dr. Aybike Yektaoğlu – DAÜ)

26/05/2020 20:21
ad

Bu habere tepkiniz:
TAGS: SARS-CoV-2 Enfeksiyonunun Patogenezi (Bölüm I), haberkibris, haberkibris bilim köşesi, kıbrıs korona virüs,
MANŞETLER

HK KIBRIS

© 2019 Digihaber Portal Services Ltd. Haber Kıbrıs.