Hüseyin Ekmekçi yazdı: KKTC yasalarına göre iş yapanları kim koruyacak?
16/09/2026
FRANSA KKTC’DE EMLAK SATAN LİTVANYALI RASA’YI GÜNEYE İADE ETME KARARI ALDI YA… KKTC YASALARINA GÖRE İŞ YAPANLARI KİM KORUYACAK?
KKTC YASALARI İLE İŞLEM YAPAN; DEVLETİNE GÜVENEN BİRÇOK İNSAN RESMEN KAPANA KISILDI… SAHİ BU KONUDA RESMİ BİR DEVLET ADIMI VAR MI? ÖZETLE YATIRIMCI YALNIZ BIRAKILDI
Gündem hızla tükenirken; Litvanya vatandaşı emlakçı Rasa Zilevice, Kuzey Kıbrıs’ta emlak sattığı gerekçesiyle Fransa’da tutuklandı. Fransız yargısı, Zilevice’nin Rum tarafına iade edilmesinin önünü açtı. Bu, sıradan bir mahkeme kararı değil. Bu, cehennemin kapılarının açılması demek.
Çünkü Fransa’nın verdiği karar, Rum yönetiminin ceza yargısı yetkisinin Kuzey Kıbrıs’a kadar uzanabileceği anlayışına kapı açıyor. Yani KKTC yasalarına göre şirket kuran, izin alan, yatırım yapan ve emlak satan bir kişi, başka bir Avrupa ülkesinde tutuklanabilecek.
Ardından Rum tarafına teslim edilebilecek. Bu resmen egemenliği müdahale değil mi? Bugün Rasa… Yarın müteahhit. Öbür gün avukat, emlakçı, tapu sahibi ya da yabancı yatırımcı… Sınır nerede başlayacak? Nerede bitecek? Kimse bilmiyor.
Türkiye dışişleri de konuya hakim. Ama Kuzey Kıbrıs’taki emlak piyasası artık bilgilendirme değil, açık bir siyasi duruş bekliyor. Fransa’nın kararına karşı hangi diplomatik ve hukuki adım atılacak? KKTC tapusuyla mal alan insanların hakları nasıl korunacak?
Bu sorulara cevap verilmesi gerekiyor. Çünkü bu mesele birkaç emlakçının, birkaç müteahhidin veya birkaç yabancı yatırımcının sorunu değil. Mesele, KKTC’nin kendi sınırları içerisinde hukuk üretip üretemediği meselesi. Mesele, devletin verdiği tapunun arkasında durup duramayacağı.
Mesele, bu ülkede yatırım yapan insanlara güvence verilip verilemeyeceği meselesi.Bakınız ki ev satmaktan bahsetmiyorum… Taşınmaz Mal Komisyonu bunun için kuruldu. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Taşınmaz Mal Komisyonu’nu etkili bir iç hukuk yolu olarak kabul etti.
Rum mal sahiplerine iade, takas ve tazminat seçenekleri sunuldu. 11 Eylül 2026 itibarıyla Komisyona 8 bin 771 başvuru yapıldı. Bunların 3 bin 660’ı sonuçlandırıldı. Karara bağlanan tazminatların toplamı 680 milyon sterlini geçti.
Demek ki çalışan bir mekanizma var. Demek ki mülkiyet sorununu çözebilecek bir hukuk yolu var. Ama biz ne yaptık? Taşınmaz Mal Komisyonu’nu yıllarca parasız bıraktık. Dosyaları biriktirdik. Tazminat ödemelerini geciktirdik. Komisyonun hızını, etkinliğini ve uluslararası gücünü zayıflattık.
Sonra da Rum tarafının mülkiyet sorununu ceza davalarına, Avrupa tutuklama emirlerine ve uluslararası polis mekanizmalarına taşımasını izledik. Siyasetin yaptığı tam anlamıyla bu İzlemek. Açıklama yapmak. Kınamak. Sonra unutmak.
Mülkiyet sorunu sloganlarla çözülmez. “Burası bizimdir” demek yetmez. “Rum malına çöküldü” diyerek bütün bir sektörü suçlamak da çözüm değil. Her iki yaklaşım da Kıbrıslı Türkleri yalnız bırakıyor. Bir tarafta hamaset var. Diğer tarafta teslimiyet. Ortada hukuk yok.
Annan Planı döneminde mülkiyet başlığı en zor konulardan biriydi. Çünkü mesele yalnızca 1974 öncesindeki mal sahibinden ibaret değildi. Aradan geçen zaman vardı. Mevcut kullanıcı vardı. Yapılan yatırım vardı. Ortaya çıkan yeni değer vardı. Yeni hayatlar, yeni evler, yeni işletmeler vardı.
Bu nedenle iade tek seçenek olarak görülmedi. Tazminat ve takas da çözümün parçası oldu. Mehmet Ali Talat döneminde Taşınmaz Mal Komisyonu formülü hayata geçti. Talat, yabancı yatırımcılara sürekli aynı mesajı verdi:
“Tapularınızın garantisi biziz.”
Mehmet Ali Talat sonrası bugün bu cümleyi kuran kaç siyasi var? Daha önemlisi, bu cümlenin gereğini yerine getirmeye hazır kaç siyasi var? Şu anda hâkim Kıbrıs Türk siyaseti emlak yatırımcısını yalnız bıraktı. İktidar sorunu görmezden geliyor.
Toplumsal muhalefetin bir bölümü ise bütün sektörü “Rum malına çökme” söylemiyle mahkûm ediyor. Oysa bu ülkede devletin verdiği tapuya güvenerek ev alan binlerce insan var. Bankadan kredi çeken var. Bütün birikimini yatıran var. Şirket kuran, vergi ödeyen, istihdam yaratan var.
Devlet önce tapu verdi. Sonra izin verdi. Vergisini aldı. Şimdi ise yatırımcıya, “Başının çaresine bak” diyor. Böyle devlet yönetilmez. Daha önce de yazdık. Bir Kıbrıslı Rum mal sahibiyle bir Kıbrıslı Türk alıcı satış konusunda anlaşabiliyorsa, önlerini açın.
Taşınmaz Mal Komisyonu üzerinden güvenli, kayıtlı ve uluslararası hukuka uyumlu bir devir mekanizması kurun. Mal sahibi parasını alsın. Mevcut kullanıcı hukuki güvence kazansın. Tapu üzerindeki tartışma bitsin… Devlet de yapılan işlemi kayıt altına alsın.
Bundan daha doğal ne olabilir? Ama bunun için siyasi irade gerekiyor. Taşınmaz Mal Komisyonu’nun bütçesi garanti altına alınmalı. Dosyalar hızla sonuçlandırılmalı. Türkiye ile birlikte uluslararası bir hukuk ekibi kurulmalı.
Avrupa ülkelerindeki her tutuklama ve iade girişimine anında müdahale edilmeli. Yabancı yatırımcıya hangi tapunun ne anlama geldiği açık biçimde anlatılmalı. Devlet, verdiği iznin ve aldığı verginin sorumluluğunu taşımalı.
Ben, enerji parametreleri dışında sürekli söylenen “Yukarıda anlaştılar zaten” cümlesine inanmıyorum. Mülkiyet alanında hazırlanmış gizli veya açık bir büyük uzlaşma görmüyorum. Gördüğüm şey başka… Rum tarafı adım adım ilerliyor. Kıbrıs Türk tarafı ise seyrediyor.
Rum yönetimi mülkiyet sorununu siyasetten çıkarıp ceza hukukuna taşıyor. Bizim siyasetimiz halen üç satırlık kınama açıklamalarıyla günü kurtarıyor. Rasa Zilevice kararı bir alarm. Bu alarmı da duymazsak yarın çok geç olacak. Çünkü konu yalnızca emlak piyasası değil.
Konu, KKTC’nin tapusu. Konu, devletin sözü. Konu, Kıbrıs Türk toplumunun ekonomik geleceği. Siyaset artık bu umursamazlıktan çıkmalı. Ya verdiği tapunun arkasında durmalı… Ya da insanlara açıkça gerçeği söylemeli. Susarak devlet olunmaz. Seyrederek egemenlik korunmaz.





























































































































































































