Lefkoşa'nın En Enterasan Sokağı
03/02/2013
Poli - Dr. Turhan Korun
Poli'den Dr. Turhan Korun Kurt Baba Sokağı'nın Hatırlattıkları'nı yazdı
İşte Korun'un yazısı:
Lefkoşa’da Büyük Hamam’dan Doğu’ya doğru yürüdüğümüzde; Kurt Baba Türbesi ile karşılaşırız. Bu türbede 3 tane Osmanlı şehidi yan yana yatmaktadır. Yeşil boyalı kapısı kapalı. İçerisinin nasıl ve ne durumda olduğunu bilemezsiniz. Lefkoşa’nın diğer sokaklarında bulunan Osmanlı şehitlerinin mezarlarının durumundan Kurt Baba Türbesi’nin de durumunu tahmin edebiliriz.
Kurt Baba Türbesi’nden Güney’e doğru yolumuza devam edersek Lefke Hanı’nın girişine varırız. Sola dönersek Asmaaltına, sağa dönersek de Arasta Çarşısı’nın başlangıcına varırız.
İşte bu sokak, eski Lefkoşa’nın çok enteresan bir bölgesidir. Asmaaltını da araya katarsak, belli bir zaman birimi içerisinde bu bölgede 5 adet kitapçı dükkanı olduğunu hatırlarız. Kitapçı Lütfi, Kitapçı Cahit, Kitapçı Yavuz, Kitapçı Seyfi Akdeniz ve Kitapçı Özker Yaşın.
1950’li yıllarda M. Seyfi Akdeniz Ticarethanesi, Kurt Baba Sokak’ta olmakla beraber Asmaaltı’na da açılan bir kapısı vardı. Merhum Seyfi Akdeniz ticaret hayatına kitap ve kırtasiye işiyle başlamış sonradan Türkiye’den ithal malları getirme yoluna gitmiş, Türk Doğan Sigorta Şirketi’nin Kıbrıs acentesi olmuştur. Zaman içerisinde Türk Doğan Sigorta’nın ortakları arasına katılmıştır. Seyfi Bey, Türkiye ile ilk ticari ilişkiye giren Kıbrıslı Türk iş adamları arasında sayılmaktadır. Büyüklerimin anlatımlarına göre; Türkiye Cumhuriyeti Devleti nezdinde çok itibarı varmış. Bir ticaret adamı olarak Seyfi Bey, bütün Kıbrıs piyasasını bildiği ve Rum işadamları ile de ticari ilişkileri olduğu için Türk hükümetlerinin ihtiyaç duyduğu bilgileri Seyfi Bey’den alırlarmış.
1950’de Türkiye’de Demokrat Parti’nin iktidara gelmesiyle, Kıbrıs Türk liderliğinin talebi üzerine TC Devlet Havayollarının Kıbrıs acentesi olan Necati Özkan’ın havayolları ile ilişkisinin kesildiği görülür. Türk Hava Yolları meydana gelen bu boşluğu M. Seyfi Akdeniz ve Oğlu şirketi ile kapattığı ve Kıbrıs’ta M. Seyfi Akdeniz ile bağlantı kurduğu görülmektedir. İşte Doğan Sigorta ve Türk Havayolları acentesinin küçük olan Kurt Baba Sokak’ındaki dükkanda hizmet vermesi artık imkansız hale gelmiştir. M. Seyfi Akdeniz şimdiki Cemaat Meclisi dükkanlarının karşısında bulunan daha büyük bir mekana taşındığı ve orada Türk Havayolları acentesi olarak hizmet verdiği görülmektedir. Kırtasiyecilik, kitapçılık işinden uzaklaşan Seyfi Bey ilerleyen yıllarda Türkiye tekel idaresi işbirliğiyle sigara imalatına başladığı görülür. Türk’ten Türk’e kampanyasına paralel nasıl Leymosun’da Türk Hayat içki fabrikası hizmete girdiyse, Lefkoşa’da da Yeni Harman sigara üretimi başlar.
Büyük Hamam’ın karşısında sağ köşede evkaf murahhası Musa İrfan Bey’in ikametgahı olarak yapılan 3 katlı taş bina sigara fabrikası olarak kullanılmıştır. Bu taş binanın çok hazin bir hikayesi var. Bina İrfan Bey için yapılmış ve bitirilmiştir ama İrfan Bey’in eve yerleşmesi, oturması kısmet olmamıştır. Rahmetli Haşmet Gürkan’ın bana bir sohbetimizde anlattığına ve daha sonra yazdığına göre İrfan Bey yaz tatilini geçirdiği Trodos’ta aniden vefat etmiş, bu yüzden cenazesinin bir gece bu yeni yapılan evde kalması kısmet olmuş.
Seyfi Beylerin Kurt Baba sokaktaki boşalttığı dükkana Ahmet Nafi kardeşler yerleşmiş, ticaret hayatına bu dükkanda atılmışlardır. Kıbrıs’a Türkçe isimli ilk kibriti Ahmet Nafi kardeşler ithal etmişlerdir. Ankara isimli bu kibritlere daha sonraları ithal ettikleri çeşitler ilave olmuş ve bu şekilde Türk çarşısında yer bulmuşlardır. Ahmet Nafi kardeşlerin Kurt Baba sokakta biraz yanlarında olan ev Süreyya Abla’nındı. Küçük erkek çocuğu Sedat’la birlikte kocası tarafından terk edilen Süreyya Abla, evinin yol üzerindeki bir odasını, geçimini sağlamak için dükkan haline getirmek zorunda kalmıştır. İşte bu dükkanda Özkar Yaşın ilk kitapçı dükkanını açar ve kitapçılığa başlamış olur. Dul Hanım Süreyya Abla, oğlu Sedat’ı okutur. Lise sonrası tıbbiyeye gönderir. Psikiyatr olan Dr. Sedat Baker adaya döndüğünde işte bu dükkanda hastalarını kabul eder ve mesleğini yürütür. Talihsiz anne, oğlunun bir cinayete kurban gitmesi ile yıkılır. Acılarla dolu bir ömür ölümle sona erer. Torunu Ulus Baker ünlü bir düşünce adamı olur. Uluslararası üne kavuşur. Kavuşur ama o da genç yaşta bu dünyadan göçer. Ulus’un yaşamında, babasının ölümü, annesi Pembe Marmara’nın amansız hastalıktan ölmesi, babaannesinin ölmesi, büyük travmaya neden olmuştur. Kıbrıs’a hiç gelmez. Ama ne yazık ki cenazesi Kıbrıs’a gelir.
Kurt Baba Sokak’ta bir yangın neticesinde harap olan, halen araba park yeri olarak kullanılan yerde, eskilerin bildiği meşhur şekerci Mehmet Ali Hacı Mustafa ve Oğulları’nın imalathanesi vardı. Şekerci Mehmet Ali Bey, Türkiye’nin Ali Muhittin Hacı Bekir gibi meşhur bir lokumcuydu. Aslan marka lokum üretirdi. Lokumun yanında şimdilerde unutulan mezlekili kesme şeker tuzlu, tuzsuz şekerli leblebiler de yapardı. Eskiden lokum, kesme şeker okunan mevlitlerde, sünnetlerde, misafirliklerde ikram edilirdi. Köy kahvelerindeyse köye gelen misafirlere kahveyle birlikte mutlaka lokum da takdim edilirdi. Kıbrıs’ta Aslan, Şekerci Çıraklı’nın Dünya ve Yoroşubu’nun lokumları ön sırayı alırdı. Lefkoşa Türk şekerci olarak Mehmet Ali Bey, Çıraklı, Mustafa Veysi Bey ve sonradan kitapçılığa dönüş yapan şekerci Yavuz Bey vardı. Yavuz Bey şekerci dükkanını Necip Bey’e devretmiş ve Şekerci Necip şekercilere katılmıştı.
Rahmetli Hizber Hikmetağlar, kitabında şekercilerin tuzculuk da yaptıklarını yazmaktadır. Şeker ile tuz karşıt iki madde ama hemen hemen Türk-Rum bütün şekercilerin Larnaka Tuz Gölü’nden külçeler halinde getirilen tuz kayalarının elektrikli değirmenlerde öğütüp piyasaya sürerek, Kıbrıs’ın tuz ihtiyacını karşılamada yardımcı olduklarını anlatmaktadır. Mehmet Ali Bey’in vefatından sonra işletmeyi 2 kardeş birlikte yürütmüşlerdir. Musa Nami Bey abisinin ayrılıp Türkiye’ye yerleşmesi ile yalnız kalmıştır. Bir müddet yalnız çalıştı. Zaman içerisinde alışkanlıkların değişmesi, ithalatın artması ile şekerciler piyasaya direnememişlerdir. Musa Nami Mehmet Ali Hacı Mustafa soyadı yasası gereği soy adı olarak Falhan soyadını almış, şekerciliği bırakmış ve Fal kahvelerini üretmeye başlamıştır. Ölünceye kadar da bu işini yürütmüştür. Bugün Musa Nami Falhan’ın imalathanesinin yerinde oğlu kahvecilik yapmaktadır. Yanan dükkanlar ise park yeri olarak hizmet vermektedir.
Eski adı Galoyiro’un Hanı olarak bilinen otobüs hanı Türkleştirilmiş ve Lefke Hanı olmuştur. Tam girişte sağ tarafta başlangıçta esas işi dülgerlik olan sonradan kıyma kebapçılığıyla uğraşan Mehmet Dayı’nın Sabır lokantası bulunmaktadır. Rahmetli Mehmet Dayı’nın devamlı olan gece müşterileri vardı. Bu müşteriler merhumlar Kemal Rüstem, Osman Örek, Dr. Vedat Keus, Dr. Sedat Bakel, Musa Nami Falhan ve halen hayatta olan Dr. Kaya Bekiroğu, ben ve Antikacı Ahmet’ti. Bu kadro bazen hep birlikte bazen ayrı ayrı gruplar halinde Sabır’a giderlerdi. Mehmet Dayı yalnız kıyma kebabı servisinden sorumlu olurdu. Kişi ve gruplar kendi içkilerini, yeşilliklerini, meyvesini, kuru yemişini beraberlerinde getirme mecburiyeti vardı. Çünkü Sabır’da kıyma kebabından başka hizmet verilmezdi. Herkes tabağını çatalını bıçağını mutfaktan alır, masasını hazırlar ve kıyma kebabını beklerdi. Mehmet Dayı ilk akşam dışarıdan gelen müşterilere hizmet verirdi. Ama her gelene yarım saat sonra, bir saat sonra, bir bucuk saat sonra diye zaman verirdi. Hemen geldim ver alayım gideyim yoktu. Bu yüzden Mehmet Dayı’nın adı Sabır’a çıkmıştı. Canının çok sıkıldığı kişilere kalmadı yarın gel derdi. Mehmet Dayı müşterilerinin şiş köfte, adana kebabı vs gibi sözlerine kızar karşılık olarak da “Şiş köfte yok. Kıyma kebabı var.” Derdi. Belli bir süreden sonra dükkanda oturanlara sıra gelir ve kıyma kebabı servisi başlardı. En sonunda Mehmet Dayı da masaya gelir, içkisini yudumlardı. Mehmet Dayı’nın kıyma kebabını nasıl yaptığını anlatmak için sayfalarca yazmak gerekir. Onun için tek söylenebilecek pideleri aynı ölçüde keser, kıymaları aynı boyda yassı şişlere yapıştırır ve pişirirdi. Kıyma birinci sınıf olup maydanoz, baharat temizdi. Pideler mutlaka kıvamında pişmiş olurdu. Beğenilmeyen pideler, fırıncıya iade edilirdi. Mehmet Dayı masaya oturduktan sonra dışarıya satış dururdu. Bazen isteğimiz üzerine bizlere arada sırada şiş kebabı, ciğer kebabı da yapardı. Bu hizmet yalnız biz müdavimlere mahsustu.
Sabır’da çok eğlenceli geceler geçirdik. Rahmetli Ali Dayı (vakıflar idaresinde çalışırdı) genellikle ilerleyen saatlerde gelir Musa Nami Falhan’a takılırdı. Onu incitir şaka yapardı. Nami sabreder, sabreder sonra patlardı. Nami Falhan divan edebiyatına meraklı, divan edebiyatı kasidelerini bilen bir kişiydi. Kendi de zaman zaman kasideler yazar söylerdi. İşte yine böyle bir gecede Ali Dayı Nami’ye takılıp onu incitmişti. Bunun üzerine Nami’nin:
“İstemem kimse etmesin bana evkafı tarif
Ha bir evkaf memuru ha ölüycü kör Arif”
Demesiyle alkışlarımız zirve yapmıştı.
Biz 20 Temmuz 1974’ü Sabır’da karşıladık. Dr. Sedat Baker, Dr. Kaya Bekiroğlu, Dr. Vedat Keus, Nami ve antikacı Ahmet hep beraberdik. Dr. Sedat Bakel masamızdan uzak olan radyonun yanına gider BBC haberlerini dinler ve bize BBC haberlerini aktarırdı. Bir anda hastanenin arabası kapıda göründü. Telaşla hasta bakıcı Sefer Arap, şoför Menteş Dayı telaşla içeri girdiler. Alarm verildiğini, herkesin hastaneye gelmesinin emredildiğini bize bildirdiler. O zaman eski hastanede çalışan doktorlar, gece bir yere gideceklerinde önce hastaneden geçerler ve santraldeki memura nerede bulunacaklarını bildirirlerdi. O yüzden bizleri Sabır’dan aramışlardı. İşte 19 Temmuz gecesi böyle sona ermişti.





















































































































































































