Tahammülsüzlük, hoşgörüsüzlük gittikçe artıyor…

ads ads ads ads
13/07/2021

ads
ads
ads

Ali Baturay Ali Baturay


    Bu ülke zaten hep sorunlar ülkesi olmuştur…

    Kıbrıs’ta bir çözüme ulaşılamaması, izolasyonlar nedeniyle Kıbrıslı Türklerin dünyadan kopuk olmasının yarattığı sıkıntılar, sürekli hâkim olan belirsizlik, çarpık bir yapı oluşturulması, ülkenin iyi yönetilememesi nedeniyle kronikleşen ve çözümlenemeyen sorunlar…

   Yıllardır maruz kaldığımız, sıkıntısını çektiğimiz sorunlar, neredeyse ülkeyi yaşanılmaz hale getirdi, nitekim çok sayıda vatandaşımız göç etti.

   Hal böyleyken, Covid-19 salgını sorunlarımızı daha da artırdı, sorunlarımıza sorun kattı, ekonomik olarak ülke dibe vurdu, reel sektör, bazı iş çevreleri, küçük esnaf, büyük sıkıntılara girdi.

    Emekçiler ya işsiz kaldı ya maaş almadı ya da çok düşük maaşlarla çalıştı…

    Çok kötü günlerden geçiyoruz, evine ekmek götüremeyen insanlar var, sorunlar dayanılmaz halde…

    O kadar sorun yetmezmiş gibi, demokrasi sorunları da yaşamaya başladık.

    Hızla fakirleşen halka, düşünce ve ifade özgürlüğü, basın özgürlüğü, sendikal haklar, insan hakları da çok görülmeye başlandı.

    Yönetenler, konuşan, görüşlerini, düşüncelerini ortaya koyan, eleştiren, sorgulayan halktan da rahatsız olmaya başladı.

    Tahammülsüzlük, hoşgörüsüzlük gittikçe artıyor…

    Sorunlara çare bulamayan, yapılacak birçok işi Türkiye’ye bırakan ve Türkiyeli yetkililere, yağ çekmek, şükran sunmak, yalaklık yapmakla gününü geçiren ülke yöneticileri, oradan aldıkları güçle de başını kaldıranı ezmek istiyor.

    Türkiye’den ülkemize gelen aşılarla ve planlanan altyapı çalışmalarıyla ilgili övünmekten başka bir şey yapmayan yöneticiler, meclisi açacak nisabı sağlayamayacak, istifa eden Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanının yerine bir ismi dahi atayamayacak kadar yeteneksiz ve çaresiz bir durumda.

     Cumhurbaşkanı, ülkede sanki hiç sorun yokmuş gibi, Türkiye’de şehir şehir gezip nutuk atıyor, sarf ettiği sözlerle kendi halkının büyük kesimini rencide ediyor.

     Bir taraftan da sendikaların zayıflatılması ve sendikal hakların budanması için girişimler yapılıyor, çalışma yaşamı açısından son derece önemli olan “Toplu İş Sözleşmesi” işlevsiz hale getirilmeye çalışılıyor…

    Türkiye’den ülkemiz gazetecilerine, aydınlarına davalar açılıyor, ülke yöneticileri bu konuda hiçbir şey yapmıyor…

     Yasalar farklı yorumlanıp, gazetecilere dava okunuyor, içinde rüşvetle ilgili konuşma olan videoyu paylaştı, haber yaptı diye “özel hayatın gizliliği” denip gazeteciler hapsedilmek isteniyor.

    İki insanımız “güvenlik açısından sakıncalı” denilip, Türkiye’ye sokulmuyor, geri gönderiliyor, ortada bir kara liste olduğu söyleniyor ama ülke yöneticileri sadece seyrediyor…

    Cumhurbaşkanı Ersin Tatar’ın televizyonunda program yapan gazeteci arkadaşımız Serhat İncirli, bir gece yarısı facebook mesajıyla işten atılıyor, programına son veriliyor.

    Ne bir ihbar ne bir ön konuşma ne yasal bir prosedür…

    Ortada, gece yarısı sosyal medya hesabından Serhat İncirli’yi işten çıkardığını açıklayan bir patron var.

    Hani diyoruz ya “Özel sektörde çalışanların kaderi patronun iki dudağı arasındadır, ‘seni işten attım’ deyip kapı önüne koyabiliyor…”

    İşte tam öyle işten çıkarıldı Serhat İncirli… Hem de cumhurbaşkanının televizyonunda, cumhurbaşkanının eşi tarafından bir gece yarısı işine son verildi.

    Serhat İncirli, uyurken işten atıldı… Eşi o saatte ayakta olup o mesajı okumasa ve ona işten atıldığını söylemese ya da telefonuna hiç bakmasa görevine son verildiğini öğrenemeyecek, programı yapmak için kanala gidecekti. Olacak iş mi bu?

    Eğer bunları cumhurbaşkanının sahibi olduğu televizyon kanalı yaparsa, eğer çalışma yasalarına cumhurbaşkanının televizyonu uymazsa, diğerleri neler yapmaz ki?

    Bir süreden beridir basın üzerinde, gazeteciler üzerinde bir baskı oluşturuluyor ve gittikçe de artıyor. Bunun son perdesi de Serhat İncirli’nin işten çıkarılması oldu…

    (Bu arada gözünü kin, nefret bürümüş bazı gazeteci eskisi, solcu eskisi tipler, sivil toplum örgütü temsilcilerini ya da gazetecileri gammazlayıp, hedef gösteriyor, yıllardır bu kötülüğü yapmaktan usanmadılar... Fenalık yapmakla ellerine ne geçecekse!)

    Tüm bunların arkasından başka ne gelecek acaba? Sivil toplum örgütü temsilcilerinin, aydınların, gazetecilerin üzerine kâbus gibi çökülmüş, bu aslında tüm toplum üzerinde kurulmak istenen baskının ön hazırlığıdır.

    Kendi partisel ve kişisel çıkarları devam etsin diye koca bir toplumu heba etmeye hazır bir yönetici kadrosu…

    Kendi inanına uymayan, kendi insanını mutsuz eden, huzursuz eden, göçe zorlayan, yok eden bir anlayış var… Buna bir son verilmelidir ve son bulması için de halkın sesi yükselmelidir.

   

DİĞER YAZILARI
13/07/2021 22:14
Bu habere tepkiniz:
Habersiz kalmamak için Telegram kanalımıza katılın
ad
TAGS: Tahammülsüzlük, hoşgörüsüzlük gittikçe artıyor…
MANŞETLER

HK Ali Baturay

© 2019 Digihaber Portal Services Ltd. Haber Kıbrıs.