HABER KIBRIS

Acarkan: “Denktaş, Ziya Rızkı’yı kabinede istemedi”

Ayhan Halit Acarkan'ın ağzından 1950'li yılların sonu.

ads
26/12/2011

Acarkan: “Denktaş, Ziya Rızkı’yı kabinede istemedi”

 

“ZİYA RIZKI LEYMOSUN’DA LİDERDİ”… “Ziya Bey ile benim yakınlığım yaşça benden büyük olmasına rağmen Doğan Türk Birliği’nde başladı. O başkanlık yaparken ben genel sekreterlik yaptım Doğan’da… Toplum lideri olarak sivil işlerden sorumlu rahmetlik Ramadan Cemil’di. Milletvekili idi. Ziya Rızkı Bey de teşkilatın başıydı. Bir numarası, serdarıydı. Onun üstünde bir sancaktar, bir de sancaktar yardımcısı vardı”

“LEYMOSUN GRUBU DENKTAŞ’IN YANINDAYDI”… “Türkiye’nin Denktaş’ı istediği sızmıştı ve Doktor Küçük’ü geri çektirecekleri… Benim kişisel kanaatimi sorarsan 1960 Cumhuriyeti kurulduktan sonra Kıbrıs’ta politika uluslararası sahneye çıktı. Doktor da bu sahada zayıf kaldı”

“DENKTAŞ ZİYA’YI İSTEMEDİ”… “Denktaş seçildikten sonra Ziya Rızkı bakanlık bekledi. Biz Leymosunlular Denktaş’ın kabinesine içerledik. Beni arkadaşlar görevlendirdi ve Denktaş’tan bilgi almaya gittim. ‘Niçin Ziya yok?’ diye soracaktım. Denktaş bana ‘Ben Ziya’yı verdim, Ankara çıkardı’ dedi. İnanmadık”

Ayhan Halit Acarkan 1962 yılında Limasol’da belediye başkanı oldu. 1970 yılında ise milletvekili seçildi. Leymosun’da Ziya Rızkı, Mustafa Çağatay ve Ekrem Avcıoğlu ile birlikte uzun yıllar kader birliği yapacakları “yeşiller” adını verdikleri bir siyasi grup oluşturdular. 1974’te Güney’den Kuzey’e geçtiler. Acarkan o günleri “çok acı günler” olarak hatırlıyor. O günleri anlatırken ise “Büyük karmaşa vardı. Hiç güzel değildi o günler. Perişandı insanımız. 60 bin insan Güney'den geldi bu tarafa… Ceplerinde para yok. Anlatmak istemem o günleri” diyor.
1974’ten sonra Acarkan’ın Ziya Rızkı ile siyasette yolları ayrıldı. Ama Ziya Bey ile gönül bağları hiç kopmadı. Kendi söylemek istemese de bu gönül ve dostluk bağı nedeniyle 1981 seçimlerinde tercihini Ziya Rızkı’dan taraf kullandığı anlaşılan Ayhan Halit Acarkan, geriye kalan tüm seçimlerde Rauf Denktaş’ı destekledi. Dış politikadaki performansı nedeniyle katıksız bir Denktaş hayranı olan Ayhan Bey, Rauf Bey’i ülkede hukukun üstünlüğünü egemen kılamadığı gerekçesiyle eleştiriyor. Onu bu konuda başarısız buluyor.
Ayhan Bey ile Girne’deki evinde konuştuk. Sohbete Limasol günlerinden başladık, bugünlere geldik.
1973’te Cumhurbaşkanı Muavinliği seçiminde Ziya Rızkı’nın liderliğindeki Leymosun vekillerinin neden Küçük’ü değil de Denktaş’ı tercih ettiklerini sohbetimiz sırasında anlatan Ayhan Halit Acarkan, 1990’da büyük umut ve hedeflerle yeniden vekil seçildi ama büyük hayal kırıklıkları yaşadı.
Tüm siyasi partilerin artık birbirine benzediğine ve farkları olmadığına işaret eden Ayhan Halit Acarkan’ın Leymosun’da 1974 günlerinde yaşananları, esareti anlatırken ise gözleri doldu.
DP-CTP koalisyon hükümeti döneminde Meclis Başkanı olarak görev yapan Ayhan Halit Acarkan o günlerden söz ederken dönemin Türkiye Başbakanı Tansu Çiller’in ekonomik olarak KKTC’ye muslukları iyice kapattığını ve kendilerini zora soktuğunu söyledi.
Sohbetimiz sırasında yazılmamasını istediği yerler de oldu Ayhan Bey’in… Ben de yazmadım. Belki bir başka zaman bunları da yazarız. Gelin birlikte 1950’lerin sonuna Leymosun’a gidelim ve Ayhan Halit Acarkan’ın anlattıklarını birlikte okuyalım…
Mete TÜMERKAN: Limasol’da belediye başkanlığı yaptınız. Daha sonra Meclis’e seçildiniz. O günlerden başlayalım. Siz nasıl belediye başkanı oldunuz?
Ayhan Halit ACARKAN: Ben uzun yıllar Limasol Türk Belediye Başkanlığı yaptım. 1958’de üniversiteyi bitirdim, geldim. 1959’da çalışmaya başladım. 1960 Anayasası’na göre 5 büyük şehirde ayrı belediyeler kurulacaktı. Limasol bunlardan biriydi. Sanırım Limasol Türk Belediyesi’nin kurucusu rahmetlik Ramadan Cemil’dir. Ben tahsildeydim o zaman. EOKA’nın eylemlerinin sürdüğü bir dönemde kurulmuştu. 1960 yılına geldiğimizde Ramadan Cemil Bey milletvekili seçilince belediye başkanlığından ayrıldı. Dolayısıyla belediye başkanlığı mevkii boşaldı. O günlerde bir genel seçim de yapılamıyordu. Limasol’daki kulüp, kurum ve sivil toplum örgütü temsilcileri sinemada toplandık ve beş kişilik bir belediye meclisi üyesi seçtik. Seçilenlerin bir tanesi de bendim. Bu seçilen beş kişi kendi arasından Doktor Nazif Denizer’i belediye başkanı seçti. Doktor Denizer 1962 yılında adayı terk etti. Kendi aramızda yeni belediye başkanı seçmek üzere toplandık. Bu toplantı Limasol Kaza İdare Amiri’nin huzurunda gerçekleşti. Bu toplantıda beni belediye başkanı olarak seçtiler. Dönem cumhuriyet dönemiydi.
Mete TÜMERKAN: Siz o zaman TMT’nin içerisinde miydiniz?
Ayhan Halit ACARKAN: Evet, TMT’nin içindeydim. 1960’ta Türkiye’de Antalya bölgesine eğitime gönderilenler arasındaydım. Daha cumhuriyet kurulmamıştı. Haziran 1960 olabilir gittiğimiz tarih. Türkiye’de 27 Mayıs ihtilali yapılmıştı gittiğimizde. Bizim grup 30 kişiydi. Adanın farklı yerlerinden oluşmuştu grubumuz. Orada silah eğitimi aldık ve sonra adaya döndük. 1963 yılına kadar teşkilatta çok aktif bir rolümüz olmadı. Yeraltındaydı teşkilat. 1963 olayları patlak verince teşkilat yeraltından yer üstüne çıktı. Ben “Dal 6” olarak kendimi sancak karargahında buldum. Sağlık işlerinden sorumluydu.
Mete TÜMERKAN: O günler sizde nasıl izler bıraktı?
Ayhan Halit ACARKAN: Limasol’un 1963-64 olaylarında diğer şehirlere göre ayrı bir özelliği vardı.
Mete TÜMERKAN: Neydi bu?
Ayhan Halit ACARKAN: İngiliz üslerine yakın oluşu.
Mete TÜMERKAN: Bu iyi miydi, kötü müydü?
Ayhan Halit ACARKAN: Hem iyiydi, hem de kötüydü. Ama daha fazla iyiydi çünkü üslerde çalışan çok sayıda insanımız vardı. Özellikle İngiliz üslerinin çevresindeki Türk köylerinden çok miktarda Türk orada istihdam ediliyordu. Lefkoşa’da olaylar bittikten sonra Rum bütün Türk mukavemet cephelerini, hücrelerini temizlemek için faaliyete geçti. Ama hep birden değil. Rum’un muazzam bir taktiğiydi bu, tek tek temizlemeye çalıştı. Limasol’u vurdu, bitirdi. Bizden sonra Baf’ı vurdu. Larnaka ile Lefkoşa aynı dönemlere rastlar. Lefkoşa’yı vurdu, hemen arkasından Larnaka’ya geçti. Sonra bize geldi. Bu şekilde kuvvetli gördüğü ya da Türklerin yoğun olarak yaşadığı bölgelerdeki, merkezlerdeki mukavemeti kırmak için faaliyete geçti. Kırabildi mi? Bir dereceye kadar.
Mete TÜMERKAN: Limasol’da ne oldu, Rum sizin direnişinizi kırabildi mi?
Ayhan Halit ACARKAN: Limasol’da harika bir direniş gösterdik. Üç gün sürdü taarruz… Üçüncü günün sonunda BM araya girdi ve ateşkes ilan edildi. Fakat Rum’un bütün ısrarlarına rağmen biz silahlarımızı Rum’a teslim etmedik. Çok önemli bir noktadır bu! Silahlar bizde kaldı. Sadece biz Rum’un bir şartını kabul etmek durumunda kaldık. “Lefkoşa ve Larnaka’da olduğu gibi ‘Yeşil Hat’ Limasol’da olmayacak” dedi Rum. Ve olmadı. Çok enteresandır. Bunda İngiliz üslerine çok yakın oluşumuzun da rolü oldu.
Mete TÜMERKAN: Yeşil Hat olmayınca ne oldu?
Ayhan Halit ACARKAN: Biz Rum tarafına, Rum da bizim tarafa geçmeye başladı. Mesela Niyazi çok güzel bir restoran açtı, Rum gelir oturur Niyazi’de yemek yerdi. Bizim gençlerimiz çok sık olmamakla beraber Rum tarafına geçip bazı barlara, eğlence yerlerine gidebilirdi. Bir anım var, onu anlatayım. Limasol çarpışmaları bitti. Rum yavaş yavaş içimize girmeye çalışıyor. Bir kahvemiz vardı Doğan Türk Birliği’nin karşısında. Bir Rum polis çavuşu iki de Rum polis geldi bir gün ve bu kahveye oturdu. Hiçbir kuvvet onları engelleyemedi. Rum kurnazca yanında çekler de getirdi. Sanırım hatırladığım kadar Sosyal Sigorta çekleriydi. Bizim insanımız o kadar çok saftır, kahvede kaç kişi varsa Rumların etrafına toplandı ve kahve ya da başka şeyler ısmarladı. Sancaktar da rastgele kahvenin önünden geçiyordu ve manzarayı gördü. Gitti karargaha, ben de o gün karargahtaydım. Dedi ki; “Bizim insanımız çok tuhaf. Sizde hiç milli mukavemet ruhu yok mu? Daha düne kadar bunlar bizi öldürdü. Ve siz bu insanlarla beraber oturdunuz, muhabbet ediyorsunuz. Hani sizin pasif direnişiniz? Bunlara arkanızı dönmeniz lazımdı. Yalnız kalsınlar ve çekip gitsinler. Ben bunu beklerdim insanınızdan”. Maalesef insanımız bunu yapmadı. Bu neredendir? Rum’u sevdiğimizden değil. Bilinçsizlik herhalde. Böyle bir durumda mesela kitaplardan okuduğum Fransa’daki Alman işgaline nasıl direndiklerini... Bu direniş tarihe geçmişti.
Mete TÜMERKAN: Limasol’da toplum lideri kimdi?
Ayhan Halit ACARKAN: Toplum lideri olarak sivil işlerden sorumlu rahmetlik Ramadan Cemil’di. Milletvekili idi. Ziya Rızkı Bey de teşkilatın başıydı. Bir numarası, serdarıydı. Onun üstünde bir sancaktar, bir de sancaktar yardımcısı vardı.
Mete TÜMERKAN: TMT’nin kuruluş aşamasında, ya da yeraltından yer üstüne geçiş aşamalarında Limasol’da sıkıntılar yaşandı mı hiç?
Ayhan Halit ACARKAN: Olmadı. Rahmetlik Ziya Bey bu işi çok iyi götürdü. Büyük bir gizlilik içerisinde, gayet güzel, çok isabetli seçimler yaptı. Yer üstüne çıkıldığı zaman baktım ki gerçekten Ziya Bey’in seçip eğittikleri çok kıymetli gençlerdi.
Mete TÜMERKAN: Ziya Bey bu liderlik konumunu hep sürdürdü değil mi?
Ayhan Halit ACARKAN: Ziya Bey ile benim yakınlığım yaşça benden büyük olmasına rağmen Doğan Türk Birliği’nde başladı. O başkanlık yaparken ben genel sekreterlik yaptım Doğan’da… Ailece de tanışıyorduk. Daha sonra teşkilatta çok daha yakın olduk birbirimizle. Sonra ben teşkilattan ayrıldım, Ziya Bey devam etti. 1970 yılına kadar Serdar olarak devam etti. Ve çok güzel hizmetleri oldu. Sondan bir önceki sancaktarımız Ziya Bey’i o kadar çok sever ve ona o kadar çok hayrandı ki, dönüşünde Genelkurmay’a verdiği raporda onu adanın en kıymetli serdarı olarak tanımladı.
Mete TÜMERKAN: 1970’te Cemaat Meclisi seçimlerinde siz Ziya Bey’le birlikte aday oldunuz…
Ayhan Halit ACARKAN: 1969 sonu, 1970 yılında Cemaat Meclisi seçimlerinin yapılacağı belli oldu. 10 yıl seçim olmamıştı. Ziya Bey ve rahmetlik Mustafa Çağatay’la, ki karargahtaydı ve sancaktarın da hukuk müşaviriydi, ben çok yakın ilişkiler içerisindeydim. Aday olma konusunu Ziya Bey Çağatay’a açtı, Çağatay da daha sonra bana ve Ekrem Avcıoğlu’na açtı konuyu. Mustafa Çağatay’ın avukat yazıhanesinde bu oluşum ortaya çıktı. Ve karar verdik, dörtlü bir ekip oluşturduk ve seçimlere ‘yeşiller’ adı altında grup olarak girdik. Seçimi dördümüz de kazandık. Ziya Bey tabii ki lider… Grup lideri. O seçimde karşımızda Ramadan Cemil, avukat Macit, İbrahim Yapıcıoğlu, rahmetlik Şahin, Mithat Berberoğlu adaydı. Ziya Bey mi ayarladı, yoksa program öyle mi geldi bilemiyorum, seçim kampanyasındaki son gece son konuşma hakkı bize düştü. Bizden önce diğer adaylar konuştu, en sonunda da sıra bize geldi saat 9’da… Park gazinosunda son mitingi yapıyoruz. Bizden önce Ramadan Cemil konuşmuş ve bize biraz da kişisel hücumlarda bulunmuştu. Bizim programımıza göre 15’er dakika bizler konuşacaktık, geriye kalan bir saat bir çeyrek de Ziya Bey konuşacaktı ve bitirecektik kampanyayı. Bütün Leymosun oradaydı. Karşıda bir yerlerde bizden önceki konuşmacıları takip ediyorduk. Onlar bitirir bitirmez hızla Ziya Bey geldi, biz de arkasında, omuzlara da aldılar bizi ve kürsüye çıktık. Ziya Bey aldı mikrofonu eline ve iki saat durmadan harika bir konuşma yaptı. Bize söz hakkı vermedi. Ve seçimi o gece bitirdi. Ve gerçekten Ziya Bey yüzde ellinin üzerinde oy aldı yüzde 45’lerde ben ve benden biraz az da diğer arkadaşlar almıştı. Bizim grup 4 kişi kazandık. Ve seçimden hemen sonra oturduk ve dedik ki biz halkımıza bir söz verdik, hep içlerinde olup dertleriyle ilgileneceğiz. Bir yazıhane kiraladık. Dördümüz kendi maaşlarımızla. O zaman Milletvekili maaşı 75 liraydı. Hepimiz 15’er lira verdik, 60 lira. Bir yazıhane kiraladık, bir de sekreter aldık. Ve Ziya Bey’le her gün “full-time” orada Amerikan usulü milletvekilliği yapmaya başladık.
Tabii Ziya Bey’in başka işi yoktu. O hep oradaydı, biz de vakit buldukça gidiyorduk. Bir program yaptık, hemen hemen her köye ayda en az bir kez gidiyorduk. Harika bir düzen ve çalışma düzeni kurduk. Adanın başka bir yerinde böyle bir düzen kuran yoktu. Meclis’te kabine oluşacak, Doktor Küçük o zaman Cumhurbaşkanı muaviniydi, kabineyi o tayin edecekti. Ziya Bey’e bakanlık teklif etti, Ziya Bey kabul etmedi. Ziya Bey Doktor’a, “Biz halkımıza seçilmemiz halinde halkın içinde kalacağımıza Lefkoşa’ya gitmeyeceğimize söz verdik” dedi. Teşekkür ederek Doktor’a bakanlık teklifini kabul etmeyeceğini söyledi. Doktor bu kez Ziya Bey’e Meclis Başkanlığı’nı önerdi. Onu da kabul etmedi. Biz Limasol’da kaldık ve düzenimizi kurduk. Ondan sonra Cumhurbaşkanı Muavinliği seçimleri gündeme geldi. 1973’teydi bu. Oturduk biz ofisimizde ve Denktaş’ı mı, Küçük’ü mü destekleyeceğimizi konuştuk. Dördümüzün de gönlü Denktaş’tan yanaydı. Denktaş’a sahip çıktık. Ve Limasol’da Denktaş’a seçimde ezici bir oy çıktı.
Mete TÜMERKAN: Neden Denktaş’ı Küçük’e tercih ettiniz?
Ayhan Halit ACARKAN: Sızdıydı ortaya artık Türkiye’nin Denktaş’ı istediği ve Doktor Küçük’ü geri çektirecekleri… Benim kişisel kanaatimi sorarsan 1960 Cumhuriyeti kurulduktan sonra Kıbrıs’ta politika uluslararası sahneye çıktı. Doktor da bu sahada zayıf kaldı.
Mete TÜMERKAN: Denktaş kazanınca ne oldu?
Ayhan Halit ACARKAN: Evet bu defa Denktaş Bey kabinesini kuracak, rahmetlik Ziya fikir değiştirdi ve kabineye girmek istedi. Bunu Denktaş’a hissettirdik ki Ziya kabineye girmek ister ve ümitle kabinenin açıklanmasını bekliyorduk. İsminin kabinede olmasını bekliyorduk. Biz Limasol’dan dört kişi hep bir kişi gibi hareket ettik. Hiçbir fikir ayrılığımız yoktu. Plan-program Leymosun’da yapılır ve Lefkoşa’da uygulanırdı. Kabine açıklandı, Ziya yok! Limasol’dan biri yoktu. Bizim talebimiz olmadıydı ama Ziya Rızkı istediydi. Doktor Küçük teklif etmişti ama kabul etmemişti. Bu defa istedi. Hatta biz Limasol’da Ziya Rızkı’nın kabineye gitmesi durumunda Limasol’da nasıl bir çalışma düzeni kuracağımızı dahi oturup hesapladıydık. Günde biri nöbet tutacak ve düzen devam edecekti. Oturduk yazıhanede ve değerlendirdik Denktaş’ın kabinesini, çok içerledi Ziya da biz de… Bindim arabama ve Denktaş’ın evine gittim arkadaşlarımla konuştuktan sonra. Denktaş’tan bilgi almaya gittim. “Niçin Ziya yok?” diye soracaktım. Denktaş bana “Ben Ziya’yı verdim, Ankara çıkardı” dedi. Döndüm geri ve Ziya Bey'e söyledim. “Yolumuza devam” dedi.

Yarın: Leymosun’daki esaret günleri

Bu habere tepkiniz:
TAGS: !950’ler Limasol, Ayhan Halit Acarkan
MANŞETLER

HK KIBRIS

© 2018 Digihaber Portal Services Ltd. Haber Kıbrıs.