Şapkadan tavşan çıkarsa…
22/11/2011
BEYAZ GÖLGE
Şapkadan tavşan çıkmaz, o bir illüzyon gösterisidir. Bir göz yanılsamasıdır. Ancak izlerken biraz illüzyonistin el çabukluğu yüzünden biraz da inanmak istediğinizden şapkadan tavşan çıkabildiğine ikna olursunuz. Şaşırırsınız ve eğer biraz da heyecanlı bir karakteriniz varsa sevinirsiniz.
Ben de bugün şapkadan bir tavşan bekliyorum. Hayat bana el çabukluğuyla, çoktandır inanmak istediğim bir sürpriz yapsın istiyorum. Belki ilham versin. Çünkü çok uzun zamandır bir çöl gibiyim. En son 45 gün önce bir şeyler yazdım. Birçok başarısız denemeden sonra bugün yine kalemi elime aldım. Ne yazacağım konusunda en ufak bir fikrim yok. Hayır! Düzeltme! Ne yazmak istediğim hakkında çok fazla fikrim var. Fikir parçacıklarım var. Kafamın içinde dağılmış. Hiçbirinin devamı gelmiyor ucundan çektiğinizde. İki satır cümleye kadar geliyorlar zorla ve orada kalıyorlar.
Mesela yemek yemekten ve alışkanlıklardan bahsedecektim size. Bir arkadaşım, benim dört ay önce tamamen vejetaryenliğe geçmemin ardından derinleşen öğle yemeği sohbetleri sonrasında böyle bir öneride bulunmuştu. Önerisini dikkate aldım, yazmaya başladım sonra bıraktım.
Daha sonra ne kadar kontrol odaklı bir insan olduğumu ve neticede bende 30 yaş üstü insanlarda sık görülen strese bağlı bir cilt hastalığı başladığını; bunun da beni ne kadar üzdüğünü anlatmayı düşündüm. Amacım size yaptığımın aslında doğru bir şey olmadığını, kendi kendine stres yaparak, hastalıktan başka bir şey kazanamayacağınız mesajını vermekti. Nitekim o konu da yazarken beni daha da çok strese soktuğu için yarım kaldı.
En son teşebbüsüm, aşk meşk konularında yazmayı denemekti. İki yönde de yaklaşımlar denedim, “Aşk güzel!” dedim ve “Aşk yalan”. Sonra kendi kendime, inanmadığın şeyler hakkında ahkâm kesmek seni bir yerlere getirmeyecek dedim ve ondan da vazgeçtim.
Sizlere sıfır üretkenlikle geçti gibi görünen bu son 45 günlük süreçte ben aslında ürettim; ama hasadı toplamak bir türlü kısmet olmadı. Ağır hava koşulları zihnimi vurdu, seller kelimelerimi götürdü adeta. Başladığım yazılar yarım, “Yaşamın İçinden” sütununda yerim boş kaldı. Şarkılar dinledim sizin için, çok sevdiğim filmleri seyrettim yeni baştan.
Sonunda, dün akşam, bir doğum günü arifesinde, çeşmenin tıpası açıldı. Ne yazmak istediğime çok takılıp kalmamaya, size ne söylemek istemediğimi kontrol etmemeye karar verdim. İşte o zaman bir selin önünü tıkayan setin çekilmesi gibi açıldı düşüncelerin önü. Kalem kendi kendine akmaya başladı.
Dün akşam eve dönerken, yeni başlangıçları düşündüm. Geleceği ve onunla beraber gelen belirsizlikleri düşündüm. Şaşırtıcı bir şekilde, korku ve endişe yerine heyecan hissettim. Onca yıl bir sonraki adım için kendimi hırpalarken aslında buna hiç gerek olmadığını anladım. Dün akşam uzun zamandan sonra ilk kez, ne iş yaptığım, kimle olduğum ya da nerede olduğum çok önemli gelmedi. Sanki istesem her şeyi keyfimce idare edebilirdim. Geçici bir duyguydu tabi, anlık bir heyecan ve mutluluktu. Bense bu hisse tutundum. Onu yazmak ve kalıcı kılmak istedim. En tepede, yüzümde bir gülümsemeyle oturduğumu bilin istedim. Kendimi kötü hissettiğim anlar, olur da geri gelirse diye, bu yazı onlara karşı bir panzehir olacak. Huzurumu zehirlemeye her başladıklarında bu yazı etkisini tersine çevirme vazifesi görecek.
İşte böyle, bugün kimseye karışmıyorum. Hiçbir şey hakkında mükemmeliyetçi fikirlerimi yürütmüyorum, özleyince anılara asılıp kendimi üzmüyorum. Aksine müthiş bir heyecanla anın içinde yaşıyorum. Her şey mümkün gibi. Benim şapkadaki tavşanım, illüzyonum işte bu mümkünlülük. Sanki her şey olası, imkânların sınırları imkânsızla yer değiştirmiş.
Dün akşam eve giderken bu fikir parçacığına sıkıca sarılıp, defterimi her virajda titreyen kalemimle karalarken bu illüzyona inandım. Bugünden sonra heyecanın uyuşukluğu geçip, rutinimin soğuğu yüzüme çarpana kadar da inanıyor kalacağım.
Ve bitirirken Mor ve Ötesi’ne bırakıyorum sözü. Daha güzel anlatamazlardı çünkü… “ Küçük şeyler sevindirir ruhumu, hayal bile edemezdim ben bunu, daha mutlu olamam, daha mutlu olamam”…
- Annem söylerdi de inanmazdım…
- Dönüşüm muhteşem oldu!
- Bir orkestra deneyimi
- Evlenmeli mi evlenmemeli mi?
- Bugünkü yıldız falınız diyor ki...
- Üzerinden bir yıl geçmiş gibi…
- Noel'den kaçarken Yeni Yıl'a tutulmak!
- Siz hiç özlediniz mi?
- Bıraktığım yerden başlarken… Umutla…
- İstanbul’un fethi münasiptir
- TÜM YAZILARI için tıklayınız















































































































































