Mete Feridun yazdı: Kara Para Yasası Kapsamındaki Tüzükler Gecikmeden Tamamlanmalı

ads ads ads ads
16/04/2024

ads
Mete Feridun yazdı: Kara Para Yasası Kapsamındaki Tüzükler Gecikmeden Tamamlanmalı

Bir dönem İngiltere Merkez Bankasında da görev almış olan, Doğu Akdeniz Üniversitesi Finansal Düzenleme ve Risk Yönetimi Merkezi Başkanı ve Bankacılık ve Finans Bölümü Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Mete Feridun, 4 Ocak'ta yayımlanarak yürürlüğe girmiş olan “Suç Gelirlerinin Aklanmasının, Terörizmin Finansmanının ve Kitle İmha Silahlarının Yaygınlaşmasının Finansmanının Önlenmesi Yasası” ile ilgili görüşlerini paylaştı.

Feridun, yasadaki tartışmalı konuları ele alarak yasanın pratikte ne kadar uygulanabilir olduğunun büyük bir soru işareti olduğunu söyledi ve bazı maddelere açıklık getirilmesi gerektiğine dikkat çekti. Feridun, ayrıca yasanın pratikte bütünüyle uygulanabilmesi için ilgili tüzüklerin daha fazla zaman kaybetmeden tamamlanması gerektiğini ve ilgili tüzükler tamamlanmadın yeni yasanın tam anlamıyla uygulamaya girdiğini iddia etmenin mümkün olamayacağını söyledi. Feridun, yeni yasada ortaya konmuş olan yükümlülüklerin fiiliyatta yerine getirilmesinin çok büyük ölçüde ilgili tüzüklerin tamamlanmasına bağlı olduğunu ve özellikle esas faydalanıcı ile ilgili tüzüğün yasanın yürürlüğe girmesinin ardından üç ay içerisinde hazırlanması gerektiğini hatırlattı. Feridun, ilgili tüzükleri henüz hazırlanmadığı için bütünüyle uygulamaya girmesi mümkün olmayan çok sayıda madde olduğuna dikkat çekerken aynı zamanda da aciliyeti yüksek olmayan ama önemli sayılabilecek tüzüklerin de tamamlanmasının önemini vurguladı. Feridun, ilgili tüzüklerin tamamlanmamasının yasanın uygulamadaki işlevselliğini olumsuz etkileyebileceği uyarısında bulundu. Feridun, son olarak devletin uygulamalarında tutarlılık, devamlılık ve istikrarın esas olması gerektiğini ve herkesten önce yasanın bizzat hükümet tarafından içselleştirilip içselleştirilmeyeceğinin merak konusu olduğunu söyledi.

“Yeni yasa ihtiyaç duyulan güncellemeleri kapsadığından çağın gerekleriyle uyumlu ama fiiliyatta ne kadar uygulanabilir olduğu soru işareti”

Bilindiği gibi “Suç Gelirlerinin Aklanmasının, Terörizmin Finansmanının ve Kitle İmha Silahlarının Yaygınlaşmasının Finansmanının Önlenmesi Yasası” 22 Aralık'ta oy birliğiyle kabul edilerek, Resmi Gazete'de 4 Ocak'ta yayımlanarak yürürlüğe girdi. Ancak bu, yasanın tam anlamıyla uygulamaya girdiği anlamına gelmiyor. Bilindiği gibi 1999 yılında Maliye Bakanlığına bağlı Para Kambiyo ve İnkişaf Sandığı İşleri Dairesi tarafından hazırlanmış olan 55/1999 sayılı Kara Paranın Aklanmasının Önlenmesi Yasası’nın yürürlüğe girmesinin ardından yaklaşık 10 yıl sonra 4/2008 sayılı Suç Gelirlerinin Aklanmasının Önlenmesi Yasası ve bu yasa altında çıkarılan tebliğler bu konudaki küresel gelişmelerin gerisinde kalmış ve yeni bir yasaya ihtiyaç duyulmuştu. Bu bakımdan yeni yasayı olumlu karşılamak gerekiyor. Yeni yasa ihtiyaç duyulan güncellemeleri kapsadığından çağın gerekleriyle uyumlu. Başta Maliye Bakanlığı ve Merkez Bankası uzmanları olmak üzere emeği geçenleri tebrik etmek gerekiyor. Yeni yasa ihtiyaç duyulan güncellemeleri kapsadığından çağın gerekleriyle uyumlu ama fiiliyatta ne kadar uygulanabilir olduğu soru işareti.

 

“Belge saklama yükümlülükleri veri güvenliği ve gizliliği açısından endişe verici”

Yasa bir açıdan gerçekçi olmaktan uzak ve dahası pratikte çok daha ciddi sorunlara yol açabilecek maddeler içeriyor. Yasaya göre kuyumcular, oto galerileri ve bet ofisleri gibi işletmeler de "yükümlü" olarak nitelendirilmiş. Gerçi oto alım satımı ile uğraşanlar ve kuyumcular 4/2008 sayılı Suç Gelirlerinin Aklanmasının Önlenmesi Yasası kapsamında da yükümlü sayılanlar arasında idi. Yani belge saklama yükümlülükleri yeni bir düzenleme değil. Ancak bu bana göre endişe verici bir yükümlülük. İlgili yükümlüler, birçok önemli sorumluluk ve görevin yanı sıra müşterilerinin kimlik belgelerinin bir kopyasını 12 yıl süresince saklamak zorundalar. Bu büyük bir sorumluluk. Bunun olası risklerinden bahsetmeye bile gerek yok sanırım. Ülkede her köşe başında mantar gibi oto galeri açılırken, yüzlerce kuyumcu ve bet ofis varken, bu işletmelere müşterilerinin kimlik belgelerini saklama gibi bir yükümlülük verilmesi bana göre endişe verici. Bunun dışında yeni yasa akla gelebilecek bütün delikleri kapatıyor denebilir. Ancak, yasanın pratikte ne kadar uygulanabilir olduğu büyük bir soru işareti ancak bunun da ötesinde belge saklama yükümlülükleri veri güvenliği ve gizliliği açısından endişe verici.

 

“Yasadaki bazı konulara açıklık getirilmesi gerekiyor”

Yasada “yükümlü” olarak hem gerçek hem de tüzel kişiler belirlenmiş. Yani sadece bir işletme olarak değil bireysel faaliyet gösteren biriyseniz de bazı yasal yükümlülükleriniz var. Örneğin, bireysel olarak inşaat yapıp satan biriyseniz veya emlak alım-satımına aracılık eden ve bu işten komisyon alan sıradan bir vatandaşsanız yasa sizi de kapsıyor. Bu da “suç gelirlerinin aklanması, terörizmin finansmanı ve kitle imha silahlarının yaygınlaşmasının finansmanı ile ilgili riskin değerlendirilmesi” konusunda sizi yükümlü kılıyor ve sizden “terörizmin finansmanı” ve “kitle imha silahlarının yaygınlaşması” gibi kulağa oldukça ürkütücü gelen konulardaki riskleri bireysel olarak dikkate almanız ve bir takım yükümlülüklere uyum sağlamanız bekleniyor. Yasa sıradan vatandaş açısından oldukça karmaşık. En önemli nokta olarak tüzel kişi yükümlülerin “uyum görevlisi ve uyum görevlisi yardımcısı ataması zorunluluğu” olarak göze çarpıyor. Mantıken, tüzel kişi olarak nitelenebilecek birçok işletme yükümlü olarak nitelendirildiğine göre, ki bunlar arasına kuyumcudan tutun da oto galerisine kadar farklı işletmeler var, bunların tümünün belirli niteliklere sahip “uyum görevlisi ve uyum görevlisi yardımcısı” işe almalarının veya bizzat kendilerinin bu sorumluluğu üstlenmelerinin zorunlu olacağı anlaşılıyor.

 

“Bir yasanın net bir şekilde anlaşılır, tutarlı ve gerçekçi maddeler içermesi gerekir ki muhatapları tarafından benimsensin ve uygulansın”

Ayrıca, yasa belli bir noktaya kadar sanki “uyum görevlisi ve uyum görevlisi yardımcısı ataması zorunluluğu” sadece tüzel kişiler için geçerliymiş intibası uyandırırken, 39. Maddeye geldiğinizde bir bakıyorsunuz ki yanlış anlamışsınız çünkü gerçek kişi yükümlülerin ataması gereken “uyum görevlisi” ve “uyum görevlisi yardımcısı” ile ilgili koşullar da özel olarak listelenmiş. Bunların arasında “bilgi işlem desteğinin kurulması ve geliştirilmesi” gibi son derece teknik konular da var. Yani sıradan bir vatandaş olarak ya “uyum görevlisi” ve “uyum görevlisi yardımcısı” atayacağım  ya da kendim bu sorumluluğu üstleneceğim ve “bilgi işlem desteğinin kurulması ve geliştirilmesi” gibi bir yükümlülüğü yerine getirmem beklenecek. Bence prensip olarak bir yasanın net bir şekilde anlaşılır, tutarlı, pratikte uygulanabilir ve gerçekçi maddeler içermesi gerekir ki hem amaca hizmet etsin hem de muhatapları tarafından benimsensin ve uygulansın.

 

“Yasanın pratikte bütünüyle uygulanabilmesi için ilgili tüzüklerin daha fazla zaman kaybetmeden tamamlanması gerekiyor”

Ancak yeni yasanın fiiliyatta uygulanması konusunda çeşitli zorluklar ve endişeler mevcuttur. Bunun da ötesinde, yeni yasayı dikkatli bir şekilde okumuş olanların da fark etmiş olacağı gibi yasa kapsamındaki birçok önemli maddenin fiiliyatta nasıl uygulanması gerektiğine dair birçok önemli detay eksik bırakılmış ve bu detaylar ancak ilgili tüzüklerin hazırlanmasıyla belli olacaktır. Her ne kadar da tüzükleri tamamlanmamış konularda bir önceki yasaya ait tebliğlerde belirtilmiş olan mevcut usul ve esaslar geçerli olsa da, yeni yasanın yürürlüğe girmesinin üzerinden üç ayı aşkın bir süre geçmesine rağmen böylesine önemli bir konuda henüz bir açıklama yapılmamış olması dikkat çekmektedir.

 

“İlgili tüzükler tamamlanmadın yasanın tam anlamıyla uygulamaya girdiğini iddia etmek mümkün değil”

Yasanın amaçlandığı şekilde özellikle farklı iş kollarında ve meslekte faaliyet gösteren gerçek veya tüzel kişilerin etkin katılımlarıyla arzulanan şekilde uygulanabilmesi açısından gerekli tüzüklerin bir an önce tamamlanası gerekmektedir. Yasanın, bir önceki yasa olan Suç Gelirlerinin Aklanmasının Önlenmesi Yasası’nın çağın ihtiyaçlarına cevap vermekten uzak olan bir takım eksik yönlerinin giderilmesi amacıyla hazırlandığı hepmizin malumudur. Bu bakımdan Uluslararası standartlara, AB Direktiflerine ve Mali Eylem Görev Gücü (FATF)’nün tavsiye kararlarına uyumlu olarak hazırlanmış olduğu bilinen yeni yasa büyük bir ihtiyacı giderecektir. Ancak bu, yasanın pratikte uygulanmasının kolay olacağı anlamına gelmemektedir. Yasanın genel gerekçesinde vurgulandığı üzere, suç gelirlerinin aklanmasının önlenmesi, terörizmin ve kitle imha silahlarının finansmanıyla mücadele, çok boyutlu ve katılımcı bir yaklaşım gerektirmektedir. Ancak, gerekli tüzükler tamamlanıp Bakanlar Kurulu tarafindan onaylanmadan bu yeni Yasa’nın tam anlamıyla uygulamaya girdiğini iddia etmek mümkün değildir. Bu bakımdan, yasanın uygulanması ve etkili olabilmesi için gereken tüzüklerin uluslararası standartlar çerçevesinde Maliye Bakanlığı tarafından bir an önce hazırlanmasının önemi büyüktür. Toplumdan çok boyutlu ve katılımcı bir yaklaşım beklerken ilgili tüzüklerin hazırlanmasında gecikme yaşanması tutarlı bir yaklaşım olmaz.

 

“Yasada ortaya konmuş olan yükümlülüklerin fiiliyatta yerine getirilmesi çok büyük ölçüde ilgili tüzüklerin tamamlanmasına bağlı”

Hatırlanacağı gibi bu yasayla birlikte mevcut yükümlü ve yükümlülük tanımları genişletilmiş ve bunların denetimi konusunda kapsamlı düzenlemeler getirilmiştir. Yürürlükte olan bir önceki Yasa’dan farklı olarak, aşamalandırılmış müşteri tanı prensipleri, eğitim, kayıt ve şüpheli işlem bildirimleriyle ilgili ilave düzenlemeleri içeren kapsamlı yükümlülükler ortaya konmuştur. Pratikte bu yükümlülüklerin uygulanması çok büyük ölçüde ilgili tüzüklerin tamamlanmasına bağlıdır. Tüzüklerin hazırlanma sürecinde yaşanacak gecikmeler suç gelirlerinin aklanması, terörizmin finansmanı ve kitle imha silahlarının yaygınlaşmasının finansmanıyla mücadelede ciddi aksaklıklara yol açabileceğinden, yasanın başarılı bir şekilde uygulanabilmesi için ilgili tüzüklerin ivedilikle hazırlanması ve yürürlüğe sokulması büyük önem taşımaktadır.

 

“Esas faydalanıcı ile ilgili tüzüğün yasanın yürürlüğe girmesinin ardından üç ay içerisinde hazırlanması gerekiyordu”

Tamamlanması gereken tüzükler incelendiği zaman, herşeyden önce Yasa’ya göre “Esas Faydalanıcı” ile ilgili tüzüğün yasanın yürürlüğe girmesinin ardından üç ay içerisinde hazırlanması gibi bir zorunluluk vardır. Hatırlanacağı gibi Yasa’ya göre trust ve benzeri yasal oluşumlardan herhangi bir yasa tahtında kayıt zorunluluğu olmayanların esas faydalanıcılarının bilgilerinin ve oluşumun mal varliğının Gelir ve Vergi Dairesince oluşturulan sicile kurulduğu tarihten itibaren 30 gün içerisinde kaydettirilmesi zorunludur. İlgili tüzük, bu kayıtlara ilişkin usul ve esasları belirleyeceği için özellikle trust ve benzeri yasal oluşumların yasada arzulanan çerçevede faaliyetlerine devam edebilmesi açısından büyük önem taşımaktadır. Dolayısıyla öncelikle bu tüzüğün ivedilikle tamamlanması gerekmektedir ki herşeyden önce trust ve benzeri yasal oluşumların kurulduğu tarihten itibaren 30 gün içerisinde kaydettirilmesi zorunluluğu yerine getirilebilsin.

 

“İlgili tüzükleri henüz hazırlanmadığı için bütünüyle uygulamaya girmesi mümkün olmayan çok sayıda madde dikkat çekiyor”

“Esas Faydalanıcı” ile ilgili madde dışında da tüzükleri henüz hazırlanmadığı için bütünüyle uygulamaya girmesi mümkün olmayan özellikle 5 önemli madde dikkat çekmektedir. Bunlar, elektronik fon transfer hizmetlerinde uyulacak müşteri tanı prensibi önlemleri ile ilgili usul ve esaslar; standart müşteri tanı prensibine ilişkin önlemlerin uygulanması ve kimlik tespiti ve teyidi ile ilgili usul ve esaslar; şüpheli işlem kriterleri ile şüpheli işlem bildirimi usul ve esasları; nakdi para limitini aşan işlemlerin bildirim usul ve esasları; ve uyum görevlileri ve uyum gorevlisi yardımclarının çalışma usul ve esaslarıdır. Bu bu düzenlemelere ilişkin tüzükler yasanın pratikte arzulandığı şekilde uygulanmasını sağlamak açısından çok önemli detayları içermektedir. Bu detayların uluslararası standartlara, AB Direktiflerine ve Mali Eylem Görev Gücü (FATF)’nün 2012 yılında kabul edilen yeni tavsiye kararlarına uyumlu olarak hazırlanması beklenmektedir. Ancak, ilgili çalışmalar kapsamında halihazırda Türkçe olarak hazırlanmış ve rehber olarak kullanılabilecek birçok önemli kaynak vardır. Bu kaynaklardan faydalanılması durumunda ilgili çalışmaların çok kısa bir sürede tamamlanması mümkün görünmektedir.

 

“Finans sisteminin kötüye kullanılmasının önüne geçmek açısından elektronik fon transfer hizmetlerinde uyulacak müşteri tanı prensibi önlemleri ile ilgili usul ve esaslara ilişkin tüzük kritik bir öneme sahip”

Elektronik fon transfer hizmetlerinde uyulacak müşteri tanı prensibi önlemleri ile ilgili usul ve esaslara ilişkin tüzük elektronik fon transferleri sırasında kimlik doğrulama ve şeffaflığın sağlanmasını içereceğinden sadece müşterilerin kimliklerinin doğru bir şekilde tespit edilmesi açısından değil bunun da ötesinde finansal sistemlerin kötüye kullanılmasının önüne geçmek açısından oldukça kritik bir öneme sahiptir. Bu tüzüğün hazırlanması konusunda Mali Suçları Araştırma Kurulu Başkanlığı (MASAK) Yükümlülük Denetimi Dairesi'nin Mart 2021 tarihinde yayımlanan Müşteri̇ni̇n Tanınmasi İlkesi̇ Kapsamında Sıkılaştırılmış Tedbi̇rler isimli dökümanından faydalanılması halinde gerekli çalışmaların çok kısa sürede tamamlanmaması için hiçbir sebep yoktur.

 

“Suç gelirlerinin finans sistemimiz aracılığıyla aklanmasının önüne geçmek için standart müşteri tanı prensibine ilişkin önlemlerin uygulanması ve kimlik tespiti ve teyidi ile ilgili usul ve esaslara ilişkin tüzük tamamlanmalı”

Standart müşteri tanı prensibine ilişkin önlemlerin uygulanması ve kimlik tespiti ve teyidi ile ilgili usul ve esaslara ilişkin tüzük ise finansal işlemler sırasında müşterilerin kimliklerinin doğrulanmasını standart hale getirererek güvenilir bir şekilde kimlik teyidi gerçekleştirilmesini sağlayacaktır. Şüphesiz, bu da finansal sistemlerin güvenliğini artırarak suç gelirlerinin finans sistemimiz aracılığıyla aklanmasını zorlaştıracaktır. Bu konuda da MASAK’ın Müşteri̇ni̇n Tanınmasi İlkesi̇ Kapsamında Sıkılaştırılmış Tedbi̇rler isimli dökümanından faydalanılması halinde ilgili tüzüğün çok kısa bir sürede tamamlanması mümkündür.

 

“Yasadışı faaliyetlerin erken tespit edilmesine ve müdahale edilmesini şüpheli işlem kriterleri ile şüpheli işlem bildirimi usul ve esaslarına ilişkin tüzük sağlayacak”

Yasanın pratikte uygulanması açısından işlevsel bir öneme sahip olan bir diğer önemli tüzük ise şüpheli işlem kriterleri ile şüpheli işlem bildirimi usul ve esaslarını ilgilendirmektedir. İlgili tüzük, yasa kapsamındaki kuruluşların şüpheli işlemleri tanımlamasını ve raporlamasını sağlayan kuralları ortaya koyarak yasadışı faaliyetlerin erken tespit edilmesine ve müdahale edilmesine olanak tanıyacağı için büyük aciliyet taşımaktadır. Bilindiği gibi şu anda KKTC Merkez Bankası’nın 29 Mart 2021 tarihinde yayımlamış olduğu Suç Gelirlerinin Aklanmasının Önlenmesi Yasası Şüpheli İşlem Kriterleri ile Şüpheli İşlem Bildirim Usul ve Esasları Tebliği bu konudaki düzenlemeleri içermektedir. Aslında sözkonusu tebliğ ana hatlarıyla ilgili maddeye ilişkin usul ve esasları büyük ölçüde ortaya koymaktadır. Yeni yasadan anlaşıldığı üzere bu tebliğin küresel uygulamalar örnek alınarak güncellenmesi söz konusudur. Mevcut tebliğim güncellenmesinin uzun zaman almayacağını ve bu çalışmaların erken bir zamanda tamamlanacağını tahmin ediyorum. Ancak bunun da ötesinde yükümlüler tarafından gönderilen şüpheli işlem bildirimleri konusunda ileriki süreçlerde nasıl bir yaptırım uygulanacağı da merak konusudur.

 

“Büyük miktarda nakit işlemlerin takip edilmesini nakdi para limitini aşan işlemlerin bildirim usul ve esaslarına ilişkin tüzük sağlayacak”

Nakdi para limitini aşan işlemlerin bildirim usul ve esaslarına ilişkin tüzük büyük miktarda nakit işlemlerin takip edilmesini sağlayacaktır. Bu tüzüğün de tamamlanması yaşamsal bir öneme sahip olup aslında yasanın da en temel maddelerinden biridir. Bilindiği gibi bu tür işlemler sıklıkla suç faaliyetleriyle ilişkilendirildiğinden bu tür işlemlerin izlenmesi de gerek kara para aklama ve gerekse diğer finansal suçların önüne geçilmesi açısından son derece önemlidir. Bu bildirimler, işlemlerin kaynağını ve amacını izlemek, şüpheli davranışları saptamak ve yasa dışı faaliyetlerle mücadele etmek için hayati önem taşımaktadır. Mevcut 29 Mart 2021 tarihli KKTC Merkez Bankası tebliği yürülükteki kuralları ana hatlarıyla içerse de yeni yasanın ilgili maddesinden mevcut düzenlemenin küresel uygulamalar çerçevesinde güncellenmesi gerektiğini anlıyoruz. Bu güncelleme çalışmasının da fazla gecikmeden tamamlanması mümkün görünmektedir.

 

“Uyum süreçlerini yönetecek profesyonellerin rollerini uyum görevlileri ve uyum gorevlisi yardımclarının çalışma usul ve esaslarına ilişkin tüzük belirleyecek”

Yasa’nın en dikkat çeken maddelerinden biri olan uyum görevlileri ve uyum gorevlisi yardımclarının çalışma usul ve esaslarına ilişkin tüzük ise uyum süreçlerini yönetecek profesyonellerin rollerini belirlemek açısından büyük önem taşımaktadır. Tahmin edileceği gibi uyum görevlileri ve uyum gorevlisi yardımcılarından beklenilecek olan yasal yükümlülüklerin detayları yasanın muhataplarının en çok merak ettiği konuların başında gelmektedir. Bu konudaki kafa karışıklığının giderilmesi açısından bu tüzüğün zaman kaybetmeden tamamlanması şarttır. İlgili çalışmaların Türkiye Cumhuriyeti’nin 16 Eylül 2008 tarihli Suç Gelirlerinin Aklanmasının ve Terörün Finansmanının Önlenmesine İlişkin Yükümlülüklere Uyum Programı Hakkında Yönetmelik ve bu yönetmelik üzerinde 26 Şubat 2021 tarihinde yapılan değişiklikler dikkate alınarak kısa bir sürede tamamlanması mümkündür.

 

“Tüzüklerin zamanında tamamlanmaması yasanın uygulamadaki işlevselliğini olumsuz etkileyebilir”

Bu saymış olduğum 5 tüzük hazır hale getirilmeden yasanın gerektiği gibi işlev gösteremeyeceği açıktır. Dolayısıyla, bu tüzüklerin tamamlanmaması yasanın uygulamadaki işlevselliğini olumsuz etkileyecektir. Hiç kuşkusuz bu da suç gelirlerinin aklanmasına ilişkin faaliyetlerle mücadelede arzu edilen sonuçların alınmasını geciktirecektir. Bu nedenle, hiç zaman kaybetmeden bu 5 maddeye ilişkin tüzüklerin öceliklendirilerek ivedilikle hazırlanması gereklidir. Hiç kuşkusuz, terörizmin finansmanı ve kara para aklama gibi suç faaliyetlerinin önlenmesinde bu saymış olduğum maddelere ilişkin tüzükler hayati rol oynayacaktır. Ancak bunların dışında da yasanın etkin bir şekilde uygulanması açısında önem arz eden ama nispeten aciliyeti yüksek olmayan tüzükler de vardır. Bunları da göz ardı etmemek gerekir.

“Aciliyeti yüksek olmayan ama önemli sayılabilecek tüzüklerin de tamamlanması şart”

Aciliyeti yüksek olmayan ama önemi sayılan tüzüklerin tamamlanması da şarttır. Bunlar, basitleştirilmiş müşteri tanı prensibinde yükümlüler tarafından alınması gereken asgari önlemler; istatistiki bilgilerin içeriği ve gönderilmesine ilişkin usul ve esaslar, yükümlülük denetimi ile ilgili usul ve esaslar, egitim yükümlülügü yerine getirilirken uygulanacak egitim yöntemleri, verilecek asgari egitim konulan, egitim istatistiklerinin bildirilmesi, yapilacak sınavlar ile ölçme ve değerlendirmeye ilişkin usul ve esaslar; yasa kapsamında belirtilmiş olan yükümlüler dışında gerekli görülebilecek yükümlüler; ve yasa kapsamında belirtilmiş olan finansal kuruluşlar dışında ihtiyaca göre belirlenecek finansal kuruluşları ilgilendiren tüzüklerdir. Bu tüzüklerin bazıları da, örneğin istatistiki bilgilere ve yükümlülük denetimine ilişkin usul ve esaslar yeni yasanın uygulanmasını, denetlenmesini ve yükümlülüklerin doğru şekilde yerine getirilmesini sağlamak açısından çok büyük önem taşımaktadır.

 

“Yasa ile getirilen genişletilmiş yükümlülükler ve tanımlar ancak bu tüzüklerin tamamlanması halinde etkin bir şekilde hayata geçirilebilir”

Bu nedenle tüzüklerin zaman kaybetmeksizin tamamlanıp hayata geçirilmesi yasanın amaçlarına ulaşılmasında ve toplumda suçla mücadele bilincinin artırılmasında kritik rol oynayacaktır. İlgili yasa ancak gerekli tüm tüzüklerin hazırlanmasıyla tam anlamıyla hayata geçirilmiş olacak ve ülke yargı yetki sınırları içerisinde yürütülmekte olan mücadelenin kapsamı  ve etkinliği artırılmış olacaktır. Bilhassa, Yasa ile getirilen genişletilmiş yükümlülükler ve tanımlar, ancak bu tüzüklerin tamamlanması halinde etkin bir şekilde hayata geçirilebilecektir. Dolayısıyla, yasanın amaçlandığı şekilde özellikle farklı iş kollarında ve meslekte faaliyet gösteren gerçek veya tüzel kişilerin etkin katılımlarıyla arzulanan şekilde uygulanabilmesi açısından gerekli tüzüklerin bir an önce tamamlanası gerekmektedir.

 

“İlgili tüzüklerin zaman harcanmadan hazırlanarak Bakanlar Kurulu’nun onayına sunulması, toplumda geniş çapta bir bilinç ve katılım oluşturulmasını sağlayacaktır”

Yasanın yürürlüğe girdiği dönemde yapılan basın açıklamasında da belirtildiği gibi suç gelirlerinin aklanmasının önlenmesi mücadelesinin sadece resmi makamlar tarafından yürütülen çalışmalarla başarıya ulaşılabilecek bir konu değildir. Geniş çapta bir bilinç ve katılım oluşturulması gerekmektedir. Bu bakımdan, ilgili tüzüklerin zaman harcanmadan ve ihtiyaçlara en uygun şekilde hazırlanarak Bakanlar Kurulu’nun onayına sunulması, yasanın amacına ulaşmasını ve toplumda geniş çapta bir bilinç ve katılım oluşturulmasını sağlayacaktır.

 

“Rüşvet yoluyla elde edilen paranın da kara para olduğu unutulmamalı”

Kara paradan bahsetmişken şunu da hatırlatmakta fayda var. Toplumda ve siyasilerde sanki “kara para” kavramı sadece yurtdışında işlenen bir suç neticesinde aklanma maksadıyla ülkemize getirilmiş olan veya yurtdışı ile bağlantılı işlenen suçlardan elde edilmiş olan kazançları ifade ediyormuş gibi bir algı var. Oysa ki 55/1999 Sayılı Karaparanın Aklanmasının Önlenmesi Yasası’na göre: “….rüşvet ve zimmet yoluyla elde edilen para veya para yerine geçen her türlü kıymetli evrakla, mal ve gelir…”,  “karapara” olarak tanımlanmıştı. Bu şekilde elde edilen paranın “başkaları tarafından kullanılması, el değiştirmesi, gizlenmesi” ise “karaparanın aklanması” suçu olarak nitelendirilmişti.  Yani herhangi bir şekilde nakit veya başka bir şekilde rüşvet alıyorsanız ve sisteme sokuyorsanız, sadece rüşvet almakla kalmayıp, ki bu da başlı başına büyük bir suçtur, aynı zamanda kara paranın aklanması suçunu da işlemiş olursunuz. Bu bilince gerek vatandaşların gerekse siyasilerin sahip olması kara para ile mücadelede bütün yasaların da ötesinde önemlidir.

 

“Devletin uygulamalarında tutarlılık, devamlılık ve istikrar esastır”

Bir devletin uygulamalarında tutarlılık, devamlılık, kararlılık ve istikrar esastır. Maliye Bakanlığı ve Merkez Bankası’nın yeni yasaya ilişkin olarak yaptığı ortak bir basın açıklamasında “suç gelirlerinin aklanmasının önlenmesi mücadelesinde tüm halkın farkındalığının önemi” vurgulandı. Bu farkındalık aniden oluşmaz, bu ancak uzun yıllar içerisinde gerçekleşebilecek bir kültür ve içselleştirme meselesidir. Toplumda böyle bir anlayış ve farkındalık oluşması için bizzat devletin kendisi tutarlı davranması ve gerek uygulamaları gerekse açıklamaları ile kararlı bir duruş sergilemesi gerekir. Hatırlanacağı gibi daha 2-3 sene önce kamuoyunda “kara para aklama kararı” şeklinde algılanan “Nakdi Varlıkları Kayıt Altına Alınması Kararnamesi” diye tartışmalı bir uygulama ile, ki daha sonra iptal edildi, bizzat devletin kendisi bu “farkındalık” beklentisine uygun hareket etmemişti. Oysa ki kısa bir süre sonra Suç Gelirlerinin Aklanmasının Önlenmesi Yasa tasarısı Cumhuriyet Meclisi’ne gönderilerek Bakanlar Kurulu’na sunulmuş ve Meclis alt komitesinde görüşülmeye başlanmıştı. Yani sadece birkaç sene öncesine kadar bizzat hükümetin gerçekleştirmiş olduğu uygulamalarının yeni yasanın ruhuna aykırı olduğunu söylemek mümkün.

 

“Yasanın bütün paydaşlardan önce bizzat hükümet tarafından içselleştirilmesi önemli”

Bilindiği gibi daha birkaç yıl önce basına yapılan açıklamaya göre Nakdi Varlıkları Kayıt Altına Alınması Kararnamesi’nin yürürlükte olduğu birkaç hafta zarfında o zamanın parasıyla 900 milyon TL’ye yakın bir “kaynak” sorgusuz süalsiz sadece %2.5’luk vergilendirme karşılığında yasal bir şekilde sisteme kabul edilmişti. Yine hatırlanacağı gibi, aynı dönemde o zamanın Başbakanı basına şöyle bir açıklama yapmıştı: “Artık tanınmamışlığın avantajlarını da yaşamanın zamanıdır, beni Avrupa Birliği yasaları çok ilgilendirmez”. Ülkeye para getirecek yabancı yatırımcıları fazla sorgulamamak gerektiği anlamına gelecek şunları da söylemişti: “Yatırımcı düşmanı değil, yatırımcı dostu bir ülke olmamız gerekir. Yatırımcı dostu anlamında ülkemiz çok sorgulanıyor, bunları kırmamız gerekiyor”. Oysa ki tam da bu dönemde Suç Gelirlerinin Aklanmasının Önlenmesi Yasa tasarısı AB direktiflerine uyumlu olacak şekilde hazırlanmaktaydı. Yani, daha birkaç sene öncesine kadar devletin bu konuya bakışı ve uygulamaları ülkeye gelecek paranın fazla sorgulanmaması yönündeydi ve yeni hazırlanan yasanın ruhuyla başından beri örtüşmemekteydi. Bu yaklaşım doğrumuydu yanlışmıydı o ayrı bir konu. Önemli olan bu yaklaşımın birkaç sene içinde değişip değişmediği. Dolayısıyla yasanın arzulanan amaca hizmet etmesi için bütün paydaşlardan önce bizzat hükümet tarafından içselleştirilmesi önemli.

16/04/2024 19:53
Bu habere tepkiniz:
Habersiz kalmamak için Telegram kanalımıza katılın
ad
ad
TAGS: Mete Feridun yazdı: Kara Para Yasası Kapsamındaki Tüzükler Gecikmeden Tamamlanmalı
MANŞETLER

HK KIBRIS

© 2024 Haber Kıbrıs Medya Danışmanlık ve Matbaacılık Ltd.