HABER KIBRIS

''Türkiye Taahhütlerini Yerine Getirmiyor''

“O cümle biraz özürlü bir cümle”…

ads
08/11/2018


Birikim Özgür


Geçtiğimiz akşam YDP Genel Başkanı Erhan Arıklı Kanal T’de Dilek Kırıcı’nın konuğuydu.

Dilek Hanım, 2019 bütçesiyle ilgili Haber Kıbrıs’ta çıkan yazımdan bazı pasajlar okudu.

“Hâlihazırda yürürlükte bir protokol olduğu halde Türkiye Cumhuriyeti KKTC’ye taahhüt ettiği mali desteği sağlamıyor” cümlesini duyar duymaz Sayın Arıklı hemen tepki gösterdi:

“O cümle biraz özürlü bir cümle”…

Açıklaması mealen şöyle:

“Taahhütlerini yerine getirmeyen Türkiye Cumhuriyeti değil KKTC’dir”.

Büyük resim kafamızda net olmalı:

İç tasarruflarımızla ekonomimizi ve kamu maliyemizi döndüremiyoruz.

Dış finansmanla;

1) Kamu maliyesini yüzdürmek,

2) Ekonomimizi güçlendirmek ve

3) Dış finansmana ihtiyaç duymayacağımız aşamaya geçişi sağlamak mecburiyetindeyiz.

Bu mecburiyetten ötürü Kıbrıslı Türkler için Türkiye ile ilişkiler ekonomik açıdan özel öneme sahip.

Dış finansman ihtiyacımız bağımlılığı artırıyor ve bu bir sorun.

Bağımlılık sorunu çözülmeli.

Aynı sorunla Türkiye de cebelleşiyor.

Dün gazetelerde bir haber vardı:

T.C. Hazine ve Maliye Bakanlığı’ndan yapılan açıklamada “2018 yılı dış finansman programı çerçevesinde avro cinsinden 2026 vadeli bir tahvil ihracı gerçekleştirmek amacıyla bugün BNP Paribas, HSBC ve ING’ye yetki vermiştir” dendi.

Demek ki Türkiye için de BNP Paribas, HSBC ve ING ile ilişkiler önemli.

Eğer burada sisteme ilişkin sorumluluk duygusu gelişecek ve sistemi iyi yönetmek siyasetin odağına yerleştirilecekse, ana mevzu dış finansmana erişim kabiliyeti olur.

Türkiye ile ilişkilerin diğer boyutları yani kültürel yakınlık, Kıbrıs sorunu bağlamındaki işbirliği ve benzeri konuların da ana mevzu üzerinde etkisi elbette ki olabilir.

Ancak bizim kendi ayakları üzerinde durabilen bir sistem yaratma hedefini siyasetin merkezine koymak ve dış finansmana erişimimizi olumsuz etkilemeyecek şekilde tüm diğer konuları yönetebilmek gibi bir zorunluluğumuz vardır.

Eğer ne istediğimizi iyi biliyorsak, Türkiye ile ilişkileri düzenlemek kolaylaşır.

Ülkeyi iyi yönetebilmek için bir araç olan dış finansmana erişimin metodu “Türkiyecilik” değildir.

“Türkiye’nin avukatlığını üstlenmek” hiç değildir.

Bu konu tam aksine “yurtseverliğin” ve “sorumlu siyasetin” bir gereğidir.

Türkiye büyük bir devlet ancak know-how anlamında dış mali yardım mütehassısı değil.

Biz de Türkiye de hatalardan dersler çıkararak aramızdaki mali destek ilişkisinin azami düzeyde verimli bir hal almasını sağlamakla mükellefiz.

Sayın Arıklı’nın tepkisine gelince…

Türkiye ile mali destek ilişkimizde tüm kaynaklar koşula bağlanmış değildir.

“Türkiye taahhütlerini yerine getirmiyor” derken benim kastım koşula bağlı olmayan destek akışındaki sıkıntılardır.

Örneğin Eylül ve Ekim aylarında koşula bağlı olmayan savunma hibesi KKTC’ye aktarılmamıştır.

Tablodan da görüleceği üzere bütçede 420 milyon TL tutarında savunma hibesi öngörüldüğü halde sadece yaklaşık 170 milyon TL’si kullanılmış ve fakat Eylül-Ekim aylarında Türkiye’den bu kaleme herhangi bir aktarım olmamıştır.

Bu her şeyden önce siyasi bir veridir ve mutlaka değerlendirmeye tabi tutulmalıdır.

KKTC’de kurulmuş ve seçimlere katılan bir partinin başkanı olarak Sayın Arıklı’nın ifade edilen fiili bir durum karşısında hemen Türkiye’yi savunma güdüsü ile açıklama yapmaya çalışması siyaseten ayrıca değerlendirilmelidir.

Mustafa Alkan ile geçtiğimiz hafta yine bir televizyon programında giriştikleri polemikte ırk, kan, ülkeye ayak basma tarihi değil de kimi temsil ettikleri konusu ön plana çıksaydı, bu polemik toplumsal yarar doğurabilecekti.

KKTC’de çok ciddi bir aidiyet sorunu yaşanıyor.

“Cumhurbaşkanım Erdoğan’dır” diyenler ülkede yönetime talip oluyor.

Sayın Arıklı son derece olgun bir üslupla bu kesimin sözcülüğünü yürütüyor.

Bana göre bu bir yok oluş sürecidir.

Kaldı ki Sayın Arıklı “Türkiye’yi temsilen” gereksiz bir alınganlık sergilemiş.

Zira benim esasen üzerinde durduğum nokta şu:

Türkiye protokole rağmen taahhütlerini yerine getirmiyor.

Bunun muhakkak bir sebebi olmalı.

Yapılan açıklamalar bana inandırıcı gelmiyor.

Sayın Akıncı’nın görev sorumluluğu ile bu konuda mevkidaşı Sayın Erdoğan ile bir istişarede bulunmasında yarar var.

Sonuç odaklı siyaset açısından yöntem bu olmalı.

“Avukatlık” yapacaksak fıkradaki gibi “değdiydi, değmediydi” diye tartışabiliriz ancak diğer taraftan dış finansman sorunu aşılamaz ve sistem çökme noktasına gelebilir…

Meraklıları için fıkra şöyle:

İki Karadenizli İstanbul’a gelmişler. Çalışmak için iş ararken biraz dinlenmek istemişler. Bankta oturup denizi seyrederlerken, martının biri denize pike yaparak tekrar havalanmış. Temel demiş ki, “martı suya değdi”. Dursun ise, “değmedi” demiş. Bunun sonu kavgaya kadar gitmiş. “Değdi, değmedi değdi” derken, her ikisinde de kafa göz yarılmış. Neyse vatandaşlar tarafından ayrılarak gelen polislere teslim edilmişler. Karakolda; “Siz hemşerisiniz. Hiç olur mu böyle şey. Ayıptır yaptığınız” diyerek barıştırmışlar. Daha sonra tekrar aynı yerde oturmaya başlamışlar. Yine martı ve yine tartışma. “Ula Temel martı aslında değmemişti ama neyse” derken yeniden kavga başlamış… 

Sayın Arıklı’nın “Türkiye Taahhütlerini Yerine Getirmiyor” ifadesine ilişkin yorumu (video):

Bu habere tepkiniz:
TAGS: birikim özgür
MANŞETLER

HK Birikim Özgür

© 2018 Digihaber Portal Services Ltd. Haber Kıbrıs.