Talat: “CTP içindeki kırılma 1983’te KKTC’nin ilanı ile başladı”
2’nci Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat’la ile biraz bugünü ve gündemi ama esas geçmişi konuşmak üzere Lefkoşa’daki ofisinde buluştuk.
21/05/2012
“KÖGEF’İN CTP’YE GİRİŞİ PLANLI BİR HAREKET DEĞİLDİ”… “KÖGEF’in CTP’ye girişi planlı bir hareket değildi. Kesinlikle değildi. Bunun böyle olduğunu kim söylerse yalan söyler. Biz öğrenimden döndüğümüzde zaten öyle bir hevesimiz olmadı ki. Öyle bir heves hiç ortaya koymadık. Biz oradayken, ‘Parti ne derse biz onu yaparız’ diyorduk”
“GİYİMİME ÖZEN GÖSTERMEZ PANTOLONUMUN PAÇASINI ZIMBA İLE TUTTURDUM”… “Giyimime özen göstermezdim. Pantolonun paçasını zımba ile tutturduğum ya da yapışkanla yapıştırdığım, ya da ayakkabıların arkasının yırtılabildiği ve onu öyle giymeye devam ettiğim gibi durumlar olurdu. Kemer varsa takardım. Yoksa ip de bağlardım”
“KKTC’NİN İLANINDA AĞLADIĞIMI SÖYLEMEM SEÇİMİ KAYBETMEMDE ETKİLİ OLDU”… “KKTC’nin ilanında ağladığımı söylememin seçimi kaybetmemde etkisi olduğunu sanıyorum, çünkü gittiğim bölgelerde, köylerde bu konuda sorgulandığım durumlar oldu. Etkili olmuş olabilir… Ama ben bunu söylemeyecek, inkar edecek karakterde birisi değilim yani. Bu benim için bir travmaydı. Düşünebilir misiniz siz 3-5 gün önce ilana karşı yürüyüş yapacak sonra da bu yürüyüşü yapmamış gibi çıkıp evet diyeceksiniz. Ben bunu kabul edemem”
2’nci Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat’la ile biraz bugünü ve gündemi ama esas geçmişi konuşmak üzere Lefkoşa’daki ofisinde buluştuk. Yaklaşık bir saat süren bir görüşme yaptık. KKTC’nin ilanında ağladığını söylemesinin Cumhurbaşkanlığı seçimini kaybetmesinde etkili olduğunu düşünen 2’nci Cumhurbaşkanı Talat’ın, CTP içerisinde partinin KKTC’nin tanıtılmasının bayraktarlığını yapması için öneride bulunmuş olduğunu ben bu söyleşi sırasında öğrendim.
2’nci Cumhurbaşkanı Talat seçimleri kaybetmemiş olsaydı Rum lider Hristofyas’la anlaşabileceklerini hala düşünüyor. Gelinen aşamada Cumhurbaşkanı Derviş Eroğlu’nun müzakere sürecinde ortaya koyduğu performansı ise eleştiriyor.
Mehmet Ali Talat, müzakerelerde işlerin tıkandığı görüşünde… 1 Temmuz’dan sonra Güney Kıbrıs’ın AB Dönem Başkanı olması sonrasında ise müzakerelerin bir anlamı kalmayacağını düşünüyor. 2’nci Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat’la yaptığımız röportajın bugün ilk bölümünü okuyacaksınız. Röportajımızı üç gün boyunca bu sayfalarda okuyacaksınız…
“Ben esir halkların durumunu hiç hazmedemezdim”
Mete Tümerkan: Siyasetle ne zaman tanıştınız?
Mehmet Ali Talat: Ben daha Kıbrıs’tayken siyasi konulara ilgi duymaya başlamıştım. Ama özellikle ilgi duyduğum konu, ezilen insanlara, halklara yönelikti. Toplumların da ezilen kesimine yönelikti. Acı çeken, baskı altında kalan kesimlere yönelikti. Onlara karşı bir sempatim vardı ve isyan ediyordum bu insanların baskı altına alınmasına. Toplumlar için de aynıydı. Örneğin hiç hazmedemediğim, esir halkların durumuydu. O dönemde Sovyetler Birliği topraklarında bulunan, Çin topraklarında yer alan Türk kavimleri ile ilgili çeşitli bilgiler, ABD’de zencilerin karşı karşıya kaldığı muamele, ırk ayırımcılığı ve bu gibi şeyler beni hep etkilerdi ve irrite ederdi. Rahatsız ederdi, isyan etmek isterdim. Ve “nasıl bir dünya” derdim, “bu kadar haksız bir dünya nasıl olabilir” diye inanamazdım. Sonra 1970’te Türkiye’ye eğitime gidince, o zaman işte sol fikirlerle gerçek anlamda tanıştım ve esas siyasi başlangıcım odur diyebilirim ben.
“Ertuğrul Kürkçü’nün konuşma stilinden çok etkilenirdim”
Mete Tümerkan: Peki o dönemde, siyasi görüşlerinizin şekillenişi aşamasında sizi etkileyen biri oldu mu?
Mehmet Ali Talat: Şöyle oldu. Gittiğimde Kıbrıslı Türklerin de dernekleri olduğunu görmüştüm. O beni etkilediydi. Yani kişi değil de, derneğin olması beni etkiledi. Deniz Gezmiş ben gittiğimde bizim okulda yurtta kalıyordu. Ama hiç karşılaşmadık ve dolayısıyla sol düşünceyle de yeni tanıştığım için benim üzerimde çok büyük etkisi olduğunu söyleyemem. Ama ondan sonraki mücadelesi etkiledi tabi. En önemlisi de, okuldaki forumlarda Ertuğrul Kürkçü’nün konuşmalarını dinledim, onun konuşma stilinden çok etkilenirdim. Boğuk ve doğal bir sesi vardı. Bu arada Taner Akçam çok etkili konuşurdu. Bunun gibi genç kuşaktan insanların etkisi oldu ama esas ben sol literatürü okuyarak edindim. Çok okudum.
Mete Tümerkan: Ve sizin Ankara’da öğrenci derneği olayınız var, değil mi?
Mehmet Ali Talat: Evet, ondan sonra Ankara Derneğini kurduk.
Mete Tümerkan: Kimdi kuranlar?
Mehmet Ali Talat: Ben vardım, Tamer Gazioğlu vardı, Ahmet Ömer Çağnan vardı, Nevzat (Feridun) Öznel ve daha birçok arkadaş vardı okuldan.
Mete Tümerkan: Peki bu daha sonra mı KÖGEF’e dönüştü?
Mehmet Ali Talat: Daha sonra Ankara, İstanbul, İzmir ve Trabzon dernekleri birleşti ve KÖGEF’i kurdu.
“Öğrenci iken Sovyetler Birliği modeli de sempati duyduğumuz bir modeldi”
Mete Tümerkan: Bunu gerçekleştirirken hedefiniz, vizyonunuz neydi?
Mehmet Ali Talat: Biz öğrenci sorunlarından hareket ediyorduk tabii, çünkü taban ve siyasi düşüncelerimize destek edinmek, öğrenci sorunlarıyla ilgilenmekten geçerdi. O çerçevede öğrenci sorunları önümüzde kalkandı tabii. Ama bizim hedefimiz elbette ki sosyalizmdi. O günün şartlarında kurtuluşun sadece sosyalizmde olduğuna inanıyorduk ve sosyalizme ulaşabilmek için katkımızı yapalım diyorduk. Yani bizim öyle sosyalizmi biz kuracağız, devrimi biz yapacağız gibi hayallerimiz yoktu. En azından benim ve çevremin. Sovyetler Birliği modeli de sempati duyduğumuz bir modeldi. İç yüzünü, iç çalışmalarını çok fazla bilmiyorduk ama yapılan propagandanın da belki etkisiyle, bilemiyorum, o günlerde fraksiyon ayrılıkları da vardı, onlardan edindiğimiz bilgiler çerçevesinde Sovyet sistemini destekliyorduk.
Mete Tümerkan: KÖGEF ne zaman kuruldu?
Mehmet Ali Talat: KÖGEF, Ankara, İstanbul, İzmir ve Trabzon Derneklerinin ardından 1975 yılında kuruldu.
Mete Tümerkan: CTP ile bir bağlantınız var mıydı?
Mehmet Ali Talat: CTP ile şöyle bir bağlantımız vardı. Ben CTP’ye 1973’te üye oldum. CTP 1970’te kuruldu, ben öğrenci iken sol fikirlerle tanıştım ve öğrenmeye başladım. İlk öğrendiğim hususların başında, siyasi parti olmadan devrimin ve dolayısıyla siyasi mücadelenin olamayacağı düşüncesi gelirdi. Bunu sosyalizmin ustalarından, yani Marks’tan, Lenin’den öğrenince partinin önemine tam anlamıyla inandım ve bu partinin de Cumhuriyetçi Türk Partisi olabileceği açıktı (zaten başkası da yoktu). Naci Talat o sıralarda partide genel sekreterdi, Naci Talat’ı tanıyorduk, düşüncelerini biliyorduk ve böylece partiye girdik.
“Yusuf Akama beni CTP’ye girme konusunda en fazla cesaretlendiren kişiydi”
Mete Tümerkan: Peki bunun dışında CTP’ye girişinizde etkili olan bir çevre var mıydı?
Mehmet Ali Talat: Beni bu konuda en fazla cesaretlendiren kişi Yusuf Akama oldu. Yusuf Akama Dr. Hikmet Kıvılcımlı sempatizanı bir çevredeydi ve onun telkinleri çok oldu bana.
Mete Tümerkan: Siz beraber olduğunuz arkadaşlarınızla toplu olarak mı partiye girdiniz?
Mehmet Ali Talat: Hayır, parça parça, bölüm bölüm girdik. Yani konuştuğumuz, ikna edebildiklerimiz girdi.
“Biz CTP’ye girerken hedefimiz partide etkinlik sağlamak değil, partiye güç vermekti”
Mete Tümerkan: Peki bu örgütlü ve bir hedefe, CTP içinde etkin olmaya dönük bir giriş miydi?
Mehmet Ali Talat: Hayır... Biz bir kere parti ile öğrenci hareketini ayırmaya çalışıyorduk. Ne kadar ayrılırsa! Bizim hedefimiz partide etkinlik sağlamak değil, partiye güç vermekti. Çünkü inanıyorduk ki, bu mücadele siyasi partisiz olmaz. Maksat buydu.
“1973 yılında yapılan Cumhurbaşkanı Muavinliği seçiminde yaşananlar beni çok etkiledi”
Mete Tümerkan: Öğrenciyken, burada “BEY” diye nitelenen yönetime karşı çok net bir duruşunuz vardı değil mi, burada yaşanan gelişmelere nasıl tepkiler veriyordunuz?
Mehmet Ali Talat: Tepki veriyorduk, biz buna “BEY faşizmi” diyorduk. Beni belki de en fazla etkileyen 1973’teki Cumhurbaşkanı Muavinliği seçimiydi. CTP üyeliğine onun öncesinde mi yoksa sonrasında mı girdim, hatırlamıyorum. Ama ben sonrasında diye düşünüyorum şimdi, çünkü çok etkilendiğimi hatırlıyorum ondan. Çok büyük tepki duymuştum. Burada (Kıbrıs’ta) değildim o sırada, öğrenciydim henüz. Ama o baskılar, o geri çektirilme olayı bizi inanılmaz derecede öfkelendirmişti. O günlerde ölümü bile göze alabilirdik. Çünkü okuduğumuz, inandığımız şeylerle taban tabana zıttı olanlar. Belki de onun için, o olaya bir tepki olarak girmiştim Cumhuriyetçi Türk Partisi’ne… Çok iyi anımsamıyorum ama… Biz öğrenciyken BEY yönetimine karşı bildiriler de yayımladık. Hatta ben bunun için iki kez tutuklandım da… Mahkumiyetim de vardı. Aday olacağımda aldığımız evraklarda görürdük bunları…
“KÖGEF’in CTP’ye girmesi organize bir hareket değildi”
Mete Tümerkan: KÖGEF’in kurucu başkanı sizdiniz, daha sonra KÖGEF’in CTP içindeki etkinliği arttı. Bu planlı mıydı?
Mehmet Ali Talat: Bu planlı bir hareket değildi. Kesinlikle değildi. Bunun böyle olduğunu kim söylerse yalan söyler. Biz öğrenimden döndüğümüzde zaten öyle bir hevesimiz olmadı ki. Öyle bir heves hiç ortaya koymadık. Biz oradayken, “Parti ne derse biz onu yaparız” diyorduk. Oradan döndükten sonra bazı genç arkadaşlarımızın partide daha aktif çalışma talebi olmuştu. Profesyonel olarak… Birkaç arkadaşımız bu işe girişti. Bana da teklif geldi ben kabul etmedim. Yani eğer partide etkinlik düşüncemiz olsaydı hep beraber girecektik, öyle bir şey olmadı. Ama ne oldu? Partide çalışmaya KÖGEF’ten gelen arkadaşlar olarak devam etik. Ve tesadüfen o kuşak da zaten hem iyi eğitilmiş, hem de siyasi düzey olarak bilinç düzeyi yüksek insanlardı. Ondan dolayı partide etkinlik kurdular. Sebebi odur, başka bir şey değildir. Organize bir hareket söz konusu değildi. Şunu da söyleyelim Naci gençleri partiye davet etmiş olabilir. Çünkü Naci partinin ilk kuruluşunda sol bir çizgide olmadığını bilen bir arkadaşımızdı. İlk kuruluşunda parti Denktaş’a ve o günkü yönetime muhalif olarak kurulan ve kendileri özünde, esasında solcu olmayan insanlardı. Naci partideki sol potansiyeli yükseltmek istemiştir mutlaka ve Naci insanları davet etmişti. Beni de etti. Etmedi değil. Londra’dan Kıbrıs’a dönerken, Türkiye’ye geldi. Benimle de görüştü. Zaten ilk tanışmamız odur. Hatta benim kıyafetime dikkat etmemem Naci’nin çok ilgisini çekmişti. Sonraları bunu hep anlatırdı.
“Giyimime özen göstermez pantolonumun paçasını zımba ile tutturdum”
Mete Tümerkan: Kıyafet konusundaki tutumunuz hep konuşuldu. Örneğin giyinirken hiç özen göstermediğiniz, neden böyleydi?
Mehmet Ali Talat: Doğrudur. Pantolonun paçasını zımba ile tutturduğum ya da yapışkanla yapıştırdığım, ya da ayakkabıların arkasının yırtılabildiği ve onu öyle giymeye devam ettiğim gibi durumlar olurdu. Kemer varsa takardım. Yoksa ip de bağlardım.
Mete Tümerkan: Neden bunu yapardınız?
Mehmet Ali Talat: İşte dikkat etmezdim. Benim için görünüş ya da görüntü önemli değildi. Önemli olan düşüncelerdi. Önemli olan fikirlerdi. Ben o zaman öyle düşünürdüm. Biraz da o ezilenlere duyduğum sempatinin bana da yansıması gibi düşünebilirsiniz. Ama bunu da bilinçli olarak yapmazdım. Bakın örneğin bizim yurtta babası yargıç olan bir arkadaşımız vardı. Kendisi de MAO çizgisindeydi. Ailesi kendisine pijama gönderirdi. Pijamayı önce yırtar sonra giyerdi. Ben kesinlikle hiçbir zaman öyle bir şey yapmadım. Yani normal bir şekilde bir şey almışsam onu giyerdim ama eskiyince de giymeye devam ederdim. Paçası sökülünce zımbalardım. Yani bunun özel bir nedeni yoktu. Gömleği ütüsüz giydim. İlk başlarda gittiğimde ütülerdim. Ama ondan sonra beceremediğim ve zoruma geldiği için yapmamaya başladım. Mesele odur. Sonra da bunun gibi birisini Avrupa Parlamentosunda gördüm. Bir Yunanlı vekil, adı Alavanos. O da gömleğini çamaşır makinesinden çıkardığı gibi giyer hiç kravat takmazdı.
“Mezuniyetim sonrasında Yüksek Teknoloji Enstitüsü’ne başvurdum almayıncalar bir daha devlete başvurmadım”
Mete Tümerkan: Üniversiteden ne zaman mezun oldunuz?
Mehmet Ali Talat: Ben 1974 yılında üniversiteden mezun oldum. 1977 yılında da masterimi tamamlayıp geldim. Özel çalışmaya başladım.
Mete Tümerkan: Devlete girmek için müracaat etmediniz mi?
Mehmet Ali Talat: Devlete tek bir müracaatım oldu. O da o dönemde yeni açılmış olan İleri teknoloji Enstitüsü’ne oldu. O sırada doktora filan aramıyorlardı. Masterli insanlar olabiliyordu. Henüz enstitüydü. Müracaat ettim, mülakata da çağrıldım. Sonra öğrendim ki mülakata bile çağrılmayan, sınavı hiç yapamadığı için çağrılmayanı işe aldılar. Bunun üzerine dedim ki “Bu iş bana göre değil. Ben artık hiçbir devlet işinde yokum” ve özel sektöre yönlendim. Kendi işimi yaptım…
“KKTC’nin ilanında yaşananlar CTP’de kırılmalara neden oldu”
Mete Tümerkan: Siyasete de bu arada devam ediyor muydunuz?
Mehmet Ali Talat: Partide amatör olarak devam ettim.
Mete Tümerkan: Partide 1983 KKTC’nin ilanı ile birlikte bir kırılma yaşandığı iddia edilir, doğru mu bu? Yoksa önceden de sıkıntılar yaşanmaya başladı mıydı?
Mehmet Ali Talat: Doğrudur, kırılma 1983’te oldu. Ondan önce sıkıntılar yoktu. Biz hatta bir hafta ya da 3-5 gün önce parti olarak bildiri dağıtarak “Bağımsız Türk Devleti’ne hayır” demiştik. Ondan sonra birden bire çağrıldı partiler, biliyorsunuz bunun hikayesi var ve bunun arkasından da malum gelişmeleri yaşadık. Partide bir ayrışma yoktu, fakat şu vardı, işte daha solda duran, daha fazla partinin güç kazanabilmesi için daha ortalara geçmek gerektiğini düşünen arkadaşlar vardı. Bunların hiçbiri öyle “bağımsız Türk Devleti’nin ilanına evet” deme noktasında değildi. Hiçbiri değildi. Öyle olsa o bildiriler dağıtılmaz, o yürüyüşler yapılmadı.
“KKTC’nin ilanında ağladığımı söylemem seçimi kaybetmemde etkili oldu”
Mete Tümerkan: Parti ilandan sonra da siyaset sahnesinde yerini alabilsin diye mi “evet” dedi?
Mehmet Ali Talat: Bize söylenen gerekçe oydu. Çünkü Denktaş Bey tehdit etmiş, “Cumhuriyet ilanına karşı çıkacak olanlar Meclis’e giremez” demiş.
Mete Tümerkan: Bu ilan sürecinde yaşananları siz anlatırken partinin görüşünü değiştirmesi sonrasında gidip ağladığınızı söylemiştiniz, bu sözlerinizin son seçimleri kaybetmenizde sizce etkisi oldu mu?
Mehmet Ali Talat: Etkisi olduğunu sanıyorum, çünkü gittiğim bölgelerde, köylerde bu konuda sorgulandığım durumlar oldu. Etkili olmuş olabilir… Ama ben bunu söylemeyecek, inkar edecek karakterde birisi değilim yani. Bu benim için bir travmaydı. Düşünebilir misiniz siz 3-5 gün önce yürüyüş yapacak sonra da bu yürüyüşü yapmamış gibi çıkıp evet diyeceksiniz. Ben bunu kabul edemem. Ben bunun için siyasette her zaman gındırık bir kapı bırakılması gerektiğini söylerim. Tabii ki ben o zaman siyaset yapmıyordum. Ben o zaman idealist bir gençtim. Ama siyasette her zaman gındırık kapı olmalı ki çıkabilesiniz. Aksi halde hapis kalırsınız. Gemileri yakarsınız. Bunu hep söyledim, onun için söylüyorum. Bu da bir örnektir. Ama CTP bunu yapmamıştı, dolayısıyla yapmadığı için de bunu yapmamalıydı. Ben bunu söylüyorum. Ve tabii ki bunun sonucunda da ülkenin çok fazla bir şey kazandığını söylemek de mümkün değil. Çünkü zaten KTFD vardı. Ve Kıbrıs Türk Federe Devleti de bir devletti tıpkı Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti gibi. Bir farkı yoktu ki, onun ilanının nedenleri başkadır.
Yarın: AKEL ile ilişkiler meselesi CTP’de tartışılan önemli konulardan biriydi























































































































































































