Şu “gitmek” meselesi
09/06/2011
BEYAZ GÖLGE
Benim bir hayalim var. Hayalim, penceresinden içeriye güneş sızan bir daire. Radyosunda Norah Jones çalan, mutfağında güzel kokulu çayları olan, her odasından kitap taşan huzurlu bir “ev”.
Ne zaman canım sıkılsa, ne zaman kendimi zorda hissetsem, bunalım kapıyı çaldığında hayalimde bu “ev”e giderim ben. Orada sadece ben varım, bir de benimle birlikte huzur. Orası huzur evidir benim için.
Şimdi isterseniz beni yadırgayabilir, isterseniz de yargılayabilirsiniz. Hatta isterseniz delirdiğimi bile düşünebilirsiniz. Ama bu aralar ben çok fena gitmek istiyorum. Gerçekten gitmek. Yaşadığım sıkıntılardan bir süreliğine hayalimde kaçmak yerine gerçekten kendimi alıp buralardan gitmek istiyorum.
Bugün birçok başka kez de yaptığım gibi uzun uzun düşündüm bunu. “Gitmek” meselesini. Gitmek ve kendini de beraberinde götürmek.
Bütün bunları bugün sıkıntılı bir süreç geçirdim diye söylemiyorum. Her insanın hayatında zor anlar olur. Biliyorum, hiçbirimizin yaşantısı mükemmel değil. Ben zaten mükemmeli değil, huzurlu olanı arzuluyorum.
Şu “Gitmek” meselesi bugün ortaya çıkmış bir şey değil. Bu çoooook uzun zamandır var olan bir mesele. Sadece derinliği her geçen gün biraz daha artıyor. Daha önce bir kez denedim, gittim de; ama yeterince cesur olamadım. Gittim ama kalamadım. İstemediğimden ya da yapamadığımdan değil. Risk almayı seçmediğimden.
Gerisin geriye dönmek nasıl zor bir şeydir bilmem bilir misiniz. Her şeyi arkanızda bırakıp, ağzınız kulaklarınızda “hoşça kal” deyip bir daha dönmeyecekmiş gibi çekip gittiğinizde daha özgürleştiren bir duygu yoktur. Ancak bir kez yelkenlerini okyanusa açan gemi küçük limana geri dönemez. Geri dönse de sığmaz.
Ben döndüm. Dönmeden önce yaptığım bir telefon konuşmasında, “Peki geliyorum ama yeniden gitmek istersem beni durdurmayacaksınız tamam mı?” dedim. Teknik olarak kimse durmuyor önümde şimdi, kendimden başka. Risk almakla aptallık arasındaki çizgide cambazlık yapmak istemeyen ben duruyorum kendi kendimin yolunda.
“Rahatlığını feda etmeli, kendi korkusuzca atmalısın” dediler. Düşündüm, bu yeterince gerçekçi değildi. Bu aralar çok düşünüyorum her şeyi. Yoksa önerdikleri gibi pervasızca bıraksam kendimi elbet bulacağım hayatta kalmanın bir yolunu.
Çok uzun zamandır düşünüyorum şu “gitmek” meselesini. Hani bir sabah uyansam, pasaportumu atsam cebime, işe gitmek yerine havaalanına varıp bir uçağa atlasam, çekip gitsem.
Nereye? Bu sorunun cevabı var, ama bende kalsın. Sadece şunu söyleyeyim, o radyosunda Norah Jones çalan, mutfağında güzel kokulu çayları olan, her odasından kitap taşan “ev”in gerçek olma ihtimalinin olduğu bir yer.
Şu “gitmek” meselesi bu aralar mümkün değil. Kendi kendimin önünde duran ben, kafasını kaldıramayacak kadar yoğun bir koşuşturma içinde. Ama, amaçsız. Sadece şu an uygun olan bu, o kadar.
Siz de benim gibi, şu “gitmek” meselesine taktıysanız, benim gibi koşuşturma içerisinde sıkışmışsanız ama gözünüz yoldaysa, Nazan Öncel’in “Gidelim buralardan”ı nı dinleyin. O da şarkısında der ki “Gidelim buralardan dayanamıyorum. Beni geçirmeye yalnızlığım gelsin ya dönülür ya dönülmez kimse üzülmesin……..”
- Annem söylerdi de inanmazdım…
- Dönüşüm muhteşem oldu!
- Bir orkestra deneyimi
- Evlenmeli mi evlenmemeli mi?
- Bugünkü yıldız falınız diyor ki...
- Üzerinden bir yıl geçmiş gibi…
- Noel'den kaçarken Yeni Yıl'a tutulmak!
- Şapkadan tavşan çıkarsa…
- Siz hiç özlediniz mi?
- Bıraktığım yerden başlarken… Umutla…
- TÜM YAZILARI için tıklayınız














































































































































