Advertisement

Advertisement

Balkon muhabbetleri

YAYIN TARİHİ:
Haberi dinle
Butona tıklayın: oynat / duraklat
Hazır
ads ads
26/05/2011


BEYAZ GÖLGE BEYAZ GÖLGE


Gençlik ne güzel şey! Genç olmak, bunu hissetmek.
İçinin kıpır kıpır olup bir şeyi gerçekleştirme, başarma arzusuyla tıka basa dolması. İçmeden sarhoş olup başının dönmesi.
Şimdi beni duyan da yaşın çok ilerlemiş de gençliğimi özlüyorum sanır. Oysa ben de gencim hala. Ancak bazen bunu nasıl unuttuğumu dün gece dört saatimi gençliğin arasında geçirince anladım.
İnsanın bunu anlaması için kaybetmesi gerekmiyor demek ki. Biraz farkındalıkla anın içinde de ne kadar şanslı olduğunu anlayabiliyor insan. Şunu anlıyor ki, siz izin vermeden bedeniniz yaşlanıyor ama siz istemezseni ruhunuz ilk günkü gibi kalabiliyor.
Yani sanırım ben ruhumu yaşlanması için salmışım biraz. Olgunlaşmanın dozunu fazla kaçırmışım. Her ne kadar benden genç insanların( hoş, "benden genç" ifadesini kullanıyor olmam en basit kanıtı, oysa daha yirmi dört yaşındayım, benden daha genci nasıl oluyorsa!) arasına karıştığımda "hiç göstermiyorsun" deseler de ben kendi içimde o çekilmeyi hissediyorum.
Gelelim balkon muhabbetlerine.... Dün gece yarısına kadar aklımda ne yazacağıma dair en ufak bir fikrim yoktu. Yazmış olmak içn yazmaktan da pek hoşlanmam. İlla ki size "bir şey" anlatmalıyım.
Bu aralar başım biraz sıkıntıda. İş stresi. Zaten tembellik kıyısında yosun tutmuş bir üşengeçliğim var. Babadan mı anadan mı kalmadır nedir, bilemem. Genetik müsibet. Biri dürtmezse bazen, bir şey yapmam. Gönlüm olması lazım.
Kardeşim,(ailenin öteki iletişimcisi) yıl sonu projesi için Mağusa'da kısa film çekti ekip arkadaşlarıyla beraber. Bana da "gel istersen" dedi. Gençlik dürttü, gittim. Çok yorucu ama çok da keyifli dört saat geçirdim. Yeni insanlarla tanıştım. Kişiliğimin zaman zaman ortaya çıkan, çılgın hali yeni tanıştığım insanlarda aşırı doz etkisi yaratsa da sanırım onlar da bana, benim onlara ısındığım kadar ısındılar.
Yoksa başka türlü nasıl çılgınca dans ederdik; bomboş, henüz sezonu açmamış bir diskoda, içi sadece su dolu votka bardakları ve oda sıcaklığı altında muhafaza edilmiş açılmamış biralarla...
Yoksa başka türlü nasıl kenetlenirdik, yetişkin öncesi üniversite gençliği esprileriyle...
Gecenin sonunda küçücük bir apartman dairesinde son sahneleri çekerken grubun dört üyesiyle bir duşakabin büyüklüğünde bir balkonu paylaştım. Sivrisinekler etimi hunharca delerken muhabbet o kadar içten ve o kadar koyuydu ki, şikayet etmeme rağmen içeri kaçıp bir odaya kapanmadım. Onun yerine daha tanışalı birkaç saat olan bu insanlarla kaynaştım, şakalaştım ve gözlerimden yaşlar akarak, katılarak güldüm.
Eve döndüğümüzde saat sabahın ikisiydi ve sadece dört saat on beş dakika uyuduktan sonra işe gitmek için otobüsteyim. Beynim bir yetişkinin ki kadar yorgun. Tahammül sınırlarım epeyce düşük, sese aşırı duyarlıyım. Önümde koca bir iş günü olmasına rağmen içimde bir heyecan, bir sevinç ve yüzümde akşamdan kalma bir gülümseme.
Pinhani'nin çok sevdiğim "Hele bi gel" şarkısında söylediği gibi, ".....Hele bi gel, uzaklar sana gelir sen hele bi gel bütün dertler bitiverir...." Sanırım bunun için insanın bedenine rağmen ruhunu zorlaması gerekiyor. Genç olmak, genç düşünmek, genç yaşamak için...

YAYIN TARİHİ:
Habersiz kalmamak için Telegram kanalımıza katılın
ad ad
TAGS:
MANŞETLER

HK BEYAZ GÖLGE

Advertisement
© 2024 Haber Kıbrıs Medya Danışmanlık ve Matbaacılık Ltd.