Öntaç Düzgün'den Merak Edilen Bu Soruya Yanıt!
19/01/2014
Zorunlu askerlik ve burada geçen sürenin uzunluğu, KKTC’de hala daha sorun olmaya ve tartışılmaya devam ediyor. Türlü beklentiler ve tartışmalar sonucu hazırlanıp meclise sunulan ve askerlik süresinin kısaltılmasını öngören yasa tasarısı, görüşülmek üzere sırasını beklemeye başladı. Yasa önerisi, statülere göre askerliğin farklı sürelerle kısaltılmasını öngörüyor. Hazırlanması ve meclise sunulmasında CTP-BG’li vekil Abbas Sınay’ın öncülük ettiği yasa önerisinde şu değişiklikler öngörülüyor:
“Yedek subay ve çavuşların askerlik süresi 12 aydan 8 aya inecek.
(Lise mezunu) Erlerin askerlik süresi 15 aydan 12 aya düşecek.
Üniversite mezunu olarak yedek subay ve çavuş olmaya hak kazananlar eğer isterlerse "kısa dönem er" olarak 6 ay askerlik yapabilecekler.Daha önce 15 ay askerlik yapan meslek lisesi mezunları ve iki yıllık yüksek okul mezunları, 8 ay süreyle "er" olarak askerlik yapabilecekler.
49 yaşından sonra hiçbir kimse askerle ilişkilendirilmeyecek.” Konu her kesimi yakından ilgilendiriyor çünkü her yıl yaşları 18’e ulaşan yaklaşık bin 800 civarındaki gencin yasa gereği askerlik görevi için kışlaya gitmeleri gerekiyor. Ancak pratikte işler yasanın öngördüğü biçimde yürümüyor çünkü askerlik yaşına gelenlerin çok azı bu görev için gönüllü olarak müracaatta bulunuyor. Resmi tahminlere göre askerlik çağına gelenlerin yüzde 75 – 78’i yüksek öğrenime devam edeceğini ileri sürerek askere gitmeyi erteliyor. Yüksek öğrenim gerekçesi ile olsa bile, gençlerin askerlikten bu oranda kaçınması, iş ve aile kurma gibi yaşamda sorumluluk gerektiren konularında, karşılarına çeşitli sorunlar çıkarıyor. Yaşam, askerlik yapmamak veya ertelemek için yüksek öğrenime devam etme ve daha da öte gerekçeler ile yaklaşık 8 – 10 yıl süre ile erteleniyor. Örneğin yirmi yıl öncesine kadar 20’li yaşların başlangıcında profesyonel hayatını düzenlemiş ve aile kurmuş gençlerin bugün büyük oranda 30’lu yaşları bekledikleri görülüyor. Kuzey Kıbrıs’ta lise sonrası gençlerin üniversiteye gitme oranı, Avrupa Birliği ortalamasının yaklaşık iki katı kadar olması durumu özetliyor. Avrupa Birliği’nde bu oran ülkelere göre değişkenlik gösteriyor ve yüzde 30 ile 40 arasında gerçekleşiyor. Meclise sunulan askerlik değişiklik yasası askerlik süresinin azaltılmasını öngörse de, zorunlu askerliğin kaldırılmasını bekleyen gençleri tatmin etmeyeceği şimdiden belli. Tartışmalar bunun böyle olduğunu gösteriyor.
“Zorunlu askerlik kalksın veya vicdani ret hakkı tanınsın”
“Kıbrıs’ın askersizleştirilmesi” konularında tanınmış aktivist Murat Kanatlı, bir süredir örgütlediği eylemler yanında, askerlik yasası ile hukuksal bir mücadele de yürütüyor. Kısmen de olsa başarılı olmuş. Her yıl tekrarlanan askeri seferberliğe katılmadığı için askeri mahkeme tarafından açılan davayı yüksek mahkemeye taşımış. Askerlik uygulamalarının İnançları ile bağdaşmadığını ileri süren Kanatlı, askeri seferberliğe “vicdani ret” hakkını kullanmak istediği için gitmediğini söylüyor. Anayasa Mahkemesi olarak da toplanan yüksek mahkeme, Kanatlı’nın talebini Avrupa ve Birleşmiş Milletler insan hakları hukukuna uygun bulmuş ancak iç hukukta bu konuda bir düzenleme olmadığı için sonuç alıcı bir karar üretememiş. Konu tekrar askeri mahkemeye dönecek. Kanatlı basına yaptığı açıklamalarda eğer herhangi bir cezaya çarptırılırsa konuyu Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM) taşıyacağını ve mutlaka kazanacağınısöylüyor. Çünkü AİHM için imza atmış bütün ülkelerde “vicdani ret” hak olarak tanınıyor. İmza veren ülkelerden olan Türkiye’nin bu hakkı kullandırmak için Avrupa Birliği’ne verdiği süre geçtiğimiz Aralık ayında dolmuş. Türkiye’nin de yakın zamanda bu konuda adım atması bir zorunluluk.
KKTC’de zorunlu askerliğe karşı yükümlülerin “vicdani ret” hakkının yasal hale getirilmesini savunan Kanatlı ve arkadaşları, konunun bireysel inançlarla sınırlı olmadığını düşünüyorlar. Zorunlu askerlik uygulamasının ayni zamanda sosyal bir soruna dönüştüğünü de düşünüyorlar. Kanatlı sorunu şöyle anlatıyor:
“Askerlik çok büyük bir sorundur. Bunu askere gitmemek için gençlerin yarattığı gerekçelerin çeşidinden bile anlamak mümkündür. Binlerce genç askere gitmemek için master doktora iddiası ile yıllarca üniversitelere gitmekte. kimi sağlığını bozarak muafiyet almayı denemektedir. Kimi sırf askerlikten dolayı yurtdışında okumayı veya çalışmayı tercih etmekte ve bedelliye yazılmakta ancak günün sonunda yurtdışında o kadar uzun süre kalmaktadırlar ki, sonuçta geri dönmemektedirler… Tüm bunlar hem iş gücü kaybı hem de beyin göçü olarak kendini ülkede hissettirmektedir. .. Bu nedenle alternatif sivil hizmet ile bu beyin göçünün ve işgücü kaybının önüne geçmek mümkündür.”
Yüksek öğrenime devam etme koşulu dışında zorunlu askerlik uygulamasının Kuzey Kıbrıs’ta neden olduğu göç sorunu uluslararası kuruluşların da dikkatini çekmiş. Dünya Bankası’nın ilki 2006 yılında yayınlanan ve daha sonra da teyit edilen raporlarına göre, Kıbrıslı Türk gençlerin bu oranda yüksek öğrenime gitme hevesleri, beyin göçüne ve vasıfsız diplomalı genç bir nüfusun oluşmasına neden oluyor. Bu sonuç, gençlerin devlete istihdam baskısına veya tutunamayıp ülkeyi terk etmeleri ile sonuçlanıyor. Buna karşın piyasanın ihtiyacı olan nitelikli işgücü açığı yurtdışından sağlanıyor. Böylece, hem içe hem de dışa yönelik çift yönlü göç yaşanmış oluyor. Dünya Bankası bu sorunun orta vadede ölümcül sonuçlara yol açabileceğine işaret ediyor. AİHM'in "vicdani ret" hakkını tanıyan kararıyla gündeme gelen dini, ahlaki ve politik gerekçelerle askere gitmek istemeyenlere tanınan "askerden muafiyet" uygulamaları, birliğe üye ülkelerin tümünde kullanılıyor. Vicdani ret hakkı bulunan ülke vatandaşları bu haklarını, "silahlı askerlik" yapmak yerine, yine söz konusu devletlerin belirlediği sınırlamalar çerçevesinde "sosyal hizmet üreterek" değerlendirebiliyor. Bunun için her ülke, silahlı askerlik yerine hangi sürelerle hangi alanlarda kamu hizmeti yapılabileceğini önceden belirleyip ilan ediyor. 25 üyeli Avrupa Birliği’nde 14 ülkede zorunlu askerlik uygulamasına son verilmişken, zorunlu askerliğin devam ettiği 11 ülkede ise “vicdani ret” hakkının kullanımına olanak tanınıyor.
KKTC’de zorunlu askerliğin neden olduğu sosyal sorunları hafifletmek amacıyla yasal değişiklik yapılmaya çalışılırken yaşanan tartışmalar, konu hakkında henüz daha geniş çaplı bir uzlaşma zemininin oluşmadığını gösteriyor. Askeri çevreler her yıl daha da azalan asker sayısından dolayı güvenlik endişeleri taşırken, iş dünyası da zorunlu askerliğin baskı altına aldığı eğitim politikalarından şikayetçi. Güvenlik makamları yeteri kadar asker sahibi olamadıklarından dolayı Türk Silahlı Kuvvetleri’ne devretmek zorunda kaldıkları sınır uzunluğunun her geçen yıl arttığı ifade ederlerken, öte yandan erkek çocuk sahibi aileler ise, askerlik yapmak istemeyen çocuklarının askere gidişi ertelemek için hiç sonlanmayacakmış gibi yüksek öğrenime devam etmeleri sonucu aile işletmelerini bile koruyamamaktan şikayetçi. Şimdilerde ise “vicdani ret” talepleri artmış durumda ve er ya da geç bu hakkın tanınmak zorunda kalınacağı da bir gerçek. Anayasa mahkemesi’nin aldığı karar bunu işaret ediyor. Özellikle AİHM’de bu yönde alınacak karar böyle bir uygulamayı kaçınılmaz kılacak. Bu endişeler dikkate alındığında, meclise sunulan “Askerlik Değişiklik yasası” nın daha şimdiden yetersiz kalma durumu ile karşılaşması büyük bir olasılık olarak görülüyor. Öneri yasalaşsa bile, beklentileri karşılamaktan uzak kalabilir. Zorunlu askerliğin uygulamada yaşadığı zorluklar ve neden olduğu sosyal sorunlar toplumda tartışıladursun, konu zaman zaman siyasilerin de gündemine geliyor. Kuzey Kıbrıs’ta insan kaynaklarının oldukça sınırlı kaldığını bilen siyasiler, askerlik süresinin daha da kısaltılmasını açıkça ileri süremezken, profesyonel askerliğe geçip zorunlu askerliğin kaldırılması yönünde yapılan çağrılara da yine belirsiz cevaplar vermek zorunda kalıyorlar. Çünkü profesyonel askerliğe geçişin ciddi bir maliyete neden olacağını biliyorlar. Mevcut askeri harcamaların Türkiye Cumhuriyeti tarafından karşılandığı ve devlete yapılabilecek yıllık istihdam sayısının mali olanaksızlıklar nedeni ile zaten 350 kişiyi aşamayacağı bu günkü şartlarda maliyeti yüksek olacak olan profesyonel askerliğe geçişi savunabilmek pek de olası görülmüyor. Soruna çözüm yaratması gereken siyasiler, tam bir çıkmazı yaşıyorlar. Toplumumuzun yetiştirdiği en yüksk rütbeli asker olarak tanınan ve Güvenlik Kuvvetleri Komutanlığı yardımcılığı görevinden emekli olan Emekli Tuğgeneral Salih Cengaver Cem askerlikte profesyonelliğe geçişin zorluklarını şöyle anlatıyor. “Bu sisteme geçilebilmesi için alt yapının oluşması ve mali boyutunun karşılanması lazım. Uzman olarak istihdam edeceğiniz kişilerin maaş, özlük hakları, emeklilik hakları ve sosyal haklarını düşünmeniz ve bunları bütçelemeniz gerekmektedir. Ciddi bir maliyet gerektirir. Teknik olarak mümkündür ancak mali boyutu önemlidir.” Mevcut şartların, şimdiki haliyle askerlik uygulamasının hem güvenlik zafiyetine hem de çok ciddi sosyal sorunların oluşmasına neden olduğunu gösteriyor. Geriye tek bir olasılık kalıyor. Liseden sonra askerlik ve vicdani ret hakkı
Yakın çevremizde lise eğitiminin tamamlanmasından sonra zorunlu askerlik uygulaması yaptığı bilinen iki ülke var. Birisi İsrail, diğeri de güney Kıbrıs yönetimi. Her iki ülkede de bu uygulamaya savaş sonrasında karar verilmiş ve her iki toplum için de henüz barış şartları oluşmamış. Bu iki toplumun ortak özelliği, karşıtlarına göre nüfuslarının hayli az olması. 200 milyon civarında Arap nüfusa karşı 6 – 7 milyon nüfusu ile İsrail lise eğitiminin tamamlanması ile birlikte hem erkekleri hem de kızları askere alıyor. Erkekler 3 yıl, kızlar 2 yıl süre ile zorunlu askerlik yapıyor. Güney Kıbrıs’ta ise, lise eğitimi sonrası veya 18 yaşına gelen erkekler 26 ay süre ile zorunlu askerliğe tabi tutuluyorlar. Güney Kıbrıs’ta 20 – 21 yaşında askerliğini bitiren gençler, bir işe başlama veya yüksek öğrenime devam etme konularında kendi kararlarını veriyorlar.
Kuzey Kıbrıs’ta “ne olur ne olmaz belki askerlikten kurtuluruz” içgüdüsü ile lise eğitiminden sonra üniversiteye devam etmenin toplumsal maliyeti çok yüksek. KKTC üniversitelerinde öğrenim gören Kıbrıslı öğrenci sayısı resmi rakamlara göre 11 bin 350. Türkiye’de ve daha başka ülkelerde eğitim görenlerle birlikte bu sayı 15 bine ulaşıyor. Toplam nüfusu 300 bin olan bir toplumda halen 15 bin üniversite öğrencisinin var olması hiç de olağan bir oran değil. Bu sonuca çok büyük oranda zorunlu askerliğin de sebep olduğu dikkate alınırsa, uygulamaların tekrardan gözden geçirilmeye değer olduğu kolayca anlaşılabilir. Üstelik bu konuda geçmiş bir hafızamız bile var. 1964 – 74 yılları arasında lise eğitimi sırasında ve sonrasında yaşanan zorunlu askerlik uygulamasının topluma neler kazandırıp neler kaybettirdiği tartışmaya değer bir konu. Bu dönemden çıkıp üniversiteye giden, çok başarılı sonuçlar çıkaran hatta dönemin bürokrasisini oluşturan çok parlak örnekler yanında, demirci, marangoz, ayakkabıcı, elektrikçi veya inşaat ustası gibi pek çok alanda ustalık seviyesine gelmiş meslek sahibi olmuş insanlarımız da var.
Milltvekili Abbas Sınay’ın organize edip meclise sunduğu yasa önerisine göre askerliğini er olarak yapmak isteyen gençlerimize 6 ile 12 ay arasında süren bir askerlik dönemi öngörülüyor. Eğer Güney Kıbrıs’ta uygulandığı gibi gençlerimiz lise sonrası askere alınırlarsa bin 800 kişiye ulaşabilecek kapasiteye göre askerlik süresi tekrardan gözden geçirilebilir. Ortaya çıkacak sayısal rahatlamaya göre dileyen herkese askerlik süresinden daha uzun sürecek bir süre ile farklı bir kamu görevi yapmak koşulu ile vicdani ret hakkı tanınabilir. Hatta gelecekte hiçbir kamu görevinde yer almama koşulu ile tümden ret hakkı bile tanınabilir. Sonuçta askerlik yapan gençlere ilaveten, okullarda, park ve bahçelerde, hastanelerde veya çeşitli toplumsal örgütlenmelerde kamu hizmeti yapan gençlere de sahip olmak mümkün olabilir. Eğer “ben hiçbir kamusal görevde bulunmak istemiyorum” diyecek olan çıkarsa, o zaman da devletin “öyleyse ben da seni hiçbir olanağımdan yararlandırmam” deme hakkı oluşur ki, bu durumda devlete yönelik istihdam beklentilerinde ve baskıda bir azalma olabilir. Bütün bu görüşler, toplumda yaşanan deneyimlerden çıkarılmış sonuçlardır. Ancak yine de tartışmaya açıktır. Siyasilere ve ilgilenenlere duyurulur.























































































































































































