Özbaflı tartışma yaratacak!
Eski TKP Milletvekili Hasan Özbaflı, çok tartışılacak bir görüş ortaya attı.
27/02/2012
Hasan Özbaflı KKTC’nin ilanı sürecine giden yolda bağımsızlık hareketinin içinde yer aldı. Arif Hoca, Turgut Afşaroğlu ve KTÖS ile bu süreçte yakın çalıştığını anlattı ve tartışılacak bir görüş ortaya attı: “KKTC ilanına CTP ve TKP’nin yanı sıra UBP de karşı çıktı. Karşı olmasalar Referandum Yasası’nı Meclis’ten geçirirlerdi”
“Tansel Fikri ile hemfikir olduk ve 15 Kasım 1957’de ‘Kıbrıs Türk Kurtuluş Teşkilatı’nı kurduk. Bayrak götürdük, Tansel eğri bir kılıcı vardı, onu getirdi. Ben de bir pala getirdim. Hepsini ortaya koyup yemin ettik. Böylece kendimize göre Kıbrıs Türk toplumunu kurtaracağız diye teşkilat kurduk. Dolayısıyla bana göre bizim politika ile ilgimiz o zamandan başladı”
“Deniz Gezmiş, Hüseyin İnan bizimle beraberdi. AynI dönemdeniz. Forumlarda beraberdik. Ertuğrul Kürkçü yine öyle, o şimdi milletvekilidir. Fen fakültesinde Deniz Gezmiş’le, Ertuğrul Kürkçü ile rahmetli Uğur Mumcu ile çok anılarım vardır. Birçok forumda Uğur Mumcu’yu konuşmacı olarak davet ederdik. Orada bir yakınlığımız olmuştu. Apo tabii, Abdullah Öcalan bizimle beraberdi”
Hasan Özbaflı kimya mühendisliği okumuş. “Ben de 68 kuşağıyım” diyor. Liseyi 1964 yılında tamamladı ama üniversiteye gidişi öncesinde 4 yıl mücahitlik yaptı. Üniversite dönüşü sivil toplum örgütlerinde çalışan Hasan Özbaflı 1981 yılında TKP Girne Milletvekili seçildi. Bu dönemde partinin genel sekreter yardımcılığı görevini de yapan Özbaflı kendisinin KTÖS’ün adayı olarak seçimlere girip kazandığını anlattı.
Özbaflı ile TKP’nin UBP’yle 1981 seçimleri sonrasında koalisyon kuramaması ile birlikte parti içerisinde görüş ayrılıkları ortaya çıkması nedeniyle yaşanan gelişmeleri konuştuk.
Hasan Özbaflı, partiden ihraç edilmesi sonrasında KKTC’nin ilanı sürecine giden yolda bağımsızlık hareketinin içinde yer aldı. Arif Hoca, Turgut Afşaroğlu ve KTÖS ile bu süreçte yakın çalıştığını anlattı ve tartışılacak bir görüş ortaya attı: “KKTC ilanına CTP ve TKP’nin yanı sıra UBP de karşı çıktı”.
“Karşı olmasalar Referandum Yasası’nı Meclis’ten geçirirlerdi” diyen Özbaflı, bağımsızlığın ilanının bir halk hareketi olduğu söyledi. Özbaflı’nın özellikle 1981 ve sonrasında yaşanan gelişmeler ve KKTC’nin ilanı süreciyle ilgili anlattıkları tartışma yaratacak gibi.
Hasan Özbaflı ile yaptığımız bu söyleşide adı geçenlere Havadis Gazetesi’nin sayfaları açık olacaktır. Bundan önceki röportajlarda olduğu gibi yanıt hakkını kullanmak isteyenler bunu yapabileceklerdir. Gelin şimdi Özbaflı ile yaptığımız ve üç gün sürecek röportajın ilk bölümüne bakalım…
“Siyasetle daha çocuk yaşlarda ilgilenmeye başladım”
Mete TÜMERKAN: Siyasete ilginiz nasıl ve ne zaman başladı?
Hasan ÖZBAFLI: Benim siyasete olan ilgim ilkokulda başladı sayılır. Çok ilginç bir şey söyleyeyim size, ilkokuldaydık, sınıf arkadaşım vardı Tansel Fikri, son sınıftaydık ve Kıbrıs Türk toplumunun içinde bulunduğu çok güç koşulları gözlemledik o yaşta… 11 yaşındaydık. Daha TMT yoktu. Ve Tansel ile biz uzun uzun tartışmalar yaptık ve “bu toplumu kurtarmamız lazım çünkü gidişat Enosis’e doğru gitmektedir, İngiliz aleyhimizedir” diye düşünerek birlikte ne yapabileceğimizi konuşmaya başladık. Ve sonuçta bu işin tek çaresinin silahlı bir örgüt kurmak olduğuna karar verdik. Tansel ile hemfikir olduk ve 15 Kasım 1957’de ‘Kıbrıs Türk Kurtuluş Teşkilatı’nı kurduk. Bayrak götürdük, Tansel eğri bir kılıcı vardı onu getirdi. Ben de bir pala getirdim. Hepsini ortaya koyup yemin ettik.
Böylece kendimize göre Kıbrıs Türk toplumunu kurtaracağız diye teşkilat kurduk. Dolayısıyla bana göre bizim politika ile ilgimiz o zamandan başladı. Tabii o çocuk aklımızla bizim bir teşkilat kurup Türk toplumunu kurtarma imkanımız yoktu tabii ki…
Ama o yaşta o düşünceyi taşımanın çok önemli olduğunu düşünerek size bunu anlatıyorum. Tansel Fikri’ye de bunu sorabilirsiniz. Tabii ki biz örgütü kurduktan sonra aramızda toplantılar yapar, Rumları izlerdik. Neler yapıyorlar ona bakardık. EOKA’cıların dağlarda yaptıklarına bakardık. Kalkanlı köyündeydik ve biz de ciddi ciddi EOKA’cıların yaptığı gibi İngilizlere biz de sabotaj yapmayı düşünüyorduk. Böylece sesimizi duyuracağımızı ve bu ülkede biz de varız diyebileceğimizi konuşuyorduk. 1958’de TMT kurulunca biz de Tansel ile karar verdik ki artık ortaya daha büyük bir örgüt çıktı ve bizim örgüte gerek kalmadı…
Ve biz örgütümüzü lav ettik (kahkahalarla gülüyor). O yaştaki çocukların böyle bir şey düşünmesi bana göre bizim nesil ile bugünkü nesil arasındaki farkı çok bariz bir şekilde açıklamaktadır. Gerçekten bizde bir bağımsızlık aşkı vardı ta küçük yaşlardan beri… Bunda öğretmenlerimizin çok büyük etkisi vardı. O zamanki öğretmenler gerçekten bambaşka duygulara sahipti.
Ve öğretmenlerimiz bize gerçekten bağımsız bir Kıbrıs Türk toplumunun Kıbrıs’ta yaşaması gerektiğini, bunun hakkımız olduğunu gayet güzel anlatmışlardı ve bundan dolayı bu fikirlere sahiptik biz. Ortaokulda, lisede ve üniversitede sürekli olarak öğrenci ve gençlik hareketlerinin içinde bulundum. Biz fakir halk tabakasından geldiğimiz için, fakir insanların hakkını korumak her zaman bizim için bir görevdi. Biz ilkokulu bitirdiğimizde yine öğretmenlerimizin yardımıyla daha yüksek okullara gittik. Daha sonra burslar alıp okuduk.
Mete TÜMERKAN: Hangi yıllar üniversitedeydiniz?
Hasan ÖZBAFLI: 1968 yılında gittim. Kimya mühendisliği okudum. Ama üniversiteye gitmeden 4 yıl mücahitlik yaptım. Ben liseyi 1964’te bitirdim ve ardından mücahit oldum.
Mete TÜMERKAN: 1968 kuşağısınız yani?
Hasan ÖZBAFLI: 1968 kuşağı biziz… Ben oraya gidince gerçekten yozlaşmış bir gençlik bulduk orada. Tabii ki haklı olarak insanlar iki yıl Erenköy’de kaldı. Bunaldılar orada. Savaşın getirdiği zorlukları yaşadılar. Ve öğrenci hareketleri içerisinde çok pasiftiler. Biz taze kan olarak Kıbrıs’tan oraya gittik. Her üniversitede bir Kıbrıslı Türk Öğrenciler Derneği kurduk ve onları birleştirip federasyon haline getirdik. Mesela ben Ankara Fen Fakültesi’nde okuyordum ve Ankara Fen Fakültesi Kıbrıslı Türk Öğrenciler Derneği Başkanı’ydım.
“4 yıllık mücahitliğin ardından üniversite öğrenimi için Ankara’ya gittim”
Mete TÜMERKAN: Naci Talat mıydı federasyonun başkanı?
Hasan ÖZBAFLI: Naci Talat sonradan başkanı oldu. O da hukuk fakültesindeydi. Biz orada iken üniversite öğrencileri arasında sosyal demokrat kanatın içerisindeydik. Diğer arkadaşlarımız bizim tabirimizle daha radikal solda hareket ederlerdi. Rahmetli Naci Talat çok yakın dostumdu ama bu konularda ayrılıyorduk.
Ben o dönemde bu genç arkadaşlarımızın bir vesile ile İngiltere’de AKEL ile de bir dirsek teması içinde olduklarını tespit etmiştim. Ben bunu benimsemiyordum. Benim bir kimya mühendisi olmama rağmen siyasal olayları sürekli olarak incelemek, kendi başıma yorumlamak bir hobimdi. Her duyduğuma inanmazdım.
Deniz Gezmiş, Hüseyin İnan bizimle beraberdi. Aynı dönemdeniz. Forumlarda beraberdik. Ertuğrul Kürkçü yine öyle, o şimdi milletvekilidir. Onlar işte o sol hareket içerisinde birlikte olduğumuz arkadaşlardı.
Fen fakültesinde Deniz Gezmiş’le, Ertuğrul Kürkçü ile rahmetli Uğur Mumcu ile çok anılarım vardır. Birçok forumda Uğur Mumcu’yu konuşmacı olarak davet ederdik. Orada bir yakınlığımız olmuştu. Apo tabii, Abdullah Öcalan bizimle beraberdi. Bir forum sonrasında alınan bir boykot kararı ile birlikte benim bütün düşüncelerim değişti. Bir forum yapıldı. Ertuğrul Kürkçü yanılmıyorsam Devrimci Gençlik Derneği Başkanı’ydı. Bir öneri getirdi ve dedi ki: “Türkiye bağımsızlığına kavuşana kadar dersleri boykot edelim”. Bu bana mantıklı gelmedi. Böyle bir kararı ben kabul edemezdim.
Ben liseyi bitirmişim, 4 sene mücahitlik yapmışım. Evlenmişim. Çocuk sahibiyim. Bir an önce üniversiteyi tamamlayıp memlekete dönmek istiyorum. Ve orada Türkiye tam bağımsız olana kadar derslerin boykotunu konuşuyorlar. Ben bu fikre sıcak bakmadığımı söyledim. “Arkadaşlar Türkiye’nin bağımsızlığı çok soyut bir kavramdır” dedim. Bana göre Türkiye’nin bağımsız bir devlet olduğunu belirttim. Ve “Nasıl tam bağımsızlığa kavuşuncaya kadar biz boykot yapacağız” diye sordum.
Dediler ki, “Amerikan bağımlılığı var. Onun için Amerika’dan tamamen kurtuluncaya kadar boykot yapacağız”.
Türkiye NATO’dan çıkacak, bütün Amerikan üsleri Türkiye’den gidecek vesaire ve biz ondan sonra boykotu kaldıracağız. Bunun akıl işi olmadığını söyledim. Buna oy veremeyeceğimi belirttim.
O zaman kendilerinden ayrılmam gerektiğini söylediler. “Ben düşüneceğim o zaman” dedim. Ama gece kararım kesinleşti.
Abdullah Öcalan o zaman fen fakültesinin laboratuvarına bir pankart açmıştı. “Azadiya Kürdistan” diye… Ben gidip sordum, “Şimdi bu da ne” diye… Biz buna da karşıyız… En azından bu konuyu tartışmamıştık. Kürdistan’a bağımsızlığı tartışmış olsak belki hak verir ya da vermezdik. Ama tartışmamıştık.
Böyle bir konu gündemimize hiç gelmediği halde böyle bir pankartın nasıl asıldığını sorguladım. Boykot komitesinin onayından geçip geçmediğini sordum. “Evet” dediler, geçti.
Baktım ki artık benim onaylamayacağım çok şeyler oluyor. Ve bu hareketlerin içinden ayrıldım. Bereket versin kenara çekildim. Öğrenci birliği başkanlığım devam etti ama öğrenci hareketlerinin içinde yer almadım. Ondan sonra bilirsiniz Deniz Gezmişler idam edildi. Kıbrıslı arkadaşlarımızla da farklı düşmüştük.
AKEL ile iş birlikleri dolayısıyla biz o tarafta da yer almadık. Ve bu şekilde ülkeye döndük.
“Kemal Rüstem’i Vakıflar İdaresi ile Rum piyangosu arasında tercihe zorladık”
Mete TÜMERKAN: Ne zaman döndünüz?
Hasan ÖZBAFLI: Ben 1972’te mezun olmuştum. Bizim okulumuz 5 senelik bir okuldu. Kimya yüksek mühendisliği… Ben 4 senede tamamladım ve dördüncü senenin sonunda diploma alıp döndüm, adaya. Döndüğümde Kooperatif’in süt fabrikasını organize ettim. Ve gelir gelmez de burada Üniversite Mezunları Derneği Başkanı oldum. Rahmetli Naci Talat idi önce… Ondan sonra ben gelince bir genel kurul yaptık ve başkanlığı ben almıştım. 1974 Harekatı başlarken ben Üniversite Mezunları Birliği Başkanı’ydım. Daha çok işsizlikle mücadele eden bir dernektir. Ben işte Kimya mühendisi olarak süt fabrikasına girmiştim ve ben Kimya Mühendisleri Odası’nı da kurdum. Onun da ilk genel başkanı oldum. Sürekli olarak bunlar hep politik hareketlerdi. Biz politika ile yoğrulmuş olarak Türkiye’den buraya geri gelmiştik. Ve her şeye el atmaya başladık. Etkili bazı hareketlerimiz oldu. Üç beş öğrenci birliği ile bir Dayanışma Birliği kurduk.
Ve Orta Doğu Mezunlar Birliği, Erenköy Mücahitler Derneği, Kimya Mühendisleri Odası ve bazı başka mühendis odaları ile birlikte Dayanışma Örgütü kurduk. O zaman Vakıfların başında Kemal Rüstem vardı. Vakıf Yönetim Kurulu Başkanı’ydı. Aynı zamanda da Rum piyangolarının Türk tarafındaki temsilcisiydi. Ne kadar Rum piyangosu satılırsa Kemal Rüstem onlardan komisyon alırdı. Aynı zamanda da Vakıfların da yönetim kurulu başkanıydı. Bu hareketi yürüten arkadaşlarından bakıyorum da Erdal Andız vardı, ben vardım, Kamil Nuri vardı o zaman Erenköy Mücahitler Cemiyeti Başkanı’ydı.
Başka birkaç arkadaş daha vardı. Ve sonunda başardık. Denktaş Bey çağırdı Kemal Rüstem’i ya Vakıf Başkanlığı ya piyango dedi. Kemal Rüstem Vakıfları bıraktı. Ama onu da bırakmadık kendisine ve verdiğimiz bir mücadele ile onu da bırakmak zorunda kaldı.
Ondan sonra Şemsi Kazım burada Türk Cemaat Meclisi Başkan Yardımcısı’ydı. O da hem Cemaat Meclisi Başkan Yardımcısı’ydı hem de Coca-Cola’nın Türk tarafındaki bayisiydi. Ona da savaş açtık. Bazı arkadaşlar “Türk’ten Türk’e Kampanyası” diye katılmazdı. Ama bu öyle değildi. Bende hala daha bu görüşler hakimdir.
Eğer benim tarafımda iki tane serinletici içki fabrikası varsa, biri Baf’ta, biri Lefkoşa’da, neden Cemaat Meclisi Başkanım Coca-Cola’yı alsın getirsin Türk tarafına… Bu Türk’ten Türk’e Kampanyası değildi.
Bir bakıma yerli üretimi desteklemekti. Binlerce işsiz genç vardı. Ben gerçek anlamda istihdam olmuş birkaç kişiden biriydim. İlk gelen kimya mühendisiydim. Süt fabrikası vardı, orada ihtiyaç vardı girdim. Mesleğimi orada uyguladım.
Kooperatifin, süt fabrikasının modern üretimini biz başlatmıştık. Sonuçta onu da başardık ve Şemsi Kazım vazgeçti. Ancak harpten sonra Şemsi Bey devam etti. Bu kez Pepsi’yi aldı. Alsın iş yapsın. Hatta böyle yatırım da yapılınca takdir ederiz ama o dönemde karşı çıkmıştık. Bunlar hep siyasal hareketlerdi.
“1974’ten sonra Kıbrıs Türk toplumu için ekonomik politikalar, Saray Otel’in bodrumunda belirlendi”
Mete TÜMERKAN: TKP dışında bir siyasi partinin içinde oldunuz mu?
Hasan ÖZBAFLI: Hayır… Biz o dönemde örgütlerin bir araya gelmesiyle bir dayanışma grubu oluşturmuştuk ve onun bir siyasi partiye dönüşebileceğini düşünüyorduk. O esnada diğer arkadaşlarımız yani bizim karşı olduğumuz arkadaşlar, Naci Talat ve diğerleri CTP’deydi. CTP zaten kurulmuş bir partiydi. Biz de düşünürdük bir siyasi parti kuralım. Ancak 1974 olayları başladı ve o dönemde daha hiç kimse piyasada yoktu. Sayın Eroğlu bile yoktu.
Biz geçmişten gelen politik hareketler içinde olan 5-10 arkadaş vardı. Ve harekattan sonra biz ve Ziya Müezzinoğlu burada yönetimi ele aldık. Bunu kimse bilmez ve bunlar tarihi gerçeklerdir. 1974’ten sonra burada tam bir yönetim boşluğu vardı. Rauf Bey ile Türkiye’den buraya yönetici olarak gelen arkadaşlar bazı konularda çelişkiler içerisine düşmüştü. Daha sonra Alper Orhon’u getirdiler. Ve onu çok etkili ve yetkili bir şekilde onu hükümete aldılar.
Planlama ve Koordinasyon Bakanlığı diye bir bakanlık kuruldu. Bir bakıma eski yönetim gölgede kalmıştı. Bakın Erdal Andız sağ… Erdal Andız Saray Otel Müdürü’ydü. Saray Otel’in bodrumunu biz karargah yapmıştık.
Sabahlara kadar 3’lere, 4’lere kadar Ziya Müezzinoğlu ile biz Kıbrıs Türk toplumunun ekonomik yaşamının stratejisini çiziyorduk. Mesela Sanayi Holding’i orada kurduk.
Mete TÜMERKAN: Bunları planlarken esas düşünce neydi?
Hasan ÖZBAFLI: Düşünce şu… Bir kere hükümet yok. Bir tek Türkiye’den gelen Ziya Müezzinoğlu koordinasyon kurulu başkanı olarak burada. Ziya Müezzinoğlu toplum içerisinde sivrilmiş gençleri ve örgüt yöneticilerini özellikle, bir bakıma toplumu temsil nosyonu olan gençleri etrafına topladı.
“Sanayi Holding’i biz kurduk”
Mete TÜMERKAN: Kimler vardı?
Hasan ÖZBAFLI: Ben vardım, Kamil Nuri vardı, Erdal Andız vardı, Zübeyir Ağaoğlu vardı… Daha bir sürü arkadaş vardı ama şu anda hatırlamıyorum. Erdal Andız daha iyi hatırlar. Bütün kararlar Saray Otel’in bodrumunda alındı. Ne olacak o fabrikalar dedik… Ben sanayiden geldiğim için dedik ki her gruptan işte plastik var, gıda var, elektrik var vs. bu üretimleri ayrı gruplarda toplayalım ve bunları da birleştiren bir holding yapalım adı Sanayi Holding olsun. Bu şekilde bölümler halinde yönetilsin.
Ziya Müezzinoğlu uygun buldu ve Sanayi Holding bu şekilde kuruldu. Ziya Müezzinoğlu bana zeytin ve zeytinyağı konusunda görev vermişti. Bu konuşmaların yapıldığı dönem eylül ve ekim ayları. Tam zeytin zamanı. Zeytinler dolu. Harnuplar da öyle. Ne yapacağız? Kalkınma ordusu kurduk. Ve büyük kampanyalar yapar devlet memurlarını da alır gidip harnupları toplardık mesela. Zeytinleri toplardık. Zeytini işlemek için tesis lazımdı. Ben de Zeyko’yu kurmuştum o zaman.
Beni de Zeyko’nun genel müdürü yapmışlardı. Yani devletin ekonomi politikaları orada belirlendi. Cypfurvex öyle kuruldu. KTHY öyle kuruldu. Bunlar hep politik hareketlerdi. Geçici bir dönem, yani 1974’ten sonra 3-4 ay hükümetsiz olarak bizim arkadaşların gayreti ile bu toplum yönetildi ve tüm bunlar o zaman kuruldu.
Daha sonra işte Alper Orhon başkanlığında Halkçı Parti kuruldu. Bütün arkadaşlar bu partiye girdi. Biz bu arada aldık işte fabrikalarla uğraşırdık filan. Ben girmemiştim partiye. Ama sempatizan olarak devam ederdik. Daha ne Cumhurbaşkanımız Eroğlu ne de Başbakanımız Küçük vardı ortalarda. Piyasada yoktular.
Yarın: TKP Genel Sekreteri Turgut Afşaroğlu elini sıkmak üzere kendisine elini uzatan Büyükelçi Batu’nun göbeğini nasıl sıktı? Batu’nun buna tepkisi ne oldu? Afşaroğlu Batu’yla koalisyon hükümeti kurma pazarlığını nasıl yaptı?






















































































































































































