Seçimle, bu enkazın ne kadarını kaldırmak mümkün olacak?

ads ads ads
09/01/2022

ads
ads
ads

Ali Baturay Ali Baturay


   Seçimi boykot edenlerin ne kadar bir yüzdeliğe denk geleceğini şimdilik tahmin etmek zor.

   Boykotla ilgili farklı argümanlar ortaya konulsa, farklı diller kullanılsa da o kesimdeki ortak kanı “seçimin bir şey değiştiremeyeceği/ seçim sonrası da bugünkü yaşadıklarımızın benzeri şeyler yaşanacağı” duygusu ortaya çıkıyor…

    Cumhurbaşkanlığı seçimine ve UBP kurultayına yapılan müdahaleler de birçok kişide umutsuzluğa neden oldu… Birçok kişi, seçimle bir şey değiştiremeyeceğini düşünmeye başladı.

    Tabii ki geçmiş seçimlerde verilen bolca vaatlerin çoğunun yerine gelmemesi, iktidara gelen partilerin “kaynak yaratamaması”, “maddi sıkıntıları aşamaması”, “bazı hayati konularda irade ortaya koyamaması”, “radikal kararlar alamaması”, “kronik sorunlara çözüm üretememesi” ve sonuçta mevcut düzenin bir parçasına dönüşmesi de moral bozucu…

    Yanlış anlamayın, “tüm siyasi partiler aynıdır” demiyorum, mutlaka farklılıkları vardır. Örneğin UBP-DP-YDP Azınlık Hükümeti, pek benzeri olmayan ülke tarihinin en kötü hükümetiydi. Bu örnek bile partiler ve o siyasi partileri yöneten kişiler açısından farklılıklar olduğunu göstermektedir.

    Ancak yine de toplama baktığımız zaman ülkeyi, halkın yaşamını olumlu anlamda dönüştürecek adımlar göremiyoruz, yani gelmiş geçmiş tüm hükümetler radikal tedbirler alamamış, ülkedeki çarpık düzen devam etmiş, ekonomik açılım yapılamamış, sosyal devlet yaratılamamış ve yıllardır süren kronik sorunlar açısından bir farklılık, bir değişim olamamıştır.  

    İktidara gelen her hükümet, başta kamu maaşları olmak üzere, devletten alacaklı olanlara para bulmakla zaman harcamış, başka bir şeye kafa yoramamıştır.

    Tabii ki partizanlığa yönelmeyen, alengirli işlere bulaşmayıp temiz kalmayı başaran, hakkında hiçbir şey söylenemeyecek temiz insanlar geldi iktidara, bazı faydalı yasalar, düzenlemeler de yaptılar, “yapmadılar” diyemeyiz.

     Ancak yapılanlar, yaraya pansuman gibiydi, büyük değişimler hiç olmadı… Belki bu iddiada olanların süreleri yetmedi, belki hükümet ortaklarıyla dokuları uyuşmadı, belki yapmalarına izin verilmedi ama sonuçta arzu edilen değişim olmadı, olamadı…

     Yanlış anlamayın, ütopik şeylerden bahsetmiyorum, hani şu kahvehane konuşmalarında bazı çağdaş ülkelerdekilerin benzeri şeylerin hemen olması tahayyül edilen “süper sistemlerden” veya söylenme düzeyinde kalan “bu sistem değişmeli” ya da “bu ülkede hiçbir şey olmaz” gibi şeyler söylemiyorum size, ancak bir yerden başlanamaz mıydı? Ya da halen başlanamaz mı?

      Kamunun verimsizliği mesela, yani devlet dairleri ve kurumlarındaki verimsizlik, sistemsizlik, keşmekeş, bürokrasiden kurtulamama… Mesela buradan başlanamaz mı? Buralarının vatandaşa işkence yeri değil de hizmet alanları olduğu hatırlanmayacak mı?

     Mesela başka ülkelere gidip de geldiğimizde hayran kaldığımız çevre temizliği, çevre düzeni için ciddi, radikal kararlar alınamaz mı?

     Mesela, trafik kazaları/ çarpışmalarının yol açtığı ölümler böyle sürecek mi? Bunun için tedbirler artırılamaz mı, altyapıdan eğitime ve sıkı denetime kadar bir paket olarak radikal kararlara imza atılamaz mı?

     Mesela çalışma yaşamına bir düzen getirilemez mi? Emekçilerin haklarının yenmesinin, köle gibi çalıştırılmasının, iş kazalarında can vermesinin önüne geçilemez mi alınacak çok ciddi tedbirlerle, kimseye müsamaha göstermeden, kimsenin gözünün yaşına bakmadan?

    Devletin de üzerinde güce sahip olan bazı kesimlerin artık bu ülkede perde gerisinden söz sahibi olmasının önüne geçilemez mi? Seçim zamanlarında ya da siyasilerin başka ihtiyaçlarında maddi katkı alınan bu kesimlerle göbek bağı kesilemez mi?

    Eğitimde özel okullarla devlet okulları arasındaki uçurumun açılmasına devam mı edilecek? Devlet okullarında da tam gün eğitime geçmek bu kadar zor mu? “İyi eğitim özel okullarda verilir” anlayışı daha da mı içselleştirilecek, yoksa devlet okulları özelle rekabet edebilir hale getirilebilecek mi? Özel ders olayının çığırından çıkmış haline el atılmayacak mı?

    Aynı şekilde sağlıkta devlet hastanelerinin yetersizliğinden dolayı, insanlar özel hastaneler ve kliniklere mecbur bırakılmaya devam mı edilecek? Sigorta yatırımları yapılan insanlar devlet hastanelerinden hizmet almak yerine yüklü paralar ödeyip özelden sağlık hizmeti almaya devam edecek mi?

  Covid-19 salgını gibi küresel sorunlar veya Türkiye’deki ekonomik krizlerden dolayı etkilenen KKTC’de baş gösteren sıkıntılara karşı halkına, işletmelerine katkı yapacak bir birikimi olmayacak mı bu ülkenin? “Dayanıklılık fonu” gibi tedbirler düşünülmeyecek mi? KKTC devleti “gün çalışıp gün yiyen” dar gelirli bir insan gibi “aylık para biriktirip aylık devlet çalışanlarını ödeyen” bir yapıdan kurtulmayacak mı? Sıkıntı oldu mu da öylece kalan bir sistemle ülke yönetilmeye devam mı edilecek?

  Covid-19 salgınına devlet bütçesinin bir ay bile dayanamaması normal mi yani? Türk Lirası kullanmaktan dolayı KKTC halkının yaşadığı mağduriyet için çare düşünülmeyecek mi? Bunlar Türkiye’deki yöneticilere anlatılamayacak mı?

  Zenginliğine zenginlik katan ama vergi vermekten kaçınanların üzerine gidilebilecek mi?

  Kendi kendine yeter olmanın pratikleri uygulanacak mı? Bunu yaparken bazı özverilerde bulunmak gerektiği bu halka anlatılabilecek mi? Kendi kendine yeter olunursa Türkiye’ye bağımlı bir ekonomimiz olmayacağını, ancak o zaman Türkiye ile ilişkilerin düzene girebileceğini yönetenler anlayacak ve halka da anlatabilecek mi? Yoksa eli açık para dilenip her türlü tavize açık mı olacaklar?

    Türkiye ile ilişkilerde bu ülke halkının beklentileri anlatılabilecek mi, bu ülkeye uygun olmayan gömleklerin giydirilmemesi sağlanabilecek mi? Bu ülke insanının kendine özgülüğü, karakteri, kültürü olduğu ve bunun değişemeyeceği söylenebilecek mi?

    Tüm saydıklarım ve aslında şu anda buraya yazamadığım daha fazlasını adım adım yaparak, aslında bir anlamda Kıbrıs’ta bir çözüme de hazırlık yapılmış olabileceğini, hiçbir şey yapmadan “çözüm olsun da kurtulalım” yerine “adım adım çözüme hazır olalım” anlayışı benimsenecek mi? Biz bu akılla, bu zihniyetle, Kıbrıs’ta çözüm olsa da sıkıntı yaşarız…

    Ben de Kıbrıs’ta çözümü canı gönülden istiyorum ama çözümü bekliyoruz diye bu ülkede yapılabilecek onlarca işi yapmayacak mıyız?  

    Çağ değişiyor, yeni bir yüzyıla giriyoruz ama aynı yöntemlerle, eskiden kalma alışkanlıklarla, ezberle (ki o ezberin içinde iyi şeyler yok) devlet yönetilmeye çalışılıyor. Halen partizanlıkla, devlet imkanlarını dağıtmakla oy devşirme ve ülkeyi öyle yönetme sevdasında olanlar var.

     Tüm bunları sıralayınca da “karamsarlık aşılıyorsun”, “bu ülkeden bir şey olmaz hissi yaratıyorsun” diyorlar bize… Amacım umutsuzluk aşılamak değil, “bu ülkeden bir şey olmaz” sözünü hiç kullanmadım ve olabilmesi için de çaba, emek, özveri ve vizyon da gereklidir.  

     Ben seçimi boykot etmeyeceğim, boykotçu değilim ama boykotçuları haklı çıkaran onlarca olay yaşandı bu ülkede ve anket sonuçları yine onları haklı çıkacakmış gibi görünüyor. “Daha seçim olmadan, hükümet oluşmadan bunu nasıl söyleyebilirsin?” diyebilirsiniz ama sonuçlar bugünkü milletvekili dağılımına benzer şekilde çıkarsa, siz umutlu olabilir misiniz?

   Tüm bu söylediklerime “hak verip”, “söyledikleri doğrudur” diyen ama bildiğini okuyan çok büyük bir kesim var, bu sistemden şikayet eden ama aslında mevcut sistemin devam etmesi için can atan, çaba gösteren çok sayıda insan var. Sistem çok kötü ama toplumun büyük kısmı “bireysel kurtuluş” peşinde ya da “bireysel çıkar” diyeyim, o nedenle bile bile yanlışı seçiyor, yanlışı istiyorlar.

   Pisliğin içinde yaşayıp da “konforum kaçmasın” diyorlar, aslında zannettikleri gibi konforları da yoktur, çürümenin onları da yakalayacağını, çirkefin onları da içine çekeceğini göremeyecek olarak körleşerek… Çocukların, yakınların bu ülkeyi terk etmiş, başka ülkelerde hayat kurmuş ya da kurmanın hesaplarını yapar, hayallerini kurarken buralarda sen nasıl bir konfordan söz edebilirsin ki? Ya da parçası olduğun sistem seni yok ederken nasıl rahat olabilirsin?

   Çıkış noktaları, işaret ettikleri gerçek olsa da onlara saygı duysam da boykotçular yeterince organize olamadıkça bir şeyleri değiştirmeleri mümkün değildir, seçime çeyrek kala buna karar vermek ve gerçek anlamda bir güç oluşturamamak, ancak da boykotçuların kendi vicdanını rahatlamasından, olası kötü yönetimler için “sandığa gitmedim, payım yok” demesinden öte bir işe yaramayacak…  

    Yazının geneli “kafası karışık”, iki arada bir derede kalmış bir kişinin yazdıkları gibi görünebilir, “çoğunluğun yine yanlış seçimler yapma eğilimi içinde olduğunu şimdiden görüp de neden seçimde oy kullanacaksın?” diye bir soru da sorabilirsiniz.

    Evet, seçimden çok büyük beklentiler içinde değilim ama eğer şikayetçiyseniz, mevcut sistemin devamından yana olanlara değil de bir şeyleri değiştirme iddiasında olanlara katkı yapabilirsiniz diye düşünüyorum. Ne kadarını başarabileceklerini bilemiyorum ama en azından hiçbir şey yapma niyetinde olmayanların daha güçlü gelmesini engellemek için bir payınız olur… Yeter mi bilmem… Yetmezse de mücadeleye devam…

DİĞER YAZILARI
09/01/2022 20:04
Bu habere tepkiniz:
Habersiz kalmamak için Telegram kanalımıza katılın
ad
TAGS: ali baturay
MANŞETLER

HK Ali Baturay

© 2019 Digihaber Portal Services Ltd. Haber Kıbrıs.