Ülkemizde her alanda çürük elmalar temizlenmeli,peki mümkün mü bu?

ads ads ads
14/04/2022

ads
ads

Ali Baturay Ali Baturay


    “Toplumda genel bir temizlik yapılması gerekir… Sadece devlet değil, sivil toplum örgütlerinden siyasi partilere tüm kurumlar kendi içinde ‘çürükleri’ temizlemeli… Ancak bu şekilde hükümete kendini düzeltmek için büyük baskı yapılmış olur...”

    Bu sözler bana ait değil, Barış Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi Başhekimi Dr. Abidin Akbirgün söyledi. 

    Yenidüzen Gazetesi’nden Ödül Aşık Ülker’in Dr. Akbirgün ile yaptığı röportaj çok hoştu, güzel mesajlar içeriyordu, bir solukta okudum.

     Dr. Akbirgün, “Halkın güvenmediği sivil toplum örgütleri de var. Kendi içinde tüm kurumların temizlik yapması lazım. Mesela hangi meslek örgütü kendi içinde temizlik yapıyor? Siyasi partilerin, meslek örgütlerinin kendi içinde temizlik yapması gerekir. Toplumda genel bir temizlik yapılması gerekir. Her örgütün, sivil toplum örgütünün içindeki çürükleri temizlemesi gerekir. Bunun yapılması hükümete en büyük baskı olur. Kurumlar kendi içindeki çürükleri temizlemeye başlarsa güven artar” diyor.

   Dr. Akbirgün’ün “çürükleri temizlemek lazım” sözüne katılıyorum, evet maalesef bazı siyasi partilerde, bazı sendikalarda, diğer sivil toplum örgütlerinde, kurumlarda çürükler var ve esaslı bir temizlik şarttır.

    Bulunduğunuz örgütün, sektörün, topluluğun içinde çürükler olunca haksız yere genellemeler yapılır ve siz istediğiniz kadar temiz olun, o genellemenin içinde yer alıyorsunuz. Haksız suçlamaların muhatabı oluyorsunuz… Sizden de şüphe edenler çıkıyor, birine öfkelenince de “hepiniz aynısınız” deyiveriyor… “Hepimiz aynı değiliz” ama gel de meram anlat… Böyle olunca da bulunduğunuz o gruba, topluluğa aidiyetiniz gelişemiyor, sağlamlaşamıyor. Hatta meslek grubunuzla ilgili örgütten uzaklaşmaya başlıyorsunuz…

    Düşünün ki “hırsızlar”, “şantajcılar” ya da “rüşvetçiler” diye anılan bir grubun içinde yer alıyorsunuz, ne kadar rahatsız edici bir durum değil mi?

    Maalesef bu olumsuz halkalar birike birike tüm ülkeyi kapsıyor, yuvarlana yuvarlana dev bir kartopuna dönüşmesi gibi… Ülkeniz de hep böyle şeylerle anılıyorsa o ülkeye nasıl aidiyet duyasınız? Bugün bazı devlet ve hükümet yetkilileri, halkın çoğunluğunun KKTC’ye aidiyet duymadığından yakınıyor. Peki nasıl duysun?

    Devlet olmanın gereklerini yerine getiremeyen, idaredekilerin kendi yandaşlarına olanak sağladığı, torpili olmayanların dışlandığı, önemli noktalardaki bazı kişilerin kirlendiği halde yargılanmadığı, yapanın yanına kaldığı, adaletin, fırsat eşitliğinin olmadığı bir devlete aidiyet olması mümkün mü? Mümkün değil tabii…

     Peki, her alanda temizlik yapılabilir mi, sivil toplumda, kurumlarda, sektörlerde çürük elmalar temizlenebilir mi? Bana sorarsanız, bu biraz zor görünüyor. Maalesef herkes şikâyet eder ama iş suçluyu cezalandırmaya, çürüğü ayıklamaya gelince kimse onay vermiyor. Kimse kötü olmak istemiyor, “benden bulmasın” zihniyeti var. Böyle olunca da hiçbir şey düzelmiyor, çürük elmalar etrafta muteber kişi gibi dolaşıyor. Bu, Kıbrıslının kendi kendine söylenme, şikâyet etme hali sürdükçe, eyleme dönüşmedikçe de halledilecek bir durum değil.

   Dr. Akbirgün, “Toplumu bir arada tutan, güven duygusudur ve bu da psikolojiyle ilgilidir. Her büyük devlet bunları çalışır, ‘hangi eylemler toplumda bize olan güveni artırır’ diye... Hükümetlerin psikolojik faktörleri hesaplayıp bir şekilde organize etmesi lazım ve ülkeyi yönetenlerin güçlü olması gerekir, güven vermeli. Ülkeleri ayakta tutan güvendir” diyor.

   Bizde ise tam tersini yapıyor yönetenler. Halk sanki de kimseye güvenmesin, güven bunalımı olsun diye çalışır gibi… “Güven duygusu” ha? İşte bu, bizde hiç olmayan şey… Kimsenin kimseye güveni de sevgisi de saygısı da kalmadı.

   Birilerinin peşinde koşmak, bayrakçılığını ya da yalakalığını yapmak güvenle veya sevgiyle ilgili değil, menfaatle ilgilidir. Gelen ağam giden paşam zihniyeti…

    Güvenin olmadığı yerde gerilim ve öfke olur… Yüksek rakamlı elektrik faturası nedeniyle KIB-TEK binasına yumurta savurup, sövüp sayan genç ile yerel yönetimler reformuna karşı Meclis önünde yapılan eylemde UBP amblemli atkı yakan gençlere bunları yaptıran, işte o öfkedir.

   Dr. Akbirgün, gerilimin artmasının çok tehlikeli noktalara gidebileceğini, öfkenin boyutunun bir noktadan sonra çok tehlikeli olabileceğini, öfke kontrolü yapılamazsa nereye gideceğinin belli olmadığını söyleyerek, “Çok dikkat etmek gerekiyor” dedi.

    Doktor, çok haklı ve bu konuda belirtiler var, insanları çaresiz bırakıp, psikolojisini bozduktan sonra suçlu aramasın yönetenler.

    Dr. Akbirgün, ülkemizdeki eşitsizliğe, fırsat eşitliğinin olmamasına, “biri yer diğeri bakar” anlayışına da dolaylı eleştiriler yaptı, eşitsizliğin kişileri hasta ettiğini belirtti, bu konuda çok güzel bir örnek verdi.

    Akbirgün, “Üç çocuğunuz olduğunu düşünün, çok ağlayana daha fazla verirseniz, onu akıl hastası yaparsınız, diğerlerinde de kişilik bozukluğu olur, üç çocuğunuzu da kaybederseniz. Toplum da böyledir. Hükümet denen otorite dengeleri kuracak, ‘aciliyet budur’ diyecek ve yapacak ama bunu bilimsel şekilde yapacak, psikolojik faktörleri bilerek yapacak” dedi.

   Doktor ne kadar güzel anlattı değil mi? Kardeşlerden çok ağlayana daha fazla vermek, ona iyilik etmek değil aslında, onu delirtebilirsiniz. Ona çok verip diğerlerini ihmal edince, onlarda da kişilik bozukluklarına neden olabilirsiniz…

    Bunu ebeveynler kulaklarına küpe etsin ama bu durum, ülkeyi yönetenler için de geçerlidir ve zaten Akbirgün bunu toplumsal anlamda anlatıp, yöneticilere bir mesaj ya da tavsiye niteliğinde söylüyor.

   Ülkemizde maalesef durum tam da böyledir. Ülkeyi yönetenler vatandaşları arasında eşitlik sağlayamıyor, reel sektöre, özel sektör çalışanına yönelik katkılar yapamıyor, tüm itirazlara ve tepkilere rağmen partizanca işlere, istihdamlara, atamalara devem ediyor, devlet imkânlarını partizanca dağıtıyor.

    Böyle bir ortamda, haksız yere imkân sağladığı çevreleri, şımarttığı, delirttiği gibi, ihmal ettiklerinin de psikolojisini bozuyor, öfkelendiriyor.

   Peki, devlet ve hükümet yetkilileri evlatları pozisyonundaki vatandaşları arasında eşitlik sağlayabilecek mi bu ülkede? Tabii ki hayır… Bir kere oluşturulan devletin yapısı buna müsait değil. Öyle bir yapı yaratıldı ki şartlar doğrudan devlet kurumları ve devlet çalışanını koruyor, reel sektör ve özel sektör çalışanı ikinci sınıf muamelesi görüyor. Hangi siyasi parti gelirse gelsin  bunu bozamıyor, bunun kölesi oluyor adeta…

    Bunun üstüne bir de siyasi partilerin, siyasilerin partizanca kaygıları ve alışkanlıkları işin içine girince bu ülkede eşitlikten, fırsat eşitliğinden, haktan, hak edenden, liyakatten/ yaraşırlıktan söz etmek mümkün olmuyor.

    Son birkaç yıldır yaşadıklarımıza bakın, hatta geçmiş yıllara da gitmeyin son birkaç haftayı gözünüzün önüne getirin, tüm eleştiriler ve tepkilere rağmen geçici işçi istihdamları, liyakatten yoksun atamalar sürüyor. Bakanlar, kendi atadığı müdürü görevden alıyor yenisini atıyor, nöbetleşe müdürler yapıp onlara emeklilik ikramiyelerini ve emeklilik maaşlarını daha yüksek almaları için kıyaklar yapılıyor. Böyle bir ortamda umutlu olmak mümkün mü? Samimiyetin olmadığı yerde bazı şeyleri düzeltmek mümkün değil…

DİĞER YAZILARI
14/04/2022 18:15
Bu habere tepkiniz:
Habersiz kalmamak için Telegram kanalımıza katılın
ad
TAGS: Ülkemizde her alanda çürük elmalar temizlenmeli, peki mümkün mü bu?
MANŞETLER

HK Ali Baturay

© 2019 Digihaber Portal Services Ltd. Haber Kıbrıs.