Advertisement

Advertisement

İçimizdeki meraklı

YAYIN TARİHİ:
Haberi dinle
Butona tıklayın: oynat / duraklat
Hazır
ads ads
19/04/2011


BEYAZ GÖLGE BEYAZ GÖLGE


Hatırlar mısınız rahmetli Kemal Sunal’ın bir filmi var “Kapıcılar Kralı” diye, o filmde de sürekli “Seyiiiiiit, nooolmuş nooolmuş” diye pencereden sarkan meraklı bir kadın var. O kadın, meraklı komşu örneğiydi; O kadın, “içimizdeki meraklı”ydı; O kadın, ayıptır söylemesi benim içimdeki katili uyandırırdı. Hani sarkarken belki düşüverir oradan diye. Nitekim sonunda da bize “Oooh layığını buldu” dedirten bir şey gelirdi başına.
Bugün “merak”tan açıldı konu. Tam da ne hakkında yazsam diye düşünürken bir öneri geldi. İnsanların meraklarına yenik düşüşünü tartışırken “Neden merakı anlatan bir yazı yazmıyorsun?” önerisi.
Herkes merak eder. Üstelik merak güzeldir. Merak eden, sorar, araştırır, kurcalar öğrenir. İngilizcede çok sevdiğim bir deyiş var “Merak kediyi öldürdü” diye. Kötü huylu merak da var işte, kediyi öldüren cinsinden. Ben çok meraklı insanlara çok şaşırıyorum, hatta üzülüyorum. O fazlaca merak etmenin getirdiğini varsaydığım tatmini asla anlamadığım için olsa gerek. Beni uzun zamandır tanıyan bir arkadaşım bana sıkça söyle der: “ amaaaaaaaaaaaaaan ne meraksızsın”. Oysa ben de herkes kadar meraklıyım, ama beni ilgilendirmeyen şeylere gelince merakım durur. “Benim üstüme vazife değil” demesini bilirim. Birileri bana “sana ne” demeden önce kendime “sana ne” diyen bir mekanizmam var benim.
Meraklı bir toplumda yaşıyoruz ama biz. “Bizi ilgilendirmez” demeyen, demesini bilmeyen bir toplumda. Bir kaza görsek muhakkak ki tepesine toplanmamız lazım, canıyla uğraşan nefes almaya fırsat bulmasın. Biri eşini aldatsa ismini cismini öğrenmeliyiz ki öğrenip ayıplamalıyız onu. Yeni biriyle tanışsak önce kaç para kazandığını bilmeliyiz, bir de annesi ve babasının kimlerden olduğunu. Boşuna değil insanın hayatının “özel” olması. Özel hayatım ne vitrin olsun isterim ne de bir başkasının hayatını vitrin şeklinde seyretmek.
İtiraf edeceğim, bazen ben de yeniliyorum “kimin eli kimin cebinde”lere. Ama sadece bazen, gayri ihtiyari, öyle istemeden. Ölüp bitmiyorum öğrenip de kulaktan kulağa oynamak için. Ne şerbetlidir o muhabbet hâlbuki, öyle değil mi?
“…Filan falanla filan ederken falan olmuş…” “Aaaa!”.
Sonra da o gider bir başkasına anlatır. Bir bakarsınız sizin sadece bir tane olan hayatınız başkaları için sadece bir parça bilgi olmuş. Üstelik konuşulduktan sonra çokça bir önemi kalmayan bir bilgi. Eskiden “Bilgi” çağındaydık. Şimdi “Sosyal paylaşım” çağındayız. Hadi öne çıkın kimin Facebook’u yok? Kimseyi kandırmanın gereği yok. Benim var, üstelik aktif kullanıcısıyım da. Ama kimsenin bir şeyini merak edip de profil profil gezmiyorum. Çalıştığım ortamda hiç kimseyi facebookta arkadaş olarak kabul etmedim. Çünkü hayatları hakkında bilmemi istediklerini zamanı geldiğinde kendilerinden öğreneceğimi düşünüyorum.
Soru şu, insan “içindeki meraklı”yı frenleyebilir mi? Nerde başlayıp nerde duracağını bilebilir mi? Siz mi merakınızı kontrol edersiniz yoksa o sizi mi? Bu defa yazıyı bir şarkıya bağlamak için çok uğraştım, hangi sanatçıları, hangi şarkıları atladım bilmiyorum ama meraklılığa kötü diyen Türkçe bir şarkıya rastlamadım. Pop müziğin sapıtmaya başladığı 90’lı yılların şarkılarında bile. Sonra Jason Mraz’ın Mr. Curiosity( Bay Merak) şarkısını buldum tesadüfen. Üstelik girişine bayıldım. Diyor ki, “ bay merak, hakkınızda duyduklarım doğru mu? Beni öldürüyor musunuz, kedinin icabına bakmışsınız zaten.. doğru mu yoksa dedikodu mu?”

YAYIN TARİHİ:
Habersiz kalmamak için Telegram kanalımıza katılın
ad ad
TAGS:
MANŞETLER

HK BEYAZ GÖLGE

Advertisement
© 2024 Haber Kıbrıs Medya Danışmanlık ve Matbaacılık Ltd.