Şahap Aşıkoğlu yazdı: Kıbrıs’ta Çözüm mü, Türkiye’siz Harita mı?
14/07/2026
En son köşe yazımı şöyle bitirmiştim:
“Doğu Akdeniz’de oyun değişmiştir.” “Bu kez Kıbrıs oyunun kenarında değil, tam merkezindedir.”
Bu köşe yazısından sonra yurtiçinden yurt dışından, güneyden birçok farklı kişi ile konuyu analitik olarak irdelemeye çalıştım, tartıştım. Daha net görebilmek için ‘yapılan NATO toplantısının bitmesini bekledim. Kulisleri dinledim, etkileri gördüm.
Ata sporumuz olan Kıbrıs meselesinde uzun zamandır yapmaya çalıştığım derin analizler ve sezgilerim beni şu noktaya getirdi.
Doğu Akdeniz’de şu anda içinde bulunduğumuz statüko artık bitti. Deyim yerindeyse 8.0’lık bir deprem gibi yeni bir yapı geliyor. Enerji merkezleri, savunma işbirlikleri, deniz güvenliği ağları, elektrik bağlantıları ve ticaret koridorları üzerinden yeni bir mimari geliyor.
Bölgede olacak yeni denge unsurları bizim için önemli çünkü bu değişim Kıbrıs adasını doğrudan etkileyecek. Kıbrıs’ta ne olacağını aslında kimse bilmiyor. Bu değişim sürecinde Kıbrıs adasında da yeni statüko süreç içinde belirlenecek.
Yeni statükonun iki ana hedef üzerine kurulduğu görülüyor:
- Israil’in bölgesel rolünün kurumsallaştırılması
- Doğu Akdeniz gazının ticari dolaşıma sokulması.
Bunların dışındaki her şey değişebilir, oynayabilir, yeniden düzenlenebilir.
NATO, AB, Türkiye, Israil, enerji şirketleri gibi ülkeler veya yapılar kendi stratejileri yönünde lobi yapacak. Herkes yeni denklemi kendi istediği gibi dönüştürmeye çalışacak. Gücü yeten şekillendirecek, etkileyebilecek süreç sonunda yeni statüko belli olacak.
Şimdi gelin neden böyle düşündüğümü ve bu söylediklerimin neden sadece sezgi olmadığına beraber bakalım.
1955’lerde ada karışmaya başladığında NATO Rusya’ya karşı Doğu Akdeniz’de bir zafiyet olmasın diye hamleler yapmaya başladı önce 1957 Bermuda toplantısı ve 1958 Paris NATO Bakanlar Konseyi yapıldı.
Bermuda’da adada bir “üs" yaklaşımı gündeme geldi. Aynı görüşmede Türk-Yunan gerginliğini bitirmek için adaya "garantili bağımsızlık" verilmesi fikri konuşuldu
1958 NATO toplantısında ise “Kıbrıs'ın bağımsızlığı temeli üzerine oturacak, Taksim ve Enosis'e karşı garantiler sunacak bir üçlü konferans yapılmasına karar verildi”
NATO’nun Güney kanadında Rusya’ya yönelik bir zafiyet oluşmamalıydı eğer üyeler Kıbrıs için savaşırsa Rusya bundan yararlanabilirdi. Böylece NATO kendi üyelerinin savaşmaması için bir çözüm buldu.
Süreç 1960’a uzandı cumhuriyet kuruldu sonra da 1974…
Yaratılmış bu denge sayesinde NATO’nun güney kanadında tam 52 senedir herhangi bir savaş yaşanmadı.
Peki bu yeni denge zorunluluğu nereden geliyor…
Bu sorunun cevabı aslında oldukça basit, Israil:
Doğu Akdeniz’de 2 vizyon çatışıyor. Birincisi Israil öncelikli global bir plan, yeni ticaret yolları ve Doğu Akdeniz’in yeni önceliğe göre şekillenmesi. İkincisi ise İran’dan sonra yıkılmayan tek kale kalan Türkiye ve paydaşlarının alternatif vizyonu ve güç koruma stratejileri.
Israil kendi planını yıllarca nakış gibi işledi hatta, A Clean Break: A New Strategy for Securing the Realm" — 1996, Richard Perle liderliğindeki bir çalışma grubu tarafından, o dönem Israil Başbakanı Netanyahu için hazırlanmış bir politika raporu vizyonunda Türkiye ile de çalıştı. Bu planla başlayan vizyon gelişti güncellemendi zaman içinde Orta Doğudaki engelleri tek tek aştı. En Büyük rakibi İran’ı da zayıflattı ve paralize etti.
ŞİMDİ ÖDÜLÜNÜ İSTİYOR. Bölgede güç ve ticari avantajlar istiyor. Ekonomik olarak ve askeri olarak liderlik istiyor.
Bütün bunlar için Suriye’nin yıkılmasından sonra önünde tek bir engel kaldı… Türkiye
Türkiye hem Suriye’de hem de Doğu Akdeniz’de avantajlardan vazgeçmek istemiyor. Devlet olarak Israil’in karşısında ülke çıkarlarını koruyor. Böyle bir duruş Israil’in yıllardır nakış gibi işlediği ve sonuna geldiği planını boşa çıkarıyor.
Çok uzağa gitmeye gerek yok Ankara'daki NATO Zirvesi kulislerinde Israil basınına (Maariv) yansıyan bilgilere göre Yunanistan ve Israil, Türkiye'nin F-35 programına dönüşünü engellemek için diplomatik girişimlerde bulundu — ancak zirvede Trump’ın olumlu mesajları, net olmasa bile bu girişimin şimdilik sonuç vermediğini gösterdi. NATO toplantısı sırasında 7 Temmuz’da Netanyahu televizyona çıktı ve Türkiye ABD’nin dostu değildir dedi Türkiye’ye silah teknolojisi transferinin yapılmaması gerektiğini söyledi. Yani artık kılıçlar çekildi ve savaş başladı.
Bakın Türkiye için ve KKTC için işin ne kadar kritik bir noktaya geldiğini bir örnekle anlatayım.
Doğu Akdeniz’de yeni dönemin hukuksal zeminini oluşturacak iki yasa hazırlandı.
Washington’da Senato Dış İlişkiler Komitesi’nden Senato Genel Kurulu gündemine taşınabilecek aşamaya geldi.
Eastern Mediterranean Gateway Act — H.R. 3307 / S. 4443
https://www.congress.gov/bill/119th-congress/senate-bill/4443/text
Senato kanadı (S.4443), Demokrat Senatör Cory Booker ve Cumhuriyetçi Senatör Dave McCormick imzalarıyla 29 Nisan 2026'da sunuldu, 17 Haziran'da komiteden çıktı. Meclis kanadı (H.R.3307) ise Demokrat Temsilci Brad Schneider öncülüğünde daha önce, 8 Mayıs 2025'te sunulmuş ve ayrı bir komite (Foreign Affairs) sürecinden geçmişti.
Bu basit bir yasa değildir. Görünürde enerji güvenliği, Avrupa’nın Rusya dışı kaynaklara erişimi, kritik altyapı, bölgesel bağlantısallık ve Hindistan-Orta Doğu-Avrupa Koridoru gibi başlıklar üzerinden kurulmuş bir yasa girişimi gibi duruyor. Fakat yüzeyin altına bakıldığında çok daha stratejik bir anlam taşıyor.
Size yasanın maddelerinden örnekler vereyim:
Bölüm 7: Türkiye ve KKTC’yi “Doğu Akdeniz ülkesi” tanımının dışında bırakıp yok saymaktadır.
Bu en kritik madde. Çünkü yasa Doğu Akdeniz mimarisini Mısır, Yunanistan, Güney Kıbrıs ve Israil üzerinden tanımlıyor; Türkiye yok, KKTC yok.
Bölüm 5: Taslak, ABD Dışişleri’ne Doğu Akdeniz’i dış politikada öncelik yapma ve bu bölgede enerji güvenliği ile savunma iş birliğine odaklanma görevi veriyor. Bölge ülkeleri tanımı yukarıdaki gibi yapıldığı için pratikte Türkiye/KKTC değil, Yunanistan-Güney Kıbrıs-Israil-Mısır hattı güçleniyor.
Bölüm 4: Bu madde ABD’yi doğrudan Israil-Yunanistan-Güney Kıbrıs hattına yerleştiriyor. Konular sadece diplomasi değil: enerji, deniz güvenliği, siber güvenlik ve kritik altyapı koruması. Türkiye ve KKTC yine yok.
Özetle Washington’da komite aşamasını geçen ve yasalaşma sürecinde ilerleyen bu metin, Doğu Akdeniz’i Hindistan-Orta Doğu-Avrupa Ekonomik Koridoru’nun stratejik kapısı olarak tanımlayıp ABD’nin enerji, savunma, deniz güvenliği ve kritik altyapı politikasını Yunanistan-Güney Kıbrıs-Israil-Mısır hattı üzerine kurumsallaştırıyor.
Kıbrıs sorunu çözülmeden Güney Kıbrıs’ı ABD destekli bölgesel enerji-güvenlik düzeninin meşru ve merkezi aktörü haline getiriyor.
Türkiye yok. KKTC yok. Kıbrıs Türklerinin rızası yok. Ada’daki çözülmemiş ortaklık meselesi yokmuş gibi davranılıyor.
Yıllarca Türk tarafının temel argümanı şuydu: Kıbrıs doğal gazı Türkiye ve Kıbrıs Türkleri yok sayılarak geliştirilemez, meşru değildir, fiilen engellenebilir. Bu yasa eğer geçerse bu argüman ciddi biçimde zayıflar.
Bölgede Türkiye ve KKTC dışında gelişen sadece bu değil doğal gaz anlaşmaları ve aktiviteleri de bizim dışımızda gelişiyor.
Doğal gaz konusunda son bir yıla bakacak olursak :
- Israil–Mısır Leviathan Genişletme Anlaşması imzalandı. Ağustos 2025'te imzalandı. 9 Temmuz 2026'da Aşdod-Aşkelon hattı devreye girdi. Anlaşmanın tahmini toplam değeri 35 milyar dolardır.
- Bu anlaşma 2016'da masada olan Israil-Türkiye gaz boru hattı seçeneğini fiilen devre dışı bırakıyor. Israil gazının Avrupa'ya çıkış güzergahı artık kalıcı olarak Mısır LNG altyapısı üzerinden kurgulanıyor. Israil–Mısır güzergâhının kurumsallaşması, Israil–Türkiye boru hattını öngörülebilir gelecekte ticari ve siyasi olarak ikincil bir seçenek haline getiriyor.
- Mısır–Kıbrıs Çerçeve Anlaşması ve Chevron anlaşması 30 Mart 2026’de Kahire’de imzalandı. Afrodit ve Kronos sahalarının Mısır altyapısına bağlanmasını hedefleyen süreci kurumsallaştırıyor ve hızlandırıyor.
Türkiye açısından: Kıbrıs'ın gazını Türkiye'nin itiraz ettiği güzergahlardan tamamen bağımsız, Mısır üzerinden pazara çıkarma stratejisini somutlaştırıyor. KKTC ve Türkiye'nin bu süreçte hiçbir söz hakkı yok.
- Doğu Akdeniz Enerji Merkezi (EMEC) Deklarasyonu 11 Haziran 2026 imzalandı
Bu anlaşmada da Türkiye yok.
Başka bir deyişle doğal gaz süreci, Kıbrıs meselesi çözülmeden ve Türkiye’siz ilerliyor.
Peki bütün bunlar olurken Türkiye ne yapıyor?
Türkiye’nin mümkün olduğu kadar Israil ile çatışmadan Israil–Güney Kıbrıs Yönetimi–Yunanistan–Mısır eksenine karşı Hazar’dan Avrupa’ya uzanan Türkiye merkezli bir kara, enerji ve lojistik sistem mimarisi oluşturmaya çalışmakta.
Bu mimarinin merkezinde Azerbaycan bulunuyor. Haziran 2026’da BOTAŞ; SOCAR, Total Energies ve ADNOC ile Azerbaycan’ın Abşeron sahasından 2029 itibarıyla 15 yıl boyunca toplam 33 milyar metreküp gaz alınmasını öngören anlaşma imzaladı.
Buradaki asıl amaç yalnızca Türkiye’nin gaz ihtiyacını karşılamak değil ayrıca Azerbaycan gazının Avrupa’ya çıkabileceği ana fiziksel geçidin Türkiye olarak kalmasını sağlamak.
Nitekim Avrupa Komisyonu, Temmuz 2026’da Güney Gaz Koridoru ’nu Avrupa enerji güvenliğinin temel başarılarından biri olarak tanımladı; Türkiye hattını yalnızca Türk projesi olmaktan çıkarıp Avrupa’nın Orta Asya’ya erişim yollarından biri haline getirmek için lobi yapıyor.
Böylece Israil merkezli hattın Avrupa için “tek stratejik kapı” haline gelmesini önlemeye çalışıyor.
ABD cephesinde ise Ankara daha ince bir politika uyguluyor: Washington’u Israil’den uzaklaştırmaya çalışmak gerçekçi olmadığı için, Amerikan ekonomik ve enerji çıkarlarını Türkiye’nin enerji merkezi olmasına bağlamaya çalışıyor. Washington’un Türkiye’siz bir Doğu Akdeniz mimarisine tamamen kilitlenmesini engel olmaya çalışıyor. Ankara’daki NATO toplantısında Trump’ın yaklaşımı bu planın şimdilik başarılı olduğunu gösteriyor. Trump yönetimi Israil’in güvenlik önceliklerini terk etmiyor; fakat Türkiye’nin bütünüyle dışlanmasının NATO ve ABD çıkarlarına zarar vereceğini düşünüyor olabilir.
Türkiye’nin son hamlesi KKTC doğal gaz boru hattı oldu. Anamur–Teknecik arasında planlanan yaklaşık 101 kilometrelik ve çift yönlü tasarlanacak sistem, ilk aşamada Türkiye’den KKTC’ye gaz taşıma işlevi görecek. Hattın Türkiye’ye doğru da gaz taşıyabilecek biçimde tasarlanması, gelecekte Kıbrıs çevresinden çıkarılabilecek gaz için Güney Kıbrıs Yönetimi–Mısır güzergâhına karşı teknik bir alternatif yaratma niyetini ortaya koyuyor.
Stratejik hedef şudur: Israil–Güney Kıbrıs Yönetimi–Yunanistan ekseni denizde bir enerji ve güvenlik kuşağı kurarsa, Türkiye de Hazar’dan Orta Asya’ya, Karadeniz’den Balkanlar’a ve KKTC üzerinden Doğu Akdeniz’e uzanan daha geniş bir kıtasal sistem kuracaktır.
Türkiye’nin elinde hâlâ çok güçlü kozlar vardır: NATO içindeki ağırlığı, askeri caydırıcılığı, Kıbrıs’taki fiili varlığı, Karadeniz’den Orta Koridor’a uzanan jeopolitik değeri ve Avrupa’nın güvenlik mimarisindeki vazgeçilmez rolü. Bunlar gerçektir.
Fakat yeni Israil öncelikli yapı Türkiye’yi kurucu ortak olarak değil, sorunlu ve şartlı aktör olarak görüyor. Bu çok önemli bir farktır.
Bütün bu gelişmeler ve Türkiye’nin sıkıştırılması operasyonu Kıbrıs konusuna nasıl yansıyacak.
Yeni statüko tek bir merkez belirlemeyecek. Ancak ABD’nin NATO içindeki ağırlığı, Avrupa güvenlik mimarisi, Israil’in Washington’daki etkisi ve Türkiye’nin ittifak içindeki vazgeçilmezliği, kurulacak dengenin sınırlarını belirleyecek. Aynen 1957/58 gibi.
Herkesin faydalandığı ama kimsenin tam memnun olmadığı yeni bir statü oluşacak.
Gaz çıkacak, Israil bölgede söz sahibi olacak, Türkiye dışlanmayacak, enerji ve ticaret projelerinin önü açılacak …
Boşuna dememişler “Uluslararası stratejilerde ya masadasın ya menüde”
Türkiye proaktif projeler ile yeni düzenin içinde kalmaya çalışıyor.
Sorun başkalarının plan yapması değil…
Biz ne yapıyoruz?




























































































































































































