Advertisement

Advertisement

Evlenmeli mi evlenmemeli mi?

YAYIN TARİHİ:
Haberi dinle
Butona tıklayın: oynat / duraklat
Hazır
ads ads
03/02/2012


BEYAZ GÖLGE BEYAZ GÖLGE


Yok, hemen heyecanlanmayın! Bu başlık benimle alakalı değil. Bu hikaye 30 yıldır evli kalabilmiş, 30 yıldır birlikte yaşayabilmiş annemle babamın hikayesi.
Bunu anlatma fikri az önce geldi aklıma. Bir "Eureka" anı gibi, beynimde bir lamba yandı işte.
Yarın(4 Şubat) onların evlenme yıldönümü. Ben de bu akşam onları kutlama için tatlı yemeye götürmeyi teklif ettim. Onlar hazırlanmaya çıkmadan önce de sordum; "Sahi" dedim, "Nasıl becerdiniz bu kadar yıl evli kalmayı?"
Annem; "Hani becerdik?!" dedi. "Baş başa, taş taşa!"
O an, yandı lamba kafamda. O an aklıma geldi onların hikayesini yazmak. Sanırım benden iyi bir başkası da beceremez bunu.
Ben 25 yaşındayım; yani annemle babamın evliliklerinin en güzel yıllarına şahit olmadım. Henüz gelmiş bahar kadar taze, heyecan kokan halini bilmiyorum.
Şunu biliyorum ama; 80'lerin ortalarında evlenen her genç çift gibi tarihin şahane bir döneminde evlendiklerini, birbirlerine "en değerlim" şeklinde mektuplar yazdıklarını, babadan kalma kerpiçten bozma bir evi, dişten tırnaktan artırarak yuvaya çevirdiklerini.

Ama şunları da biliyorum; küçük bir köyde yaşadıkları çevre baskılarını, fakirliğin nasıl içten içe yaktığını, hayatlarının Yeşilçam filmlerindeki gibi olmadığını fark ettiklerindeki hayal kırıklıklarını, iki düşükten sonra bir çocuk sahibi olma çabalarını.

Eğer, 80'lerin sonu 90'ların başında, bu ülkede orta halli bile değilseniz, Körfez kriziyle belinize yediğiniz tekmeyle dizlerinizin üzerine düştüyseniz, sezeryan doğumla gelen ikinci çocuğu karşılıyorsanız sonraki yirmi sene sizin için hiç de kolay olmayacaktır.

Onlar için de olmadı. Çevresel etkenlerle birlikte birbirlerine tahammül eşiklerinin yıpranması yüzünden evliliklerini her fırsatta sınayan annemle babam 30 yılı kolay geçirmedi.
Sütten çıkmış ak kaşık değiller onlar da tabii ki. Biri biraz inatçı, biri biraz huysuz.( Bu "biraz"lar, biraz da bu yazıyı okuyacakları için bu cümlede)

Yine de fakirlikle, iki çocuğu eğitmek, yetiştirmek, korumak ve kollamakla beraber bir de evlilik yürüttüler. Bunun için ödül bile hak ediyorlar.
Günümüzde kimin cesareti var ki buna? Benim yok mesela!
Biz gençler; gördükçe, öğrendikçe, bildikçe elimiz eteğimizi çekiyoruz. Onlar gibi denize atlayıp yüzmeyi sonradan öğrenmiyoruz. Yapamayacağımızı biliyoruz çünkü.
En babayiğitler bile 6-7 sene evli kalabiliyorlar. Sırf bu yüzden "evlilik" kurum ve kavramıyla pek barışık değilim ben. Evlenmeli mi evlenmemeli mi? diye çokca soruyorum kendime. Kime katlanabilirim ki 30 sene? Kendime katlanabiliyor muyum? Çocuk yetiştirebilir miyim? Çalışmaktan, öğrenmekten vazgeçebilir miyim birine ayakkabılarını nasıl bağlayacağını öğretmek için.... Merak ediyorum.
Bununla ilgili çok da sevdiğim bir şarkı var, siz de dinleyin. Nil Karaibrahimgil, "Evlenmek Gerek" şarkısında diyor ki; "yaşım geldi, annem dedi, onun gibi evlenmek gerek. Anne benim koşmam gerek, istemiyorum pilav yapmak sana bir de torun gerek istemiyorum çocuk yapmak"

YAYIN TARİHİ:
Habersiz kalmamak için Telegram kanalımıza katılın
ad ad
TAGS:
MANŞETLER

HK BEYAZ GÖLGE

Advertisement
© 2024 Haber Kıbrıs Medya Danışmanlık ve Matbaacılık Ltd.