Advertisement

Advertisement

Hüseyin Ekmekçi: Çocuk İzlem Merkezi Yasası on dört yıldır rafta bekliyor

YAYIN TARİHİ:
Haberi dinle
Butona tıklayın: oynat / duraklat
Hazır
ads ads
15/07/2026

Hüseyin Ekmekçi: Çocuk İzlem Merkezi Yasası on dört yıldır rafta bekliyor

Yedi çocuk...

Belki daha fazlası...

Şimdilik konuşabilenler yedi.

Konuşamayanları bilmiyoruz.

İnsan bu rakamı duyunca duruyor. Bir kez daha düşünüyor. Çünkü burada tartıştığımız şey bir adli vaka değil. Bir toplumun vicdanı.

Bugün herkes aynı soruyu soruyor:

"Bu kişi en ağır cezayı alacak mı?"

Elbette almalı.

Ama asıl soru bu değil.

Asıl soru şu:

İlk çocuk neden korunamadı?

İkinci çocuk neden korunamadı?

İddialar doğruysa sayı neden yediye kadar çıktı?

İşte cevabını aramamız gereken mesele tam da burada başlıyor.

...

Bir anne düşünün.

Çocuğu size gelip yaşadığı istismarı anlatıyor.

O andan sonra hayatınız eskisi gibi olabilir mi?

Olmaz.

Önce karakola gidiyorsunuz.

Sonra sosyal hizmetlere...

Sonra yeniden polise...

Sonra avukata...

Sonra savcıya...

Sonra mahkemeye...

Her defasında aynı acıyı yeniden anlatıyorsunuz.

Sadece siz değil...

Henüz 12-13 yaşındaki çocuğunuz da...

Travma bazen yaşanan olay değildir.

Travmanın kendisi, o olayı defalarca yaşamak zorunda bırakılmaktır.

İşte yıllar önce hazırlanan Çocuk İzlem Merkezi Yasası tam da bunu değiştirmek için hazırlandı.

Çocuk bir kez konuşacaktı.

Uzmanlar devreye girecekti.

Çocuğun gizliliği korunacaktı.

Süreç tek merkezden yürütülecekti.

Peki ne oldu?

Hiçbir şey...

On dört yıldır rafta bekliyor.

...

İnsan ister istemez soruyor.

Bir ülke, çocuklarını koruyacak yasayı on dört yıl bekletir mi?

Bekletiyorsa önceliği gerçekten nedir?

Meclis çalışıyor.

Yasa çıkarıyor.

Bazen saatlerce tartışıyor.

Demek ki mesele yasa yapmak değil.

Mesele neye öncelik verdiğiniz.

Çocuklar mı?

Yoksa başka hesaplar mı?

...

Bir başka gerçek daha var.

Konuşamayan aileler...

Şikâyet edemeyen anneler...

Çevresinden çekinen babalar...

"Çocuğum daha çok yıpranır."

"Mahalle ne der?"

"Daha fazla anlatmak zorunda kalır."

Bu cümleleri kuran insanlar suçlu değil.

Sisteme güvenmeyen insanlar.

İşte en büyük alarm da budur.

Bir ülkede insanlar adalete güvenmiyorsa sessizlik büyür.

Sessizlik büyüdükçe mağdurlar çoğalır.

...

Oysa devlet tam da bunun için vardır.

İnsanların korkmadan kapısını çalabilmesi için...

Çocukların korunması için...

Annelerin yalnız bırakılmaması için...

Devlet, yalnızca suç işlendikten sonra ceza veren mekanizma değildir.

Devlet, suçun tekrarını önleyen yapıdır.

...

Bugün sosyal medyada binlerce kişi öfkeli.

Herkes aynı şeyi söylüyor.

"Yazık."

"Eyvah."

"Olacak iş değil."

Haklılar.

Ama öfke üç gün sürüyor.

Sonra başka bir gündem geliyor.

Çocuklar ise yaşadıklarıyla baş başa kalıyor.

Asıl mücadele tam da o zaman başlıyor.

...

Bir çocuğun güvenliği hiçbir siyasi tartışmadan daha önemsiz değildir.

Hiçbir makam...

Hiçbir koltuk...

Hiçbir bürokratik çekişme...

Hiçbiri...

Çünkü bir çocuğun kaybettiği güven duygusunu geri vermek, hiçbir yasayı çıkarmaktan daha kolay değildir.

Onun için yasalar önce gelmelidir.

...

Belki bugün bu olay yargıda.

Mahkeme kararını verecek.

Suçluysa cezasını alacak.

Ama dava bittiğinde işimiz bitmeyecek.

Çünkü mesele yalnızca bir sanık değildir.

Mesele aynı acının bir daha yaşanmamasıdır.

...

Bugün konuşmamız gereken şey ceza kadar önlemdir.

Çocuk kadar sistemdir.

Travma kadar devletin sorumluluğudur.

Çünkü çocuklar yalnızca ailelerin değil, hepimizin emanetidir.

Ve bir ülke, çocuklarını koruyabildiği kadar güçlüdür.

Gerisi sadece kalabalık cümlelerden ibarettir.

YAYIN TARİHİ:
Habersiz kalmamak için Telegram kanalımıza katılın
ad ad
TAGS:
MANŞETLER

HK KIBRIS

Advertisement
© 2024 Haber Kıbrıs Medya Danışmanlık ve Matbaacılık Ltd.