Bir orkestra deneyimi
01/03/2012
BEYAZ GÖLGE
"Müzik ruhun gıdasıdır" derler. Ben bugün size ruhum tok bir şekilde yazıyorum. Bu sıralar yine o pek üretken olmayan günlerdeyim. Bazen köşemi, aklıma getiremeyecek kadar yoğun oluyorum. Gazetelerde her gün bir şeyler yazanlara da imreniyorum o zamanlarda. Benim kalemi elime alabilmem için mutlaka bir şeyler olması lazım. Zorunluluk duygusuyla yazamıyorum. Yaşamımın hiçbir döneminde kalem benim için bir görev aracı olarak verimli bir sonuç elde etmedi. İstediklerimi söyleyebilmem, kendimi ifade edebilmem için dilimin arkadaşı, ikinci bir uzuv olarak çalıştığı zaman daha rahat konuştu. Canı sıkılıyorsa, keyfi yoksa, söyleyecek bir şey bulamıyorsa susar.
Dedim ya, yine o günlerden birindeydim. Önceleri yazımın yerinden düştüğünü bile fark etmedim. Sonra da ne yazsam diye düşündüm. O, bu, şu yeterli değildi. Ta ki Vivaldi'nin Lute Concerto'sunu bir gitardan duyana kadar.
Dün gece 3. Lefkoşa Müzik Günleri kapsamında bir klasik müzik dinletisine gittik. Bach'ın 1 numaralı piyano konçertosunu, Danza Slava Op. 46'yı ve Vivaldi'den Lute Concerto'yu dinledik. Orada dur bakalım diyorsunuz değil mi? Biz bu entellektüel alana nereden geldik?
Sabah sabah otobüste işe gelirken, kendini diğer yolculara fark ettirmeye çalışan ve midemi bulandıran sarhoş bir adamın dikkatimi dağıtmasına rağmen size anlatacağım.
Müzikte asla söz söyleyecek kadar bilgi sahibi olmadım; ama çok severim. Hem de çok. Müzik olmadan yaşayamam. Sayılı birkaç tür dışında da her tür müziği dinlerim. Yorumumu yaparım ve kıymetini bilirim. Hele klasik müziğin! Henüz ortaokuldayken odamda radyodan Bayrak Klasik'i açardım ve dinlerdim. Annem de mutfaktan bağırırdı; "Gene açtın o gıygıyları!" diye.
Fazla anlamam, bir enstrüman da çalmam, bazı büyük isimlere aşinalığım ve enstrümanlar hakkında şöyle böyle bir bilgim vardır; ama dinlemesini çok severim.
Bunu dün akşam yeniden fark ettim. Kardeşimle gittik, oturduk ve dinlemeye başladık. Sonra düşündüm de bu benim ilk, gerçek orkestra deneyimimdi. Klasik müziği önceleri hep radyodan dinlerdim. İlk kez bir salonda, sadece o maksatla oraya giderek klasik müzik dinledim.
Dinlerken gözlerimi kapatasım geldi, müziği dinlemek ve anlamak için. Sonra insanlar sıkıldığımı ya da uyuduğumu sanmasın diye bundan vazgeçtim.
Vivaldi'yi dinlerken elim çantama gitti. Kalemimi çıkardım, konser programı üzerine notlar düştüm. O an farklı bir şey gelmişti bana. Kalemim yazmak istemişti.
İşte Lefkoşa Müzik Günleri konser programı üzerine yazdıklarım... Başlamadan bu kez bir klasik müzik açın radyodan ya da herhangi başka bir dijital ortamdan. dinleyin ve okuyun;
"Gözlerimi kapatsam o gitarı bir kadının çaldığını hayal etmezdim. Düşünmezdim. Radyoda dinler gibi dinleseydim bunu görmezdim. Şu an burada müziğin cinsiyeti olmamasını sevdim"
"Kendimi orada çalarken de hayal edemedim. Bir enstrüman çalamıyordum çünkü. Çalabilsem de bu kadar uyum içinde olur muydum bir oda dolusu insanla bilmiyorum. Ama dinleyici ve beğenen olarak bu muhteşem performansın bir parçası olmaktan şahane bir keyif alıyorum.
Şimdi benim de parmaklarım bir "allegro" coşkusuyla keman değil kalem tutuyor ve "an"ın parçası oluyor"
- Annem söylerdi de inanmazdım…
- Dönüşüm muhteşem oldu!
- Evlenmeli mi evlenmemeli mi?
- Bugünkü yıldız falınız diyor ki...
- Üzerinden bir yıl geçmiş gibi…
- Noel'den kaçarken Yeni Yıl'a tutulmak!
- Şapkadan tavşan çıkarsa…
- Siz hiç özlediniz mi?
- Bıraktığım yerden başlarken… Umutla…
- İstanbul’un fethi münasiptir
- TÜM YAZILARI için tıklayınız















































































































































