Tarihi Bir Kulüp ile Geçmişe Uzanmak
20/01/2013
Poli - Sibel Siber
Sibel Siber Poli Dergisi için yazdı:
Ülke tarihine, her dönemde tanıklık edebilmek!… Ne büyük bir deneyim olurdu kimbilir… Mümkün olsaydı keşke!.. İnsan ömrü ne yazık ki çok kısa… Bir ömrün yettiği kadar olan yaşanmışlıklarımızı, bir sonraki nesle aktaramadan çoğu kez, veda ediyoruz yaşama…Tarihin farklı dönemlerine tanıklık eden , hep farklı yaşamlar oluyor böylece... Ama, onlar şanslı; çünkü, bulundukları yerde yüzlerce yıllık anılarıyla birlikte yaşamaya devam ediyorlar… Belki bir taştırlar şehirlerinin meydanında ya da bir ev ya da bir kulüp veya bir dernek… Tarihin tanıkları; sessiz simgelerimiz, ortak belleklerimiz olarak selamlıyorlar bizi her doğan günle beraber… Geçmişten günümüze, biriktirdiğimiz ortak anılarımızın, ortak değerlerimizin yansımalarıdırlar aslında… O yüzden değerlidirler, o yüzden korunmalıdırlar..
Kıbrıslı Türklerin tarihindeki köşe taşlarından biri de bir kulüp, Kardeş Ocağı. Ortak belleklerimizden bir tanesi… Belki pek bilinmez ama, aslında o ilk sivil toplum örgütümüz... Yüz yılı aşkın bir zamandır hemen her dönemde, Kıbrıslı Türklerin tarihinde rol oynayan, tanıklık eden bir fikir kulübü… Osmanlı’dan İngiliz’e, Cumhuriyet döneminden gettolara ve bu günlere…
Kardeş Ocağı, özellikle İngiliz Sömürge dönemi ve Kıbrıs Cumhuriyeti döneminde, bir arkadaş kulübünden öte, topluma yön veren fikirlerin tartışılıp olgunlaştığı bir misyon üstlenir… Toplum sorunları ile ilgili görüş alış verişinde bulunulur, kararlar alınır, dönemin gazetelerine yazılar yazılırdı. Diğer bir adı da ‘Senato’ymuş zaten!.. Tarihi boyunca kendini hep bir var olma mücadelesinin içinde bulan bir halkın, sorunlarının tartışılıp konuşulduğu, çareler üretilmeye çalışıldığı bir senato…
Kuruluşundan bu yana, yüz yıldır, kimbilir ne ateşli konuşmalara şahit olmuştur Kardeş Ocağı’nın sohbet odaları… Bazen kırgın bazen yorgun bazen kederli; ama, çoğu zaman da umutlu sakinlerini ağırlarken… Belki de onların o sıkıntılı, o zor dönemlerdeki halini en güzel anlatan, şairin şu dizesi olmuştur: “Her gece yorgun; ama, her sabah umutlu…”
1878’de, Ada yılda 92.800 lira karşılığında,Osmanlılar tarafından İngilizlere kiralandığında yeni bir dönem başlamıştır Kıbrıslı Türklerin tarihinde… Neredeyse üç asırdır devam eden Osmanlı idaresi sona ermiş, farklı bir yönetim iş başına geçmiştir. İşte bu dönemde, Kıbrıs Türk toplumu, bir taraftan kendilerini terk edilmiş hissetmenin burukluğunu yaşarken, bir taraftan da bu yeni dönemde varlıklarını sürdürebilmenin yollarını aramaya başlar. Cemaat’ın ileri gelenleri, sorunlarını konuşacakları, tartışacakları bir yer arayışına girerler. Bu amaçla, İrik Derviş Efendi’nin öncülüğünde ‘İtimad Kıraathanesi’ adı altında bir toplanma yeri kurarlar. Kıraathane, bir süre varlığını devam ettirdikten sonra kapanır.
O dönemde, Rum toplumunun güçlü bir kilisesi ve kulüpleri vardır; Türk Cemaati’nin ise hiçbir örgütlü yapısı yoktur. İşte, cemaat’in bu gereksinimi karşılamak için, Atatürk Meydanı’nda, bugünkü Vakıflar Bankası’nın olduğu yerde, Osmanlı Kıraathanesi (Kıraat-hane-i Osmani) adı verilen bir kıraathane kurulur. Mısır’da görevli olan ve yazları izinli olarak Kıbrıs’a gelen Beliğ Paşa, bu toplanma yerinin kurulmasına öncülük eder. Amacı; sömürge yönetimindeki Türk Cemaatı’nın haklarını korumak, Enosis’e karşı durmak, esnaf ve zanaatkarların bilinçlenmesini sağlamak, ayrıca eğitim ve öğretim konusunda cemaat’ı bilinçlendirmektir. Bu amaçla bir de gazete çıkarmaya karar verirler. O günlerde, Kıbrıs’ta 7 tane Rum gazetesi çıkmaktadır ve bu da toplumun gazete gereksinimi kamçılayan bir durumdur. Aralarında topladıkları para ile matbaa satın alırlar. Tarih 25 Aralık 1891’i gösterdiğinde ‘Zaman’ adını verdikleri gazeteyi çıkarmaya başlarlar. Osmanlı Kıraathane’si ve Zaman gazetesi bir süre toplum yararına faaliyetlerini sürdürdükten sonra çeşitli maddi zorluklar karşısında kapanmak zorunda kalır.
Kıbrıslı Türkler,Türkiye’de olup bitenleri, her dönem olduğu gibi o günlerde de yakından takip etmektedirler. 1908’de Türkiye’de Hürriyet’in ilan edilmesi, toplumun ileri gelenlerinde yeni bir heyecan oluşturur. Bu oluşan yeni durumu konuşup tartışacakları ve Cemaat’e yön verecekleri bir toplanma yeri arayışı başlar yeniden. Sonunda, Lefkoşa’da bugünkü İslam Bankası’nın yanındaki binada Terakki Kulübü’nü kurarlar. O dönemde, ülke siyasetine bakışta iki farklı görüş hakimdir. Bir grup, İngiliz Sömürge Hükümeti’nin Evkaf siyasetini desteklerken, diğer grup Evkaf siyasetine muhaliftir. İşte bu muhalif gruptakiler,Terakki Kulübü’nde toplanmayı kabul etmeyerek, ayrı bir kulüp kurarlar ve adını da Hürriyet Kulübü koyarlar.
Kıbrıs kadısı Numan Efendi, bu küçük cemaatin birlik ve beraberliğinin önemine vurgu yaparak, iki kulübün birleşmesi gerektiği üzerinde durur. Sonunda ortaya konan çabalar sonucu, bu iki kulüp bir yıl sonra,1909 yılında birleşir; Hürriyet ve Terakki adını alır. Böylelikle bugünkü Kardeş Ocağı’nın da ilk temelleri atılmış olur.
Hürriyet ve Terakki Kulübü’nün kuruluş gecesi, 23 Temmuz 1909’da dönemin aydın kişilerinden Ahmed Raik Efendi bir açılış konuşması yapar: “Efendiler,Terakki Kulübü henüz yeni tesis olduğundan bu ilk toplantımız münasebetiyle, kulübümüzün maksat ve hedeflerini müsaadenizle anlatmak istiyorum”der ve kulübün kuruluş gerekçeleriyle hedeflerini anlatır uzun uzun. Bir ay sonra ise, bir kültürel toplantıya ev sahipliği yapar kulüp. Daha o yıllarda, ikinci toplantının bir edebiyat gecesi toplantısı olması dikkat çekicidir.
Ahmed Raik Efendi, o akşam şöyle seslenir davetlilere: “Bu akşamki müsameremiz, Kıbrıs’ta ilk kez yapılmakta olan bir edebiyat müsameresidir. Sahneye ilk defa çıkacak olanlar mevcut olduğundan, vuku bulacak hataları hüsn-i niyetimize bağışlanmasını temenni ederiz…” Ve konuşmasını, türlü vecizelerle süsleyerek sürdürür. Kulübün gelecekteki hedeflerinin yanında, ilmin öneminden bahseder ve özellikle birlik beraberliğin önemi üzerinde durur. Raik Efendi, sözlerini şöyle tamamlar: “Artık kaybedilecek zamanımız kalmadı; uyanmak, ilerlemek, gelişmek için çalışma vaktidir. Yaşamaya layık olmak için birleşelim, çalışalım gardaşlar!..” Ertesi gün basında, bu olay şu şekilde çıkar: “Müsamere-i Edebiyat Akşamı, Terakki Kulübünde İrad edilmiştir”
Raik Efendi, adadaki kültür ve düşün hayatına katkı yapmış bir edebiyatçıydı. İngilizce’si çok üst düzeydeydi. İngiliz edebiyatından bir çok çevirisi yanında, Lord Byron gibi birçok ünlü yazarın yazılarını da Türkçeye çevirmişti. Çok güçlü bir belleği olduğu ve birçok eseri ezbere bidiği anlatılan Raik Efendi’nin, henüz 16 yaşındayken İngilizce’den çevirdiği matematik kitabının yıllarca okullarda okutulduğu söylenir.
Terzi Hoca olarak bilinen devrin ünlü bir tüccarının, onunla ilgili bir anısını dinleyelim: “Darü’l- Bedayi, (İstanbul Şehir Tiyatrosu) Kıbrıs’a turneye gelmişti. Abdülhak Hamid’in bir eserini oynayacaklardı; fakat, konusu ağır bir oyun olması nedeniyle Muhsin Ertuğrul sıkıntılıdır. Oyunun anlaşılamayacağı endişesini taşır ve bu endişesini bana açar. O sırada, yoldan Raik Efendi’nin geçtiğini fark ettim ve hemen “Muhsin Bey, endişeniz boşuna. Kıbrıs halkı, Abdülhak Hamid hayranıdır. Eserlerini yoldan geçen birine sorsanız size ezbere okur” dedim ve Raik Efendi’ye seslenerek oyun hakkında birkaç soru sordum. Raik Efendi, oyunu bir solukta ezbere okumaya başlayınca, Muhsin Ertuğrul’un ağzı açık kaldı. Daha sonra kendisine Raik Efendi’nin kim olduğu açıkladım tabii…”
Matbaacı Akif Efendi ise, onu şöyle anlatır: “Reuter ajansından Vatan gazetesine gelen tüm telgrafları Türkçeye çevirirdi, ta ki Lozan antlaşmasına kadar. Telgrafı ona pencereden uzatır uzatmaz sigarasını yakar, ağzının sol köşesine yerleştirir, sol eliyle telgrafı tutar, eski Türkçe yazısıyla kalemini soluk almadan oynatırdı.”
1900’lü yılların başında,başka neler konuşulup görüşülürmüş acaba bu kulüpte, ya da diğer adıyla Senato’da? Elli bin nüfuslu bu küçücük toplumun hangi beklentileri dile getirilirmiş? O yılları düşündüğünüzde, şüphesiz en büyük sorunun geçim derdi olduğunu anlarız. Gerçi her dönemde, ekonomik sıkıntılar en büyük sorun olmaya devam etmiş; ama, o yıllar fakirliğin, açlığın kol gezdiği yıllardı… Birinci Dünya Savaşı’nın getirdiği yokluklar daha da zorlaştırmıştı bu küçük adada yaşamı.
Bunun yanında yüksek öğrenim yapmak isteyen gençliğe de çeşitli zorluklar çıkarılıyormuş. Birinci Dünya Savaşı’nın başlamasıyla birlikte, lise mezunu olup da üniversiteye devam etmek isteyenlere, sömürge yönetimi izin vermemekteymiş. Çoğu, savaşın bitmesini beklemiş yüksek öğrenime gitmek için. O yıllarda bu kulüpte toplanan gençler, geçim derdinin yanında, sömürge dönemininin bu anlamsız tavrını eleştiriyor, çıkış yolları arıyorlarmış.
Kurtuluş Savaşı yıllarında, Kıbrıslı Türkler Anadolu halkı ile tek yürek olmuş, maddi ve manevi desteğini esirgememiştir. İstiklal Savaşı’nın kazanılmasının ardından, Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşunu büyük bir sevinç ve coşku ile karşılarlar.İstiklal Savaşı’nın başkomutanı Atatürk, artık Kıbrıslı Türklerin de milli kahramanıdır. Her yerde ondan sevgiyle söz edilmekte, devrimleri büyük bir heyecanla toplumun her kesimi tarafından benimsenmektedir.
Fakat tüm umut ve beklentilerin aksine, 1923 yılı farklı bir döneme kapı açar. Lozan Antlaşması ile birlkte toplum, yeni ve beklemediği bir durumla karşı karşıya kalır… Bu antlaşmayla, Kıbrıs’ın, Türkiye Cumhuriyeti sınırları içinde olmadığı, İngiliz toprağı olduğu onaylanır. Toplumda büyük bir moral bozukluğu oluşur. Bir kez daha, kendi iradeleri dışında verilen kararlar, onları kendi kaderleriyle baş başa bırakmıştır.
O dönemlerdeki bir anısını şöyle anlatır, Kardeş Ocağı üyelerinden Başhakim Zeka Bey:
“Yıl 1922. Hukuk tahsili yapmak için, gemiyle İstanbul’a vardık Malum, Kıbrıs o zaman İngiliz idaresinde… Muhaceret polisine İngiliz pasaportumu uzattım. Şöyle bir baktı ve ‘Bu geçerli değildir’ dedi ‘Eee.. ne yapacagız?’ diye sordum. ‘4. Şubeye gidip, bir Türk pasaportu çıkaracaksın’ dedi. ‘Kıbrıs, halen Türkiye’nin parçasıdır’ diye de izahatta bulundu. Öyle yaptım. 4.Şubeye giderek Türk pasaportu aldım. Artık iki pasaportum vardı. Türkiye’ye girişlerimde Türk pasaportumu, Kıbrıs’a giriş yapacağımda da İngiliz pasaportumu kullanmaya başladım. Bir yıl sonra Lozan Antlaşması imzalanmış ve Kıbrıs resmen İngilizlere devredilmişti. O yıl, İstanbul’a vardığımda, yine Türk pasaportumu uzattım. Bu sefer de görevli: ‘Senin Türk pasaportunu taşımaya artık hakkın yoktur, Kıbrıs, İngiltere’nin idaresine geçmiştir, onun pasaportunu göstereceksin’ diyerek elimdeki Türk pasaportunu almak istedi. Ben Türk pasaportumu almamalarını rica ettimse de kabul etmediler, ‘Sen artık İngiliz oldun’ diyerek, pasaportumu elimden aldılar”
Lozan antlaşmasından sonra, gelecek belirsizliği ve umutsuzluk artmıştır. Göç, gündeme gelir. Adamızı ziyaret eden, zamanın Türkiye Cumhuriyeti konsolosu Asaf Bey, toplumu Türkiye’ye göç etmek için yüreklendirir. Lozan’da imzalanan mübadele anlaşması örnek gösterilir ve Kıbrıslı Türklerin de bundan yararlanması istenir. Bu eyleme, Doğru Yol ve Söz gazeteleri de destek verir. 1920’li yıllarda Kıbrıs’ta üç gazete yayınlanmaktaydı. Doğru Yol, Söz ve Vatan. Doğru Yol gazetesi, Ahmed Raşid’in, Söz, Remzi Okan’ın, Vatan, ise Hüseyin Cengiz’in gazeteleri idi. Söz gazetesinin iki güçlü kalemi Ahmed Raşid ve Remzi Okan, göçü desteklemektedir. Bu göç hakkı kullanılmazsa, ileride bu hakkın kaybedileceği yönünde yazılar yazarlar. Halk üzerinde, özellikle gazete okuyan aydın kesim üzerinde, bu yazılar büyük bir psikolojik baskı oluşturur ve göç başlar.
Tarihi boyunca, kendini hep gelecek belirsizliği içinde bulan, yakın tarihine değişik yönetimlerin damga vurduğu bu toplum, her dönemde farklı farklı sıkıntılar yaşar ama teslim olmaz. Toplumda oluşan bu moral bozukluğu, her zaman olduğu gibi, birlik ve beraberlik ruhunu yeniden güçlendirir. İşte bu dayanışma ruhu, Hürriyet ve Terakki Kulübü’ne de yansır. 24 Temmuz 1923’de, Hürriyetçilerin ve Terakkicilerin ayrımcılığını çağrıştıran kulübün ismi değiştirilir ve Birlik Ocağı adını alır.
Birlik Ocağı’nın üyeleri de, toplumlarının yaşadığı çeşitli zorluklar karşısında, zaman zaman isyan eder, gözleri dolar, heyecanlanır, yerinden firlar, belki öfkelenir, tartışır, sesi yükselir; ama ortak hedef inden asla vaz geçmez. Ortak hedef: Bu küçücük toplumun, bu topraklarda varlığını sürdürmesi için mücadele etmek! Bunun şartı da birlik olmak!









































































































































































































