Ülkede iyimser olmayı gerektirecek ne var?

ads ads ads ads
09/02/2021

ads
ads

Ali Baturay Ali Baturay


   Okurlarımızın ve web TV izleyicilerimizin tüm yorumlarını okuyorum, bana özelden yazılanları da… Bazı olurlarımız ve vatandaşlarımız, sürekli eleştirel yazılar yazdığımı, hep kara tablolar çizdiğimi, halka umutsuzluk aşıladığımı söylüyor.

   “Neden hep eleştirel gözlüklerle bakıyorsun?”, “Neden hep kötümsersin?” diye soranlar var bana. Tabii bazıları bana hakaretle, küfürle de yapıyor bunu, yedi kabileme girenler de var…

   “Nazı siyasilerin düşmanısın”, “hükümet düşmanısın”, “devlet düşmanısın” diyorlar, “rahatında oturup yazmak kolay” diye suçluyorlar… Polis teşkilatıyla ilgili yazdıklarım nedeniyle “Polis teşkilatını itibarsızlaştırıyorsun” diyorlar. “Sağlık bakanımız gibi dünya iyisi bir adamı bu kadar eleştirmekle eline ne geçecek?” diye soranlar var… “Cumhurbaşkanıyla, başbakanla, bakanlarla ne alıp veremediğin var?” diye sorular geliyor bana…

    Okurumuzun birisi sözlükteki tüm anlamlarını sıralayarak; “Her şeyi kötü yanıyla ele alan, hep en kötüyü bekleyen, kötüye yorumlayan, karamsar, bedbin, pesimist, iyimser karşıtı bir insansın” dedi bana…

    Kimseyle bir sorunum yok, kimseyle bir alıp veremediğim de yok. Sorunları gündeme getirmek, bunlara çözüm bulunmasını talep etmek, çözüm önerisi sunmak, görevini istismar edenleri, ihmal edenleri, halkı kandıranları, toplum için çalışacağına partizanlık yapanları, kendine çalışanları, kendi kişisel çıkarını gözetenleri uyarmak, teşhir etmek, halkın da bunu görmesini sağlamak kötümserlikse varsın kötümser olayım…

    Kendi gelecek siyasi duruşunu sağlamlaştırmaya çalışıp da akıl almaz saçmalıklara imza atanları, görevini yapamayan, krizleri yönetemeyen, söyledikleri sürekli fos çıkan, kendinden başka herkesi suçlayarak, sadece kendisi varmış gibi davranan, iki kuruşluk Alicengiz oyunlarıyla, aklımızla dalga geçenleri kusura bakmayın ama kahraman ilan edemem, eleştiririm.

    Kusura bakmayın ama cumhurbaşkanlığı seçiminden bu yana kendileri pandemi kurallarına uymayan hatta Yüksek Seçim Kurulu (YSK) kurallarını bile ihlal eden, seçilmek için aklınıza gelen gelmeyen her türlü entrikayı deneyenlere saygı duymamı ve kusurlarını görmezden gelmemi beklemeyin.

   Birçok insan Covid-19 salgınıyla ilgili sıkıntı yaşarken, evine ekmek götüremez hale gelmişken, onlar partizanlık yapacak, keyfine bakacak, söyledikleri, söz verdikleri birçok şey gerçekleşmeyecek, yapamadıkları nedeniyle toplumun büyük kesimi iflas noktasına gelecek ve biz onlara “ne güzel yaptınız, ne iyisiniz, ne başarılısınız” mı diyeceğiz?

   Yalakalık yapmamızı mı istiyorsunuz? Bunu yapamayız, lütfen bizden bunu beklemeyin. Ha, “Yalakalık yapmayın ama eleştirmeyin de” mi diyorsunuz? Hayır, sessiz kalmak bazı yapılanlara onay vermek anlamına gelir, görevimiz gereği sessiz kalamayız, gördüklerimizi, yaşadıklarımızı, halkımızın yaşadıklarını yazmak zorundayız.

   Bizim mesleğimizin özünde “eleştirel bakış” yatar, ruhunda muhaliflik var, eleştirel bakamayan, kusurları, hataları, istismarları, yolsuzlukları, beceriksizleri göremeyen ve yazmayan bir gazeteci gerçek gazeteci değildir. Gazetecilik mesleği yalakalık veya belli odakları koruma, kollama mesleği değildir, evet onu yapanlar da vardır ama bunu bizden istemeyin.

   Bir okuyucumuz dün yazımın altına; “Yazılarınız olumsuz, tenkit, yıpratıcı, tahrip edici, insanları ümitsizliğe düşüren türden mesajlar içerikli… Panik, endişe, korku, kaygı, ümitsizlik pompalamaktan vazgeçin derim… Herkes bildiğinin iyisini elde olan imkanlarla yapmaya çalışıyor… Gerek sağlık gerek emniyet birimleri vs… daha iyisini bilen varsa çıksın yapsın... Zaman hep muhalif olma zamanı değil… Birlik olma zamanı… Moral bozucu diye diye insanlar da moral kalmadı…” şeklinde bir mesaj yazdı.

   Buna benzer başka mesajlar da oldu daha önce, en yenilerinden olduğu için bunu seçtim. Üç hafta önce ülkemizde deprem olduğunda, bu ülkedeki eski depremleri sıralayıp, uzmanların uyarılarına ve ülkemizde daha sert depremler olabileceği ihtimaline karşı denetimlerin artırılıp, gerçekçi tedbirler alınması gerektiğini yazdığımda, neredeyse bir grup okur beni linç edecekti.

    Neden biliyor musunuz? Halkı korkutuyormuşum, zaten Covid-19’dan korkuyorlarmış, “bir de depremden korkutmayın, felaket tellallığı yapmayın” diye bana ağza alınmayacak şeyler yazdılar. Türkiye’de ve başka ülkelerde depremin yarattığı acıları görmezden gelip, deprem kuşağı üzerinde olan ülkemizde uzmanların uyarılarını gündeme getirmek ve ciddi tedbir alınmasını talep etmek felaket tellallığı mı oldu? Başka konularda da bir grup insan hep tepkili, “aman söyleme” diyor. Ne zaman konuşacağız bunları, başımıza gelince mi, canlar gidince, büyük zararlara uğrayınca mı?

    Olabilecekleri, başımıza gelebilecekleri, çok yakınımızdaki örneklere de bakarak söylemek, uyarmak, “aman bizde de olmasın diye şunları yapın, şu tedbirleri alın” demek felaket tellallığı mı? Covid-19’da da çevremizde ve dünyada olanlara bakıp ders alınmadığı, akıllarınca doğruyu yaptıkları ve salgının bize bir şey yapmayacağını düşündükleri için bu hallerde değil miyiz?

    Gözlerimizi her şeye kapayıp da birilerinin maaşımızı ödemesini bekleyerek, bu hayatın geçeceğini mi sanıyorsunuz? Geçmez, elbet bir gün bu bozuk sitemin zararı size de dokunur.

    Eğitim atışından kalma havan mermisi ovada bırakılacak, gidip onu bir çocuk elleyecek, mermi patlayıp çocuğu paramparça edecek, çocuk ölecek, bu havan mermileri nedeniyle bölge halkı, bölge çiftçisi, hayvancısı canı burnunda, panik içinde olacak ama biz bunu yazınca “Aman askerimizi yazma, aman askerimize bir şey söyleme” diyecekler.

    Poliste birçok sorun olacak, haksızlık olacak, polis memurları zor şartlarda, iş yükü altında ezilecek ama sesini çıkaramayacak, terfilerde liyakatle ilgili sorunlar yaşanacak, kaçakçıyı yakaladı diye bir polis subayı başka yere sürülecek ama biz bunları yazınca “Aman polislimizi yazma, yıpratma, ne yapmak istiyorsun?” diyeceksiniz.

    Askerse asker, polisse polis orada da insanlar var, oraları da insanlar yönetiyor, insanın olduğu her yede hata da olur, ihmal de, istismar da, beceriksizlik de ya da başka insana dair şeyler de… Önemli olan bu yanlışları, hataları, ihmalleri en aza indirmek, başkasına zarar vermeyecek noktaya getirmektir. Bazı makamları tabulaştırarak, oralarda olacak yanlışları örtmekle onlara iyilik değil, kötülük yapmış oluruz…

    Aman cumhurbaşkanımız, aman başbakanımız, aman bakanlarımız dediğiniz kimdir? Hepsi de tanıdığımız, bildiğimiz, normal yaşamda arkadaşımız, dostumuz, içimizden çıkan insanlardır, onları seviyoruz da, ancak onların arkadaşımız, sevdiğimiz insanlar olması, hatalarını görmemizi engelleyemez. İçimizden çıkan insanlar bize en iyi şekilde hizmet etmek zorundadır, onlara tanrı gibi davranmaya gerek yok. Hatalarını, ihmallerini, istismarlarını, beceriksizliklerini ortaya koyacağız ki yenilerini yapmasınlar, bulundukları makamın hakkını verip, bu halka en iyi şekilde hizmet etsinler.

   Bana eleştiri yapan okurlarımızdan birisinin yukarıda verdiğim mesajında “Herkes bildiğinin iyisini elde olan imkanlarla yapmaya çalışıyor… Daha iyisini bilen varsa çıksın yapsın” dedi. Yok öyle şey; ne demek yani “malzeme budur, kabul edeceksiniz” mi demek istiyorsunuz? “Daha iyisini bilen varsa çıksın yapsın” ha? Yok yahu, her türlü hatayı yapacak, beceriksizliği gösterecek ve biz “ne yapalım daha iyisini yapan yok” mu diyeceğiz? Ya de bize “Daha iyi bilirsen gel sen yap” diyecekler.

    Ben o makamlara hiçbir zaman talip olmadım, olmayacağım da… Yapabileceğimi düşünsem talip olurdum. Oraya talip olan ve o görevi alan onlardır, “Daha iyi yapabilirsen gel sen yap” demek sorumluluktan kaçmaktır, hiç kabul edemeyeceğim bir konuşma şeklidir.

   Evet, ben yapamam, yapamayacağım için de talip olmuyorum ama bunu yapacağı iddiasıyla orada olanlar bana hizmet vermek hem de en iyi şekilde hizmet vermek zorundadır. O görevi yapmıyorsam ve talip de değilsem, yapılan yanlışları göremiyor da değilim ve ülkenin, halkın menfaatine çalışmalarını talep etmek, yanlışları görünce de eleştirmek en doğal hakkımdır.

   Bizi “malzeme budur, idare edeceksiniz” noktasına getirmeyin, kabul edemem, çok daha iyisini yapabilirler, bunu da zorlamaya devam edeceğiz. Göz göre göre bizi sorunlara boğan, zor durumlarda bırakanlara “aman ne iyi yaptınız” demeyeceğiz. Bazı eleştirilerin, kamuoyu yaratmanın bir şeyleri düzelttiğini de gördük. Bazı vatandaşlar bu konuda bizi “kötümserlikle” suçlayacağına, destek vermelidir, körü körüne kimsenin peşinde koşmayın, sizin partinizin bakanları olsa da yanlış yapıyorlarsa onları eleştirin, yanlış yaptığını söyleyin, yanlıştan dönmelerini sağlayın.

    Körü körüne “ama ne sevimli adam, onu seviyorum”, “ama partilimdir”, “ama arkadaşımdır” demeyin hatta tam da seviyorsanız uyarınız, sevdiğimiz insanlar bizi uçuruma sürüklerse hep beraber uçuruma mı gideceğiz? Sevgi de bir yere kadar…

     Hani bazıları “rahatında otururken yazıyorsun” diyor ya, yok öyle bir şey… 32 yılıdır özel sektörde çalışan, uzun yıllar çok düşük maaşlarla çalışan, çalışmaktan anası ağlayan, eşine çocuklarına hak ettiği zamanı veremeyen, ömür boyu da bunun ezikliğini yaşayacak, hiçbir zaman hayatı rahat olmamış birisiyim ben, tuzum kuru değil. Çalışanı, emekçileri, ezilenleri çok iyi anlayan ve becerebildiğim kadar onların sesi olmaya çalışan birisiyim…

     Tüm eleştirilere saygılıyım ve her eleştiriyi dikkate alır, payıma düşenleri ayırır, düzeltmem gereken bir yanım varsa da düzeltirim ama bu ülkede yaşadığımız sıkıntıları, sorunları, ihmalleri, istismarları, beceriksizlikleri yazarken kötümser olduğumu düşünmüyorum, yazdıklarım yaşadıklarınızdır.

     Gerçekleri yazmak, söylemek ne zamandan beri kötümserlik olmuş ki? Yine de varsın ben kötümser olayım ama siz söyleyin bana sonsuz iyimser olacak ne var bu ülkede şu anda? Kapkara bir bilinmeze sürüklenirken nasıl bir iyimserlik bekliyorsunuz benden?

    

09/02/2021 19:51
Bu habere tepkiniz:
Habersiz kalmamak için Telegram kanalımıza katılın
ad

TAGS: ali baturay
MANŞETLER

HK Ali Baturay

© 2019 Digihaber Portal Services Ltd. Haber Kıbrıs.