Bıraktığım yerden başlarken… Umutla…
25/09/2011
BEYAZ GÖLGE
İşte bu yüzden umudu seviyorum. Tam her şey bitti derken ya da bundan daha iyisi olmaz derken başka istikamete sürükleyecek rüzgâr olarak geliyor umut. Günlerdir yazmadım. Yazmak istemedim. Çünkü tatilden dönüşte sorumluluklarım, “pause” tuşuna bastığım hayatım akbaba gibi çöktü omuzlarıma. İlk üç günlük dopdolu enerjinin ardından yorgunluk ve tek düzelik geldi. Yapmam gerekenler vardı, yapılması gerekenler.
Sıkıntılar ya da engeller ne olursa olsun bitirilmesi ve yeniden başlatılması gereken işler vardı. Ben de başladım. Bayrağı bıraktığım yerden devraldım. Sürece kapıldım ve devam ettim. Arada yapmaktan zevk aldığım şeyler de vardı ama kendimi elime kalem almaya ikna edemedim bir türlü.
Hatta bir ara “yazamıyorum” diye yakındım. Cevap “bir şey değil! Zamanı gelince yazarsın” oldu. Bugün, bu akşam da uzakta aniden yanan bir deniz feneri gibi bana gideceğim yolu gösteren olayı bekliyor muşum demek ki!
Spritüel aktivizmi benimseyen yoga öğretim her zaman “tohum atmak”tan bahseder. Yaşamı, geleceği bir bahçeden ibaret düşünürsek; ağaçlar ve çiçekler için tohum atmalıyız. Hatta bunu doğrular şekilde ofisten bir arkadaşım geçenlerde “ hiçbir çaba boşa değildir” demişti.
Düşünmeye bolca vaktim olduğu için bunun gittikçe daha çok farkında oluyorum. Aslında ne istersek, ne için çabalarsak ona sahip oluyoruz. Önceden nerede, nasıl ve kim olacağıma karar vermiştim. Sadece oraya varmanın ne kadar zahmetli olacağını hesaplayamamışım. Gidecek ne kadar fazla yol olduğunu düşünememiş, kestirme yoldan varabilirim sanmıştım. Oysa ki önce “boşuna” olduğunu varsayacağım bir dizi çaba harcamalıymışım.
Yirmi beşimi doldurmama iki ay kala resmin bütününe bakıyorum. Şimdilik hala aynı şeyleri istiyorum. Belki de önceye oranla daha da çok istiyorum. Hedefte bekliyorlar. Yol biraz yorucu ve dolambaçlı olacak.
Şunu söylemeye çalışıyorum sanırım; hiçbir şeyi kolay elde etmek yok! Her ne istiyorsak, onu kazanmalıyız ve eğer yolda bozguna uğrarsak, düşersek ya da yolumuzu kaybedersek bilmeliyiz ki bir umut ışığı yanmayı bekliyordur.
Biliyorum, çünkü bu aralar ben de pusulayı fena şaşırdım. Uzunca bir süre kendimden emin yol alırken birden, aslında millerce sürüklendiğimi fark ettim. Sonra da umutsuzluğa kapıldım. Panik sardı etrafımı. Hedefe sadık kalıp denemek yerine, paniğe kapılan her canlı gibi denemekten vazgeçtim. Kurtarılmayı beklemeye başladım.
Sonra bugün bir yerlerde bir ışık yandı. Belli belirsiz varlığını sürdürmekte. O ışık bir “tohum”. Bense yarın ilk iş o tohuma su dökeceğim. Bakalım yeşerecek mi! Eğer yeşerirse uzun zamandan sonra ilerlemeye başlayacağım.
“Bütün bunları neden yazdım” ya da “bütün bunlar ne anlama geliyor”un fazla bir önemi yok. Önemli olan verdiğim uzun aradan sonra “umut”la dönmüş olmam. Bıraktığım yerden yeniden başlarken, Bülent Ortaçgil eşlik etsin bana. “Bu su hiç durmaz” şarkısında dediği gibi…. “Sen hep kendine önlemler aldın, ben kendime yasaklar koydum, önümüzde barajlar var, bu su hiç durmaz, yaşamak dopdoluydu, akan pınarlar gibi, inanmayanlar beklediler, umutlarını borç verdin, cebinde hiç kalmadı, dostların anlamadılar….”
- Annem söylerdi de inanmazdım…
- Dönüşüm muhteşem oldu!
- Bir orkestra deneyimi
- Evlenmeli mi evlenmemeli mi?
- Bugünkü yıldız falınız diyor ki...
- Üzerinden bir yıl geçmiş gibi…
- Noel'den kaçarken Yeni Yıl'a tutulmak!
- Şapkadan tavşan çıkarsa…
- Siz hiç özlediniz mi?
- İstanbul’un fethi münasiptir
- TÜM YAZILARI için tıklayınız














































































































































