Düşlerimi düşündüm de...
10/05/2011
BEYAZ GÖLGE
Bugün yazımın üstüne güneş açışını okuyacaksınız, ruh halimin üzerinden grinin kalkışını.
Günün yarısına kadar nasıl faul bir modda dolaştığımı, bir binanın tepesinden atlayacak kadar maksatsız hissettiğimi, sonra da bir şekilde oldu bittiye getirilmiş bir sohbet sonrasında nasıl içimde umut yeşerttiğimi okuyacaksınız.
Bir haftadır yazmamıştım bir şeyler ve hangi ucundan tutsam ne yazsam sancılarındaydım. Ama dedim ya maksatsızdım kafamın içinde, gittiğim yere ışık tutan bir şey yoktu.
Yazmaya başladığımda moralim sıfırın altındaydı bunun için de geçerli bir sebebim yoktu. Ortaya şöyle bir şey çıktı bu sabah;
"......Bu aralar içim buruk, sıkıntılı. Kendimi koyacak yer bulamaz haldeyim. Sürekli düşünüyorum. Uyanık olduğum, başka insanlarla iletişime girmediğim her saniye zihnim bir kayıyor ki düşüncelere. Kendimi bazen zor toparlıyorum. En çok da "Ne olacak senin bu halin?" sorusunu soruyorum kendime, "Nereye gidiyorsun?"
Kendimi bugünden sonra da aynı yerde görüyorum. Bunalıyorum, sıkılıyorum, Kafese tıkılmış gibi hissediyorum. Çığlık atmak istiyorum.
Düşlerimi düşünüyorum. Çok eskiden gelenleri, yeni yeni oluşanları. Orada olmak istiyorum. Olayın olduğu yerde, sanatın, modanın, müziğin aktığı yerde....."
Tamamlayamadan öğlen yemeği molası verdim. İşe geri döndüğümde halen aynı gri dalgaların ortasındaydım. Ta ki, kendimi birden bire bir sohbetin ortasında bulana kadar. Normal şartlarda, iş mülakatlarına, görüşmelerine ve toplantılarına hazırlanır giderim, ya da karşıma ne çıkacağını az çok tahmin ettiğimden hazırlıklı olurum. Bu onlardan biri gibi değildi.
Uzun zamandır, herkesten , hatta kendimden bile gizlediğim fotoğrafçı yönümü, ortaya koyup yorumlar dinledim oldukça deneyimli bir dergiciden. "Kulaklarını çekmek lazım senin" dedi. "Neden gizliyorsun kendini". On beş yaşında gibi alev bastı yanaklarımı, övgü almayı unutmuş gibi, bilmez gibi dilim tutuldu. "Ortaya çıkmalı, denemelisin daha çok" dedi, "Yoksa günün birinde bu fotoğrafları torunlarına gösterirsin"
"Haklısınız" diyebildim sadece. Kendimi açıklama gereği hissettim. "İçinde bulunduğum koşullarda moda fotoğrafçısıyım, bu işi yapmak istiyorum demek astronot olmak istiyorum demekle aynı şey gibi geliyor" dedim. "Kem,küm, ık, mık " dedim. Çok uzun zamandır hiç bu kadar kendine güvensiz konuşmadım, davranmadım, olmadım. Bu kadar zaman kimsenin hakkımda ne düşündüğüne çok takmadım, kendimden, yaptıklarımdan emindim. Bu sohbet bir uyandırma servisiydi gün ortasında. Aslında kendimi neden sakladığımı geçeri bir sebebe bağlayamadığımı fark ettim.
Bir fırsat sunuldu bana bugün, tam karanlığımın ortasında. Albert Einstein'ın dediği gibi, "Güçlüğün ortasında fırsat yatar". Bu fırsat bana, unutmamak için çabaladığımı düşündüğüm bir şeyi gizleyerek aslında kendi kendime unutturduğumu hatırlattı. Kim olduğumu, kim olmak istediğimi hatırlattı. Nereye gittiğimi, düşlerimi hatırlattı. Sonra da üstüne Lily Frost'un "Who am I" şarkısını dinledim. Diyor ki "Daha berrak içimde, kalbimin çekirdeğinde hep, kim olacağım!"
- Annem söylerdi de inanmazdım…
- Dönüşüm muhteşem oldu!
- Bir orkestra deneyimi
- Evlenmeli mi evlenmemeli mi?
- Bugünkü yıldız falınız diyor ki...
- Üzerinden bir yıl geçmiş gibi…
- Noel'den kaçarken Yeni Yıl'a tutulmak!
- Şapkadan tavşan çıkarsa…
- Siz hiç özlediniz mi?
- Bıraktığım yerden başlarken… Umutla…
- TÜM YAZILARI için tıklayınız














































































































































