HABER KIBRIS

Borman: TMT’nin kasasının başındaydım

Nazif Borman ile çarpıcı bir röportaj

ads
24/12/2012
Havadis

Borman: TMT’nin kasasının başındaydım

İNGİLİZ PASAPORTLARIMIZI VERMEMİZİ İSTEDİLER…
1963’te mezun olup adaya geldiğimizde “İngiliz pasaportlarınızı vereceksiniz ve Cumhuriyet vatandaşı olacaksınız” dediler. Mecbursunuz gibisinden... Biz de talebe olarak devamlı seyahat ettiğimiz için hepimiz de gidip İngiliz pasaportlarını verdik Kıbrıs Cumhuriyeti vatandaşı olduk. Halbuki öyle bir mecburiyet yoktu ama biz bunu bilmiyorduk. İngiliz pasaportu tutup da devam edenleri biz o zaman başka gözle görüyorduk. Tabii insanlar bugün türlü sebeplerle haklı çıktı o ayrı konu

AYNI YERDE ÇALIŞIYORDUK AMA BİRBİRİMİZİ BİLMİYORDUK…
Fikret Kürşat o zaman Petek Beyi idi. Daha doğrusu Sarı Petek 1. Teşkilat’ta hiyerarşi böyleydi; Oğul, Petek, Kovan, Sancak, Bayrak. Aralık 1963’ün 19’unda bizim bir yere intikal etmemiz lazım TMT’deyiz verilen kod adımız da “piyale”. Fikret bana not verdi, kimse de birbirini tanımıyor yani. Ansızın yer üstüne çıktık. İsmail Bozkurt, ben, Fikret, Hüda Reis. Biz hep Cemaat Meclisi’nde ve bazılarımız aynı dairede çalışıyoruz ama birbirimizin teşkilat mensubu olduğunu bilmiyorduk


Nazif Borman’ı bir çoğumuz Derviş Eroğlu kabinelerinde bakan, daha sonra da dokuzlar hareketi içerisinde yer alan milletvekillerinden biri olarak tanıdı. Ama onunla bu röportajı gerçekleştirmeye karar verip biraz araştırdığımda Nazif Bey’in bakanlık yapmaya başladığı dönemin çok öncesinde topluma hizmet etmeye başladığını gördüm.
1963 yılında üniversite eğitimini tamamlayıp adaya dönen Nazif Borman daha Ankara’daki üniversite günlerinde TMT mensubu olmuştu. Borman 1963 olaylarının başlaması ile birlikte kendisini takım komutanı olarak buldu. Bir süre sonra TMT’nin kasasından sorumlu maliyeci olan Borman bu görevini 1972 yılına kadar sürdürdü. Nazif Borman TMT’nin kasasının başından kooperatifçilikte önemli bir göreve geçiş yaptıktan sonra onu siyasete taşıyacak yola girdiğinin farkında olmadan köy köy gezmeye başladı. Her köye bir kooperatif kurulduğunu röportaj sırasında bize anlatan Nazif Bey, “Baf inadı” nedeniyle hem bürokraside hem de siyasette bazı kişilere zor anlar yaşattı. İşte Borman’la yaptığımız röportajın ilk bölümü:

Mete Tümerkan: İsterseniz önce öğrencilik dönemlerinizle başlayalım.

Nazif Borman: 1940 Aydın (Ayyani), Baf doğumluyum. Çocukluğumuz 2. Dünya Savaşı dönemlerinde “ah vah”la geçti. O zamanlar Kıbrıs’ta hem fakirlik hem de harbin getirdiği sıkıntılar vardı. 12 yaşına kadar köyde kaldık. İlkokulu orada okudum, ilkokuldan sonra ortaokullara giriş imtihanı için Baf Ortaokulu’nda sınava girdik. İlk kez şehre gitmiştik. Benim için çok ilginçti. O sınavdan Baf bölgesinde ikinci gelmiştim. Ortaokulu Baf’ta okudum. Başka yerde lise yoktu o dönemde. Baf’ta biz mezun olduğumuzda Lise açılmıştı. Biz Lefkoşa Erkek Lisesi’ne gelmeyi tercih ettik. Rahmetli babam cebime bir miktar harçlık koydu “Lefkoşa’ya git” dedi. Yol sokak da bilmiyorsunuz. Otobüse bindim geldim ve Liseye başladım.

Mete Tümerkan: Liseyi yatılı mı okudunuz?

Nazif Borman: İlk yıl yatılı değildim. 1955’te Lefkoşa Erkek Lisesi’ne gittiğimde ilk sene bir tanıdığımızın evinde kalmıştım. İlk sene Lefkoşa’yı tanıdıktan sonra lisenin yurduna girdim. Lise yıllarımız yurtta, okulda geçti. Bizim çocukluğumuz çok dar imkanlarla geçti. 1958’e kadar çok sıkıntılı bir dönem geçirdik. Sadece biz değil bütün Kıbrıslı Türkler aynıydı. Bir iki tüccar dışında Kıbrıs’ta bir sermaye yoktu. Memur da çok azdı, İngilizler de ölçülü alıyorlardı. Kendilerine göre ölçüleri vardı. Bildiğimiz az sayıda Kıbrıslı Türk zirveye çıkabildi. Öbürleri genelde orta ve alt düzeyde memurdu. 1958’e kadar geldik.

Mete Tümerkan: Lise yıllarınız nasıldı?

Nazif Borman: Bizim lise tahsilimiz o kadar hareketli ki. Düşünün 1955’te EOKA kuruldu. Ben ortaokulu bitirip liseye Lefkoşa’ya geldiğimde EOKA hadiseleri başladı. Ve tesadüf hadiseler hep lisenin yanında oluyordu. O küçük yaşımızda o hareketlilik içinde büyüdük. Bizim bir edebiyat hocamız vardı. Siz de mutlaka onu çok iyi biliyorsunuz. Nam-ı diğer Kara Yusuf. İkinci yıl 1956’ta ben yurtta kalıyordum. Lefkoşa’yı biraz daha tanımış olduk yeni arkadaşlar edindik. Bizim lisedeki arkadaş grubumuz can ciğerdi. Yavaş yavaş biz de devreye girmiş olduk.

“Hocamız meğer Sancaktarlık’ta bayağı yetkili biri”
Mete Tümerkan: Devreye girdik derken?

Nazif Borman: İkinci sınıfta rahmetli hocamız bize bazı görevler verdi. Örneğin broşür dağıtma. Broşürün içeriğini hatırlayamıyorum ama o zamanki direniş örgütlerindendi. TMT o dönemde yoktu ama Karaçete ve Volkan gibi örgütler vardı. Ama biz o çocuk yaşımızla olup bitenleri idrak edecek durumda değildik. Lise son sınıfta artık daha ağır görevler yapmaya başlamıştık. Hocamız meğer sancaktarlıkta bayağı yetkili biri. Daha sonra Serdarlık da yaptı. Bizi o ruh içine sokmuştu. Neticede bazı eylemlerde de bulunduk. O zamanki sınıf arkadaşlarımızın bir kısmı rahmetli oldu maalesef.

Mete Tümerkan: Ne tür eylemlerde bulundunuz?

Nazif Borman: Yürüyüş organize ettik. İngilizlere karşı, Rumlara karşı yürüyüşlerde, nümayişlerde bulunduk. Lise talebesi o dönemlerde çok önemliydi. Başka toplanacak gruplar da yoktu zaten. Hocanız sizden istedi mi siz yapıyordunuz. 27-28 Ocak 1958 hadiselerini yaşadık. O nümayişin içinde esas bizim sınıftı. Şerife Nine o olayda şehit oldu.

Mete Tümerkan: O günkü eylem organize miydi?

Nazif Borman: Yürüyüş organizeydi. Biz liseden başladık yürüyüşe. Yenicami’nin oradan o yollardan geldik ve Girne Kapısı’ndan Sarayönü’ne doğru yürüdük. Biz yürürken arkamızdan halkta birikti. Ama öncülük erkek lisesindeydi. (Bizim lise daha sonra Celal Bayar Türk Lisesi oldu. Biz ilk ve son mezunlarıyız.) O gençlik hayalimden kalan İngiliz komandoların bizi engellemeye çalışmasıydı. Önce İngilizler geldi. İngilizlere karşı bayağı sert girişler yaptık biz. Ertan Rüstem diye bir sınıf arkadaşımız vardı. Uzun boylu olduğu için bayrağı o taşıyordu. Hayattadır. Allah sağlık versin uzun zamandır görmedim, çok arkadaşımız vardı hepsi bu mücadelenin içinde yer alacak bir ruha bürünmüştü. Ölüm korkusu bile bizi caydıramazdı.

“Komandolara karşı gelemedik”

İngiliz o dönemde Türklerden komando tipinde bir ordu yaratmıştı. Bunu EKOA’ya karşı yapmıştı ama bizim karşımıza dikilmişlerdi. Bizi durduramayınca gaz bombaları attılar. Girne kapısından giderek Kemal Deniz’in dükkânının sağ tarafında bizi gaz bombalarıyla durdurdular. O gazdan içimiz dışımıza çıkmıştı. Fakat biz ilk defa orada gaz bombasını geriye attık. Bize öğretildiği şekilde yaptık. Bize mendilinizi çıkartın ve teneke kutuyu geri atın denmişti. İngilizler darmadağın olmuştu. Komandolara karşı gelemedik ve dağılmıştık.

Mete Tümerkan: TMT’ye girişiniz ne zaman oldu?

Nazif Borman: Biz bu hadiselerden sonra Türkiye’ye tahsile gittik. O zaman olgunluk imtihanları vardı. Fen şubesinde olan fen derslerinden, edebiyat şubesinden olan edebiyat derslerinden olgunluk sınavı verirdi. Sorular Türkiye’den gelirdi ve Türkiye’de bakılırdı. Bizim sınıf olgunluk sınavında bayağı başarılıydı. Sınavı geçip Ankara’ya gittik. 1958 sonu. Önce ben Felsefe hocalığına girdim. Bizim Münür Karabardak diye rahmetli bir sınıf arkadaşımız vardı. Münür’le ben çok samimi arkadaştık Lefkoşa’da. Beni gelip buldu ve “bana deli misin? Senin Dil Tarih’te ne işin var, mülkiyeye gel” dedi.

“Mülkiye” okuyunca ne olacağız dedim?
“Mülkiye ne oğlum?” dedim. Hiç bilgimiz yok yani o tarihte anlayın. Bu konularda bizi eğiten yönlendiren yoktu. Zaten lisede Aydın Sami hocamız ve Türkiye’den gelen birkaç hocamız vardı. Ama rehberlik yoktu. Peki “Mülkiyeyi okuyunca ne olacağız dedim?” “Yahu Türkiye’nin bütün Valileri, Dışişleri, Maliyecileri hep bu okuldan çıkar, Türkiye’yi bu idare eder, bunu padişah Abdülhamit kurdu” dedi. Ben de gidip kaydımı mülkiyeye kayıt yaptırmak istedim. Bu kez “yine sınava gireceksin” dediler. Basit bir Türkçe sınavına girip Mülkiye’ye geçmiştim. Bizim lisedeki bazı hocalarımız da daha yüksek tahsil için bizimle beraber gelmişlerdi. Hocamız Aydın Sami Bey de o dönemde Ankara’ya aynı dönemde Dil Tarihe geldi. Herhalde o dönem öğretmen eksikliği falan vardı. Orada talebe hoca devre arkadaşı olmuştuk. Öyle bir sıcaklığımız vardı.

“Babama gelemeyeceğimi mektupla anlattım”
Mete Tümerkan: TMT’ye girişiniz de Ankara’da mı oldu?

Nazif Borman: Anladığım kadarıyla Aydın Sami Hoca buradan da yetkili olarak gelen bir kişiydi ve bütün fakültelerden öğrenci seçmişti. Siyasaldan da beni ve İsmail Bozkurt’u seçmişti. Bize “sizi inceledik, geçmişinizle milliyetçi insanlarsınız, bu ders yılının sonunda ağustosta Kıbrıs’a dönmüyorsunuz eğitime gideceksiniz” demişti. O zaman da telefon yok, oturdum rahmetli babama bir mektup yazdım. Mektuplar ayda bir geliyordu. Dedim ki; “Babacığım bir dersten bütünlemeye kaldım bu sene yazın gelemiyorum.” Babam da “bir şey değil oğlum” şeklinde bir cevap vermişti. Ağustos ayında bütün fakültelerden seçilen Kıbrıslı arkadaşlarla beraber gittik eğitimimizi yaptık yemin ettik ve TMT’ye girmiş olduk.

“TMT’de öğrencilik dönemimde faal görev yapamadım”
Mete Tümerkan: Yeminden sonra TMT’de faal görev almaya başladınız mı?

Nazif Borman: 1959’da TMT’ye girdik ama tahsil süremiz devam ediyordu. Aktif bir görevimiz yoktu. Orada verilen eğitimleri gördük. Lisedeki o hareketliliğimiz devam etti. Fakat tek üzüldüğümüz konu Kıbrıs’taki hareketlere müdahale edememekti. Her tatile de heyecanla Kıbrıs’a geliyoruz, Rumlar bizi Havaalanında didikliyor, gelişigüzel hakaretler yapıyorlar falan ama bizim aldırdığımız yok tabii, ama ben Kıbrıs’a TMT’de öğrencilik döneminde Kıbrıs’ta faal görev yapamadım. Çünkü gelemedim. Arkadaşlarım da öyle.

“İngiliz pasaportlarını verdik Kıbrıs Cumhuriyeti vatandaşı olduk”
Mete Tümerkan: Ne zaman mezun oldunuz?

Nazif Borman: Biz 1963’te mezun olup adaya geldik. 1 Aralık 1963’te ben Cemaat Meclisi’ne müfettiş olarak atandım. Tabii İngiliz Yönetimi bitmişti. Kıbrıs Cumhuriyeti kurulmuştu. Ve bize o zaman dediler ki “İngiliz pasaportlarınızı vereceksiniz ve Cumhuriyet vatandaşı olacaksınız” mecbursunuz gibisinden... Biz de talebe olarak devamlı seyahat ettiğimiz için hepimiz de gidip İngiliz pasaportlarını verdik Kıbrıs Cumhuriyeti vatandaşı olduk. Halbuki öyle bir mecburiyet yoktu ama biz bunu bilmiyorduk. İngiliz pasaportu tutup da devam edenleri biz o zaman başka gözle görüyorduk. Tabii insanlar bugün türlü sebeplerle haklı çıktı o ayrı konu.

“Lefke’yi bir haftada teftiş ettim”
Mete Tümerkan: İlk göreviniz neydi?

Nazif Borman: Murakıplık Dairesi’nde ilk üniversite mezunu kişi bendim. Müdürümüz de rahmetli Musannıf Bey’di. Görevde bana büyük katkısı olmuştu. Yardımcısı Başmüfettiş Cahit Bey vardı. Bir de Peker Turgud Maliye Dairesi’ne girmişti. İkimiz de aynı okuldandık. Aynı yıl mezun olmuştuk. Biz Türk Cemaat Meclisinde Türkiye’den mezun olan ilk maliyecileriz. Beni beş on günlük gözlemden sonra Lefke’ye teftişe yolladılar. O zaman da teftişe giden arkadaşlarımız otobüslerle giderdi ve gittiği yerde teftiş bitene kadar bir otel veya pansiyonda kalırdı. Bu teftişler de uzun sürermiş. Biz gittik bir hafta sonra döndük. Koskoca Lefke’yi teftiş edip geldik.

“Ne cumartesi ne pazar vardı”
Rahmetli Musannıf Bey beni çağırdı ; “Bu iş bir haftada olmaz be çocuk” dedi. Cahit Bey’i de çağırdı ve “git hesap kitabı kontrol et” dedi. Çünkü gidenler iki üç ay kalır öyle dönerlerdi. Rahmetli Cahit Bey gitti iki gün sonra geldi. Toplantıda beni şapur şupur yanaklarımdan öptü. “Aferin be çocuk” dediler. Onlar da meslekten yetişmiş kişiler. Üniversitenin verdiği formasyonu düşünmemişlerdi. Ancak bizim o dönem nesli olarak çalışkanlığımız meslek hayatımızda işimize çok yaradı. Biz hafta tatili bilmezdik. Eşim de ben de. Ne cumartesi ne pazar. O zaman ki görevlerimizi layıkı ile yapmak için sabahlara kadar çalışırdık. Bizim gibi öbürleri de aynı bilinç içindeydi. Öyle bir ruh vardı. Topyekun bir seferberlik vardı.

“Biz hep aynı yerde çalışıyoruz ama birbirimizi bilmiyorduk”
Mete Tümerkan: Olaylar başladığında ne oldu?

Nazif Borman: 19 Aralık günü daireye gitmedik ve aynı dairede çalıştığımız Fikret ve İsmail’le Gençlik Gücü Spor Kulübü’nde buluştuk. Orada herhangi bir Rum saldırısına karşı hazırlıklı olmak bakımından diğer arkadaşlarla beraber çanakların açılması silahların temizlenmesi ve benzeri hazırlıkları yapmaya başladık. Fikret o zaman bölgenin Petek Beyi idi. Daha doğrusu Sarı Petek 1. Teşkilat’ta hiyerarşi böyleydi; Oğul, Petek, Kovan, Sancak, Bayrak. 19’unda bizim bir yere intikal etmemiz lazım TMT’deyiz verilen kod adımız da “piyale”. Fikret bana not verdi, kimse de bir birini tanımıyor yani. Ansızın yer üstüne çıktık. İsmail Bozkurt, ben, Fikret, Hüda Reis. Biz hep Cemaat Meclisi’nde ve bazılarımız aynı dairede çalışıyoruz ama bir birimizin teşkilat mensubu olduğunu bilmiyorduk. Şimdiki Gençlik Gücü’nün karşısındaki GG Spor Kulübü’nün o zamanki yerinde toplandık. Dediler ki “sen Oğul Beyi’sin”. “Peki” dedik.
“Hayat memat meselesi değil disiplin meselesi”
“Senin görev sahan Tantinin bölgesi. Devecilerden tutun da Mağusa Kapısı’na kadar o bölge senin.” Yahu etmeyin eylemeyin biz bir eğitim gördük ama asker değiliz...
Orada da çarpışmaların hiç durmadığı bir bölge. Bir tek sokak ayırıyor. Deveciler sokağından hisarlara giden beş altı metre genişliğinde bir yol. Bir tarafı Rum bir tarafı Türk. Orada biz göreve başladık. Daireye rapor etmeden gitmemeye başladık. Musannıf Bey bize haber saldı. “Oğlum tart edileceksiniz” dedi. “Sayın müdürüm bu zamanda tart edilmeyi kim düşünür” dedik. Hayat memat meselesi. “Olmaz” dedi disiplin meselesi. “Haklısınız” dedik. Oturduk izin kağıdı yazdık. “Daha bir aylıksın üç günlük izin yaz” dedi. Biz onu kızdırmamak için yaptık. Ama TMT görevine böyle başladık.

Mete Tümerkan: Takım komutanlığını ne kadar zaman yaptınız?

Nazif Borman: Ondan sonra sistem değişti. Yer üstüne çıkılınca eski hiyerarşik düzen kaldırıldı ve takım komutanlığım başladı. Bu defa o bölgenin takım komutanı oldum. Ben 1965 sonuna kadar orada kaldım. Daire de bitti. 1965 yılında Bayraktar Kenan Coygun Paşa, Fikret ve kovandan Nevzat Uzunoğlu bizi teftişe geldiler. Bir gece vakti saat 10-11. Ben karargahta oturuyordum. O zaman da ilk telli irtibatı Lefkoşa’da bizim oğulda kurmuştuk. Tantinin Hamamı bölgesinde. Şansım benim yönetimimde telefon dairesinde memur olan bir mücahit vardı. Kemal Bey, baba bir adam. “Nazif Bey gece vakti bu bölgede dolaşma bir telefon var santral onu getirip kurayım” demişti. Böyle bir şey daha mevzilerde hiç bir yerde yoktu. Kenan Coygun Bayraktar, bu sistemi görünce daha derine incelemeye başladı.

Yarın: TMT’nin kasasının başına nasıl geçtim

Bu habere tepkiniz:
TAGS: Nazif Borman, mete tümerkan, tmt, Fikret Kürşat, 1963
MANŞETLER

HK KIBRIS

© 2018 Digihaber Portal Services Ltd. Haber Kıbrıs.