Bu b"ölüm"ü herkes okumasın!
21/06/2011
BEYAZ GÖLGE
Her yazının bir başlangıç noktası vardır. Bununki ise bir “bitiş”. Bu yazı ne yazık ki “son”la başlıyor, ölümle!
Kötü bir hafta geçirdim, çok yakınlarım değil ama insanlar öldü. Genç insanlar. Hastalıktan, kazadan.
Ölümü yazmak istemedim. Başka ilham kaynakları aradım. Başlangıçta size umut verdikten, inanmaktan, genç olmaktan, hayatı yaşamaktan bahsedip de, önce gitmeyi sonra da ölmeyi anlatmak ihanet gibi olacaktı.
Birkaç gün karşı koydum. En son yazım düşüp de yerim boş kalınca anladım ki yeni bir yazı yazmanın zamanı geldi. Ölümden başka da bir şey yoktu, gözümün önünde, aklımda, elimde.
Önce duygular yoğun bir şekilde bastırdı. Ağırlığının altından kalkabilmek ancak yazmakla mümkün olabilirdi. Ama kimler yazmadı ki ölümü, üstelik ustaca. Benim buna kalkışmam büyük saygısızlıktı. Edebiyatla, bilimle, sanatla anlattı ustalar. Acısını anlattılar, var olanın birden “yok”a dönüşünü, gidenin geri gelmediğini. Kimsenin, hiçbir şeyin telafi edemediğini.
Ölüm, çirkin bir kelime. Anlatması külfet. Ben yazmasını beğenmezken siz niye okuyasınız. Yine de bugün böyle. Bu kamburu sırtımdan atmam lazım.
Her zaman düşünürüm ölümü. Rahatsızca, huzursuzca kabul ediyorum. Hangi sağlıklı zihin böyle tramvatik bir deneyimi sokar ki kafasına? Düşününce, kendimi hazırlıyormuşum gibi gelir. Oysa ölüm randevu almaz. Ölüme hazır olanı hiç gördünüz mü?
Bu cumartesi, annemin eski bir iş arkadaşı trafik kazasında hayatını kaybetti. Sabah internette sohbet ettiği, “bir kahveye bekliyorum” daveti aldığı, “kısmetse uğrarım” diye yanıt verdiği bir arkadaşını öğleden sonra kaybetti. Haberi ona ben verdim. Söylemesi ağızdan çıkması kolayca bir şey ölüm işte.
Söylemesi kolayca, kabullenmesi vakitlice bir şey. Ölüm kötü bir şakadır asla inanmak istemediğiniz. Çünkü akıl var olanın, ansızın “YOK” olmasına ermez. Zaman silikleştirse de kapatmaz. Telafisi de olmaz. Belki bir süre unutursunuz. Hatırlamazsınız. Sonra bir gün, küçük bir ayrıntı bütün ışıkları yakar zihninizde ve bir köşeye attığınız anılar sel gibi geri akar. İlk günkü gibi canlı, gözünüzün önündedir. Gideni hatırladığınız an, kabuk bağlamış yarayı kanatmaktır.
Bugün 23 yaşında genç bir çocuk öldü. Neredeyse benim kadar yaşamış bir insanın hayatı aniden bitti. Annesini sakinleştirmek için eczacı arkadaşımdan sakinleştirici aldılar. Yurt dışında okuyan kız arkadaşına haber vermek zorunda kaldılar. “Erkek arkadaşın bu sabah hayatını kaybetti” dediler, “nasıl olur? Daha 23 yaşındaydı” dedi. Olması kolayca bir şey ölüm işte.
Olması kolayca ama haksızca bir şey. Kim hak eder ki yaşanacak onca şey varken bunun elinden alınmasını? Çünkü akıl kabullenmez, yaşanan başka onlarca hayat varken birinin neden bu kadar erken sonlandığını. Birinin de bana bugün dediği gibi, bir sebebi vardır, buradaki hayatının sonlanması gerekiyordur, başkasının başlaması için. Teselli bulursunuz. Teselli yaratırsınız. Çünkü onun için bitmişken sizin için devam etmektedir. Dayanmanın yolunu ararsınız.
“Ölüm bir nefes ötedeyken hayatı yaşıyoruz, çok cesuruz.” Cesur aynı zamanda, onu görmezden gelmeyi, aklın bir köşesine saklamayı ve unutmayı başarabildiğimiz için becerikliyiz. Ölüme rağmen yaşamayı beceriyoruz. Devam edebilmeyi beceriyoruz.
Ölümü eserlerinde ustaca anlatanlardan bahsetmiştim. Bu yazıyı onlardan biriyle bitiriyorum. “Düş Sokağı Sakinleri”nin dediği gibi… “ölümler çıplak gelir, geceyi indirir yavaşça gözlerine… Beterdir hayat acılar çekenlere... Vedalar doğru değil, sevgiler yalan değil..."
Yakınlarını kaybeden herkese sabır diliyorum. Görüşmek üzere...
- Annem söylerdi de inanmazdım…
- Dönüşüm muhteşem oldu!
- Bir orkestra deneyimi
- Evlenmeli mi evlenmemeli mi?
- Bugünkü yıldız falınız diyor ki...
- Üzerinden bir yıl geçmiş gibi…
- Noel'den kaçarken Yeni Yıl'a tutulmak!
- Şapkadan tavşan çıkarsa…
- Siz hiç özlediniz mi?
- Bıraktığım yerden başlarken… Umutla…
- TÜM YAZILARI için tıklayınız














































































































































