Ülkeyi yönetenler, böyle raporlardan hiç yararlanmak istemedi, istemiyor

ads ads ads
26/03/2022

ads
ads

Ali Baturay Ali Baturay


Ali BATURAY

   Bildiğiniz gibi Kuzey Kıbrıs, zaman zaman bazı uluslararası çalışmalarda, raporlarda yer alıyor.

   Bunlar arasında “ABD Dışişleri Bakanlığı İnsan Hakları Raporu” ve “Dünya Bankası Makro Ekonomik İzleme Raporu” en bilinenleridir.  

   Bazı raporlar bizi bazı gerçeklerle yüzleştirdiği için canımızı da yakıyor, gerçekleri duymayı pek sevmiyoruz.

   Örneğin İsviçre merkezli “Ulusötesi Organize Suçlara Karşı Küresel Girişim”in raporuna girmek ve oradaki ciddi iddialara maruz kalmak pek memnun etmiyor ülke yöneticilerini.

   Bu raporlarda yazılanların çoğu malumun ilamıdır aslında, daha doğrusu “malumun ilamının daha derinlemesine araştırılıp, rapora çevrilmesi” diyelim… Bunlar çok da bilmediğimiz şeyler değil ama önemli kurumların bilimsel raporlarına dönüşmesi tabii ki önemlidir.  

   Neyse, konuyu dağıtmadan Dünya Bankası’nın “2021 yılı Makro Ekonomik İzleme Raporu”na değinmek istiyorum.

   Lefkoşa’da geçen hafta bu raporla ilgili ortaya konulan bulgu ve analizlerin irdelendiği toplantıya ben de katılmıştım.

   Katılımcılar yoğun olarak reel sektörden, iş dünyasındandı ama üç de gazeteci davet edilmişti.  

   Hemen söyleyeyim, Dünya Bankası grubu, kapsamlı, gerçekçi tespitler ortaya koydu, yani teşhis tamam ama ya tedavi?

   Tabii ki Dünya Bankası’nın görevi tedavi değil, teşhistir, yani onlardan tedavi bekliyor değiliz.    

   Ancak ülke yöneticileri, yukarıda saydığım birkaç örgütün ve Dünya Bankası’nın raporlarını dikkate alıp bir şeyleri düzeltme niyetinde değil.

   “Raporlarda işaret edilen tüm sorunlar çözülebilirdir ya da tüm tavsiyeler yerine getirilebilirdir” diye bir iddiam yok ama yapılabilecek birçok şey olduğuna ve bu raporların onlara ışık tutabileceğine inanıyorum.

    Dünya Bankası’nın program sorumlularından Güney Avrupa Program Yöneticisi Goran Tinjic, konuşmasının başında, Kuzey Kıbrıs’ta kurulan yeni hükümetin ‘hükümet programında’ Dünya Bankası’nın tavsiye ettiği bazı unsurları görmekten memnun olduklarını söyledi.

    Ben bu konuda iyimser değilim, hükümet programına yazmış olmaları, bunları yapacakları anlamına gelmiyor. Hükümet programına sıralanan şeyler, genellikle yapılmak değil yapılmamak için yazılıyor. Hükümet programlarına yazılanların belki yüzde 10’u yapılabiliyorsa, yüzde 90’ı da yapılmıyor.

     Nitekim sordum Sayın Goran Tinjic’e “Raporlarınızdan yararlanıp yazdıklarınıza emin misiniz, yoksa o şeyleri doğaçlama olarak mı hükümet programına yazdılar? Ya da hükümet programına yazdıklarını yapıyorlar mı?” diye.

     Tinjic, Dünya Bankası raporlarından yararlanıldığına inanmak istediğini, zaten reel sektör temsilcileriyle yaptıkları toplantının benzerini ülke yetkilileri ile de yaptıklarını, faydalı olmak istediklerini söyledi.

    Dünya Bankası’nın “2021 yılı Makro Ekonomik İzleme Raporu” irdelenirken, katılımcılara yalnızca soru sorma değil, değerlendirme yapma, fikrini ortaya koyma şansı da tanındı.    

    Katılımcılar, Dünya Bankası grubunun doğru tespitler yaptığını belirtmekle beraber, bu rapordan yararlanılarak bir şeylerin değişebileceğine pek inançlı değildi. Yapılan konuşmaları dinlediğim zaman bunu hissedebiliyordum.

    “Kıbrıs Türk ekonomisi ile Kıbrıs Rum ekonomisinin entegrasyonun gerekliliği”, yeni raporun en dikkat çekici ana tespiti ve tavsiyesi olarak ön plana çıkıyor... Raporda ekonomik entegrasyonun her iki tarafa da fayda getireceği üzerinde duruldu, bunların neler olduğu anlatıldı. Kıbrıslı Rumların Kıbrıslı Türklerden, Kıbrıslı Türklerin Kıbrıslı Rumlardan öğreneceklerinin olduğu vurgulandı.

      Ancak bence böyle bir entegrasyon için her iki tarafın da istekli olduğunu söylemek kolay değil.

      Çok daha kolay konularda anlaşmazlıklar yaşanırken, ekonomik entegrasyon gibi geniş kapsamlı ve hayati bir çalışmada uzlaşı olacağını düşünemiyorum. Kıbrıslı Türk yetkililerin bunu çok istediğini ve bunun için çaba sarf edeceklerini sanmıyorum ama Rum Hükümeti’nin hiç istemediğini ve konuşulmasını bile gündeme almayacağını söylemek için uzman olmaya gerek yok.

    Güneyden kuzeye gelen Rumların perakende alışverişine dahi tahammülü olmayan ve her türlü engeli çıkarmaya çalışan Rum Hükümeti, Kıbrıs Türk ekonomisi ile entegrasyonu istemez ve konuşmaz bile bana göre.

    Belki kötümser konuşuyorum ama iki taraf arasında ekonomik entegrasyon, en az genel Kıbrıs sorununu çözmek kadar zor bir konu.

    Elbette Dünya Bankası grubunun tespitleri güzel, bunları hem hükümet yetkilileriyle hem de ekonomi çevreleriyle paylaşıyorlar, faydalı olmak istiyorlar, bunu fark edebiliyorum. Ancak bundan faydalanmak isteyen ülke yöneticisi var mı ki?

    Özellikle iki tarafın ekonomilerinin entegrasyonu için ekonomik örgütlerin, üreticilerin, ticaretle uğraşanların yani tüm iş çevrelerinin her iki tarafta da yönetenler üzerinde baskı kurması gerekmektedir.

    Bu baskıyı kurmak isteyenler, yapabilecek olanlar var ancak biz şunu da biliyoruz ki her iki tarafta da politize olmuş örgütler, ekonomik çevreler mevcuttur. İş insanlarının, sivil toplum örgütlerinin, siyasi partilere kanalize olması hep dezavantajlar getirmiştir bu ülkeye…         

   “Ekonomi ve para, sınır tanımaz, siyasi sorun dinlemez” denir ama bu ülkede pek öyle değil maalesef, başka dinamikler fazlaca etkili oluyor.  

    Bu arada toplantıda bulunan bazı iş insanları, Kıbrıslı Türk iş insanlarının Güney Kıbrıs’ta iş yaparken, mal satarken paralarını almakta zorluk çektiklerini, banka sisteminin uyumsuzluğu nedeniyle başka yöntemler icat etmek zorunda kaldıklarını, bunların bazen masraflı, bazen riskli olduğunu bazen de alışverişi kayıt altına alma zorluğu yarattığını anlattı. Yani yapılacak çok iş, alınacak çok mesafe var daha…

    Katılımcılar arasında göçten söz edenler olunca Bosnalı olduğunu ve göçün kendi ülkesinde de bulunduğunu, bunu çok iyi bildiğini belirten Goran Tinjic, ülkelerin politikalarının insan odaklı olması, reformların insanlar için yapılması gerektiğini vurguladı.

    Göçün önlenmesi için siyaset geliştirmek gerektiğini ifade eden Tinjic, “Ülkede insan kalmazsa reformu kimin için yapacaksınız?” dedi.

    Dünya Bankası grubundan, İtalyan Kıdemli Ekonomist Stefano Curto da siyasetin düşünce gücünün kısa vadeli değil uzun vadeli politikalar üretmesi gerektiğini, istikrar için uzun vadeli politikalara ihtiyaç olduğunu söyledi.

     Stefano Curto, özel sektörün sesini yükseltmesi ve idarecilerin ülke menfaatine olacak ajanda oluştururken onlara yardımcı olması gerektiğini kaydetti.

    Kuzey Kıbrıs’ta stabil bir para birimine geçişin mümkün olup olmadığıyla ilgili bir soruyu da yanıtlayan ve kişisel görüşünü ortaya koyan Curto, bunun için imkânsız denilemeyeceğini ama kolay da olmayacağını söyledi.

    “Kuzey Kıbrıs’ta 2004 yılında stabil para birimine geçilseydi daha kolay olurdu” diyen Curto, süreç içinde Türkiye ile Kuzey Kıbrıs arasında ciddi ekonomik entegrasyon ve senkronizasyon yaratıldığını ve farklı bir para birimine geçmenin daha zor olacağını vurguladı. Curto, seçilecek para biriminin de önemli olduğunu kaydetti.  

     Tüm raporu anlatacak değilim, altta raporun özetini yansıtan Haber Kıbrıs’ın haber linkini bulacaksınız ama raporda yer alan; “Devam etmekte olan krizin sosyoekonomik etkisinin, mali baskıların arttığı bir dönemde hanehalkları ve şirketler için sağlanan desteğin arttırılması gerekebilir” önerisine dikkat çekmek istiyorum. Nitekim, sunumu yapanlardan birisi olan Operasyonlar Görevlisi Julie Biau, “Ekonomi daraldığında maliye katkı yapmalı, iyi olduğunda değil” dedi.

    Kulağa ne kadar hoş geliyor değil mi? Halbuki Kuzey Kıbrıs’ta hükümetler Covid-19 salgını süresince yani iki yılı aşkın bir süredir, kısa süre bin bir zorlukla, eziyetle kapalı sektörlerin çalışanlarına verdiği 1500 TL’ler dışında reel sektöre hiçbir katkı yapmamıştır. Özellikle küçük esnafın hibe beklentileri karşılıksız kaldı, birçok işletme battı kapattı… Hem halk hem de reel sektör kaderiyle baş başa bırakıldı.

     Halen hükümetin ekonomik adımları fahiş zam yapmaktan öteye gidemiyor, alınan kararlar ülkede çare olacağına kaosu artırıyor.

    Dünya Bankası grubu güzel bir çalışma yaptı, önemli tespitlerde ve isabetli önerilerde bulundu, kendilerine teşekkür ederiz. Ancak yukarıda da dediğim gibi; teşhis tamam da tedaviyi kim yapacak? Bizim sorunumuz budur işte, tedaviyi yapacak hekim yok…

 

Dünya Bankası 2001 Raporu özet haberinin linki: (https://haberkibris.com/hellim-tescili-yeni-firsatlarin-onunu-acabilir-2043-2022-03-22.html)

DİĞER YAZILARI
26/03/2022 21:50
Bu habere tepkiniz:
Habersiz kalmamak için Telegram kanalımıza katılın
ad
TAGS: ALİ BATURAY, YAZI,
MANŞETLER

HK Ali Baturay

© 2019 Digihaber Portal Services Ltd. Haber Kıbrıs.