Advertisement

Advertisement

Ali Baturay yazdı: Gerçeğin peşinden korkusuzca koştu, Kıbrıs'ın vicdanı oldu… 

YAYIN TARİHİ:
Haberi dinle
Butona tıklayın: oynat / duraklat
Hazır
ads ads
05/07/2026

Ali Baturay yazdı: Gerçeğin peşinden korkusuzca koştu, Kıbrıs'ın vicdanı oldu… 

  Kıbrıs’ta kayıpların bulunmasına katkıda bulunan gönüllü kahramanlar, “healers of their communities” (toplumlarını iyileştirenler) güzel sözüyle anılıyor. 
   Kayıpların ve yakınlarının karanlıktan çıkmasına katkı koyan güzel insanlar, bu sözü fazlasıyla hak ediyor. 
   İşte bu gönüllü kahramanların ilham perisi Sevgül Uludağ’dı… Öncelikle kendisi mükemmel bir toplum iyileştiricisiydi ve birçok insanı da “healers of their communities” yapmıştı… 
   Hatırlıyorum da 2023 yılında İki Toplumlu Barış İnisiyatifi-Birleşik Kıbrıs’ın önerisiyle, yüzden fazla Kıbrıslı Türk ve Kıbrıslı Rum sivil toplum örgütü, sendika ve siyasi partinin organizasyonuyla bir etkinlik yapılmıştı ve kayıpların bulunmasına yardımcı olan üçü Kıbrıslı Türk, üçü Kıbrıslı Rum özverili insan ödül verilerek onurlandırılmıştı. İşte bu etkinliğe “Toplumlarımızı iyileştirenleri onore ediyoruz” adını vermişlerdi.     Toplumlarını iyileştirenlerin ilham perisi Sevgül Uludağ’ı birkaç gün önce kaybettik. İnsanın isyan edesi geliyor… Zamansız, şok edici bir uğurlama bu… 
   “Zamansız” diyorum çünkü gerçekten de Sevgül Uludağ’ın yaşı ölüm için kabullenebileceğimiz bir yaş değildi. Hani bazı yaşlarda ölüm gelir de üzüldüğümüz halde “dolu dolu yaşadı, yapması gereken her şeyi yaptı” diyerek teselli buluruz değil mi? Sevgül Uludağ için bunu diyemiyoruz… Hayatını iyiliğe/ insanlığa adamış bu güzel insan, erken ölümü hak etmiyor…  
    Sevgül Uludağ, en fazla da “kayıpların bulunmasına adanmışlığıyla” anılıyor ama o feminist mücadelenin de yılmaz savunucularındandı… Cinsiyete dayalı eşitsizliklerin hep karşısında durdu. Kültürel değerlerimizin, kültürel mirasın koruyucularındandı aynı zamanda… Ülkesinin bölünmüşlüğü en büyük derdiydi. Çok sıkı bir barış aktivistiydi, barış mücadelesi nedeniyle tehditlere maruz kaldı ama yılmadı. Hiçbir zaman etnik köken ayrımı yapmadı, onun için önemli olan insandı. İki toplumun ortak acıları için ortak bir dil yaratmayı başardı ve bunu çok sayıda insana benimsetti. 
   Sevgül Uludağ, çok sevdiğim bir arkadaşım, çok değer verdiğim meslektaşımdı… Ondan çok şey öğrendim… Benden tam 10 yaş büyüktü, benim yaşlarımdaki birçok kişi ona “abla” diyordu ama nedense ben hiç diyemedim. Ona hep “arkadaşım” diye hitap ettim. O da bana öyle karşılık verdi… 
    Kayıplarla ilgili mücadelenin görünür olmasını, kayıpların nerede gömülü olduğunu bilen kişilerin konuşmasını teşvik etmek için yine çok yoğun olduğu, harıl harıl çalıştığı günlerde, bu çağrıları televizyon ekranlarından da yapmamızı önermiştim. Sevgül, televizyona çıkmayı pek sevmezdi, çıkmamak için birçok neden sıralardı ama onu ikna etmeyi başarmıştım. KIBRIS Medya Grubu’nda çalıştığım yıllarda Sevgül Uludağ ile KIBRIS TV’de birçok televizyon programı yaptık. 
    Sevgül, “Yalnızca senin programına konuk olurum, başkasına çıkmam, kıymetini bil” derdi. O zamanlar yalnızca benim programıma konuk olmasının kıymetini bilirdim tabii ki… Çok anlamlı, faydalı programlardı bunlar… Sevgül, çok acı, sarsıcı bilgiler vermesine rağmen, duygu sömürüsü yapmazdı, melodrama kaymazdı, hiçbir zaman bu konuların istismar edilmesine izin vermezdi. Salt gerçeklikle, belgelerle, tanıkların anlatımlarına dayalı, “1963-64 ve 1974 dönemlerinde kaybolan Kıbrıslı Türklerin ve Kıbrıslı Rumların hikâyeleri”, “toplu mezarlar”, “tanıkların anlatımları”, “ölümden kurtulanların yaşadıkları”, “kayıp yakınlarının adalet ve hakikat arayışı” konularını mükemmel anlatırdı. Zaman tünelinde gider gelir, adeta olayları yeniden yaşardı… 
      Sevgül Uludağ, sohbet ettiği bir kişiden, “TMT’nin iç yönetim kademelerinde yaşanan bazı sorunlardan dolayı Larnaka kazasına bağlı Klavya köyünde bazı olaylar yaşandığını ve babamın da bunun mağdurlarından olduğunu” duymuş. Beni aradı, “Böyle olaylar var da bana söylemen. Beni köye götür babanla konuşayım, bunları yazayım” dedi.  Ben de “Seni köye götürürüm ama babam bu konuları konuşmaz” diye karşılık verdim. Biraz bilgim vardı ama anne- babamız bize fazla ayrıntı vermezdi. Ben çocukken, büyüklerin konuştuklarına gizlice kulak misafiri olarak duymuştum, bildiğim kadarını. Babam iftiraya uğramıştı ve suçsuzluğunu kanıtlayana dek çok zor günler geçirdiği o olayları bize büyüdükten sonra da çok yüzeysel anlatırdı. O olaylara karışanların bazıları hayattaydı, kin gütmeyelim, eskinin hesabını sormayalım, onlarla ve çocuklarıyla sorun yaşamayalım diye bize anlatmamayı tercih etmişler…
      Sevgül’le köye gittik, o ikna edici tavrıyla babamı konuşturdu. Babam, bana ve kardeşlerime anlatmadığı birçok şeyi ona anlattı, ben de ağzım açık, şaşkınlıkla dinledim. Sevgül, anlatılanların bir bölümünü Yenidüzen’de yazdı. Yazdıkları büyük ilgi gördü. O anlatılanlar üzerine başkaları da Sevgül’e aynı konuda mektup yazdı. Bazı insanlar beni de aradı. İsmini vermeyen bir kişi, “Gerçek her zaman iyi bir şey değildir, hatta başa beladır. Kimi zaman gerçeği söylememek ve duymamak daha iyidir” demişti. Halbuki Sevgül Uludağ, tam da bu zihniyeti ortadan kaldırmak için mücadele veriyordu… Bu bir tehdit miydi diye düşündük bir süre. Sevgül Uludağ, alışıktı bu tür tehditlere, “Tam tersine gerçeği saklamak ağır bir yüktür. Gerçeğe ulaşacağız ki kayıpları ve yakınlarını karanlıktan çıkaralım” derdi. Bu arada annem o gün Sevgül için çok güzel yemekler yapmıştı, yıllarca o yemeklerin tadından söz etti… Bölgeye gittiğinde yine onlara uğramıştı, annem- babam onu çok sevmişti. 
    Tabii ki “İncisini Kaybeden İstiridyeler” kitabından söz etmem lazım. Bu harika kitabın hazırlık sürecini çok iyi hatırlıyorum. Sevgül bu süreçte çok heyecanlıydı, hazırlık aşamasında sanki bebek bekliyordu, kitap çıktıktan sonra da bebeği doğmuş gibiydi… Kitabın her baskısı bende var… Çok sayıda insana hediye ettim, “İncisini Kaybeden İstiridyeler” kitabını... Yurt dışına bazı konferanslara, bazı fuarlara giderken oradaki muhataplarımız için mutlaka kitabın İngilizce baskısı benim değişmez hediyemdi.
    Bu yazıda Cenk Mutluyakalı’dan söz etmezsem olmaz. Cenk, Yenidüzen Gazetesi’ne genel yayın yönetmeni olduktan sonra Sevgül Uludağ’a özgürlük verdi, onu günlük sıkıcı işlerle uğraştırmadı. Sevgül’e yalnızca araştırdığı konularla ilgili çalışma özgürlüğü tanıdı, “sen başka işlerle uğraşma, araştırmacı gazetecilik yap” dedi. O da en iyi şekilde yaptı, ortaya mükemmel işler çıktı… Sevgül, Cenk’in bu tavrından duyduğu memnuniyeti defalarca dile getirdi. Cenk’in ona desteğini hep ayrı bir yere koyardı…  
    Bu arada Sevgül Uludağ, kurum dışından bir yardımcım gibiydi. Çalıştığım, yöneticisi olduğum gazetelerin yazım yanlışlarını, habercilik kusurlarını tespit eder beni arardı ya da mesaj yazardı. “Be canım, bak da bu başlık olmadı”, “Be canım bak da haberin içi başka, başlığı başka”, “Be canım, bak da bunda mantık hatası var”, “Be canım bak da bu haber ırkçı bir bakış açısıyla yazıldı” gibi sayısız uyarı yaptı. Bizim gönüllü denetçimizdi. Bundan dolayı ona minnettarım. Tabii yalnızca hataları bulmazdı, beğendiği haberler, köşe yazıları için de arar tebrik ederdi. Bizim gazetede kendi alanına giren ve iktibas etmek istediği konular oldu mu mutlaka beni arar izin isterdi ve ona haber veya fotoğraf vermişsek mutlaka bizi kaynak olarak gösterirdi. Bu konularda çok hassastı. 
     Sevgül Uludağ ile aynı kurumda, birlikte çalışma imkânım olmadı. Üç yıl Yenidüzen’de çalıştım ama o dönem gazeteden ayrılmıştı. Buna rağmen onunla arkadaş olduğumuzu bilen birçok kişi ölümünden sonra beni aradı, ölüm nedenini sordu, başsağlığı diledi… İnsanların arkadaşlığımızı unutmaması, hatırlaması buruk bir mutluluk yarattı bende…   
      Bazı insanlar diğerlerine göre daha özeldir, çünkü onlar başkalarının “imkansız” dediği şeylerin “mümkün olabileceğini” yılmadan, yorulmadan ispatlamak için mücadele verir ve kanıtlarlar da… Gerçeği bulmak, karanlıkta kalanı aydınlığa çıkarmak, adaleti sağlamak için hiçbir şeyden çekinmezler, tehditlerden korkmazlar, “adanmışlık” ruhuyla, hiçbir fedakarlıktan kaçınmadan yollarında kararlılıkla ilerlerler… Sevgül Uludağ, böyle biriydi işte… O nedenle her kesimden insan onu takdir ediyordu, o nedenle her kesimden insan ona ağladı, o nedenle her kesimden insan cenazesindeydi. O nedenle 2008’de “Uluslararası Gazetecilikte Cesaret Ödülü”nü, 2014’te “Avrupa Parlamentosu Avrupa Yurttaşı Ödülü”nü aldı. O nedenle ülke içinden ve dışından daha pek çok ödülle onurlandırıldı. O nedenle 2019’da “Nobel Barış Ödülü”ne aday gösterildi. 
     Sevgül Uludağ, ömrü yettiğince Kıbrıslıları iyileştirdi, başkalarına da ilham kaynağı oldu… O çok iyi bir insandı, çok iyi bir gazeteciydi, gerçeğin peşinden korkusuzca koşuyordu, Kıbrıs'ın vicdanı olmuştu… Elveda arkadaşım, boşluğun asla doldurulamayacak ancak yaptıkların hiç unutulmayacak…
 

YAYIN TARİHİ:
Habersiz kalmamak için Telegram kanalımıza katılın
ad ad
TAGS: Ali Baturay yazdı: Gerçeğin peşinden korkusuzca koştu, Kıbrıs’ın vicdanı oldu… 
MANŞETLER

HK KIBRIS

Advertisement
© 2024 Haber Kıbrıs Medya Danışmanlık ve Matbaacılık Ltd.