Advertisement

Advertisement

“TMT eğer birilerini vurmuşsa bunları üstlenmeliydi”

Vural Türkmen ile Kıbrıs Türk Mücahitler Derneği binasında buluşup konuştuk.

YAYIN TARİHİ:
Haberi dinle
Butona tıklayın: oynat / duraklat
Hazır
ads ads
07/05/2012

“TMT eğer birilerini vurmuşsa bunları üstlenmeliydi”


“TMT’NİN ÖLDÜRDÜĞÜ BİRİLERİ VARSAYDI BUNLAR AÇIKLANMALIYDI”…

“Bizim TMT saflarında vurdukları insan varsa ki vurdular diyemeyeceğim kesin kanıt yoktur, söylenti var, neden vurulduğunun, cezanın ne olduğunun TMT tarafından söylenmesi lazımdı. Bu bizim eksiğimizdi. Sen bir kuruluşsan söylemen gerekirdi, ‘Ben Mustafa’yı vatan hainliği yaptığı için vurdum’ demen lazımdı. Detay vermen gerekmezdi. EOKA hiçbir zaman detay vermedi. ‘Vatan hainiydi vurdum kendisini’ dedi. O kadar…”

“AĞZIMDAN VURULMUŞ, YÜZÜM ŞİŞMİŞTİ, BENİ BU ŞEKİLDE GÖREN BABAM TANIMADI”…
“Babam da o sırada evden çıkmış Şemsi Bey’e ne olup bittiğini sormak için apartmana doğru gidiyordu. Ben ağzımdan vurulduğum için yüzüm şişmiş tanınmayacak bir haldeydim. Babam bizi görünce, ‘Ne oldu oğul, sen de mi vuruldun’ diye sordu. Ama ‘oğul’ derken beni tanımamıştı. Ben de ona ‘Evet baba’ dedim. Ama beni tanımadı. Eve gittiğinde anneme ‘Birini gördüm vurulmuş, bizim Vural’a benziyordu’ demiş. Annem de ona, ‘Ne arar bizim Vural onların içerisinde’ demiş”

“RUMLARLA YUNANLILARIN YAPTIĞINI BİZ TÜRKİYE İLE YAPAMADIK”…
“Türkiye ile ilişkiler, hem oturdu, hem de oturmadı. Bu uzun yıllardan beri gelir. Güya da Türkiye bizim egemenlik deklarasyonumuzu tam olarak kabul etmemiş gibi bir hava yaratılır genelde. Rumlar bakın bu işi iki kapılı oynar. Yunanistan bir tarafta Rum Yönetimi bir tarafta… Biz bu iki kapılı oyunu pek oynayamadık”


Vural Türkmen Kıbrıs Türk Mücahitler Derneği Başkanı’ydı. Şimdi ise silah arkadaşı, TMT Derneği Başkanı Yılmaz Bora ile iki derneği aynı çatı altında buluşturmanın heyecanını yaşıyor. Vural Bey ile sözleştiğimiz saatte Kıbrıs Türk Mücahitler Derneği binasında buluşup konuştuk. Önce kendisinden söz etmesini istedim. Vural Türkmen 1963’te olaylar başlayınca Severis Un Fabrikası üzerinde bulunan makineli tüfek mevzisini yok etmek için görevlendirilen beş kişilik timde yer alıp yaralananlardan biri. Vural Türkmen o olayı anlatırken “3 arkadaşımızı şehit verdik, ben ve Yılmaz Bora ise şans eseri kurtulduk” dedi. Dişlerini kırıp ağzına saplanan kurşun dik geldiği için hayatının kurtulduğunu söyleyen Türkmen, Yılmaz Bora’nın hayatını ise elinde taşıdığı sten marka silahın kurtardığını anlattı. Yaralı olarak hastaneye giden Türkmen ve Bora’ya orada yeni bir görev verildi. Bunu röportajımızın içerisinde okuyacaksınız. İşte Vural Türkmen’e sorduğumuz sorular ve yanıtları:

Mete Tümerkan: Bize önce kendinizi anlatır mısınız? Vural Türkmen kim?
Vural Türkmen:
Ben 1934 yılında Mağusa’da doğdum. İlkokulu Mağusa’da okudum. Lise tahsilimi İngiliz Okulu’nda yaptım. Londra Üniversitesi’nde yüksek elektrik mühendisliği okudum. Ben üniversiteye devlet bursu ile gitmiştim. 1959 yılının Eylül ayında mezun olup ülkeye geri döndüm. Bugün Karayolları olan yer o zaman Planlama İnşaat Dairesi’nin elektrik-makine bölümüydü. Ben de orada elektrik bölümünün tek mühendisi ve şube müdürü olarak görev aldım. Dönem İngiliz dönemiydi. 1963 hadiseleri çıktıktan sonra bizim Planlama-İnşaat Dairesi’nde şube müdürü olarak görev yaptım. Daha sonra Lefkoşa Genel Hastanesi’nin inşaatı gündeme gelince beni Sağlık Bakanlığı’na aktardılar. Orada hastane elektrik makine tesislerinin yüksek yöneticisi olarak planlanmasında görev aldım. Sonra Dışişleri Bakanlığı’na atanıp İngiltere’deki temsilciliğimize gittim. Oraya halkla ilişkiler sorumlusu olarak gittim. 1990 yılında ise Abu Dabi’de açılan temsilciliği açma görevi ile oraya gönderildim. 1994 yılında da emekliye ayrıldım.

“TMT gizli bir örgüttü, bu örgüte girmek için müracaat edecek bir makam yoktu”
Mete Tümerkan: 1959 yılında adaya döndüğünüzde TMT mensubu muydunuz?
Vural Türkmen:
Geldikten birkaç sonra TMT’ye dahil olmam için bana bir davet yapıldı. Gururla katıldım ve yeminimi yaptım. Ben yeminimi dahil olduğum peteğin başkanının evinde Abdi Çavuş Sokağı’nda yaptım. O günler çok civcivli günlerdi. EOKA’nin Enosis faaliyetleri vardı. O devirde biz de günün birinde Kıbrıs Türklerine bir saldırı olursa nasıl savunabileceğimiz düşüncesiyle kendi kendimize bir hazırlık içinde görev yaptık.

“TMT’ye giriş tanıdık kanalı ile olurdu”
Mete Tümerkan: Herkes o günlerde TMT’ci miydi?
Vural Türkmen:
Tabii inanç olarak hemen hemen halkın çoğu TMT’yi destekleyen bir durumdaydı. TMT yemini veren insanların sayısı ise oldukça azdı. TMT’ye giriş bir tanıdık kanalı ile olurdu. Gizli bir örgüt olduğu için TMT’ye girmek için müracaat edilecek bir makam yoktu.

Mete Tümerkan: Siz TMT’ci olduğunuzda teşkilat içerisinden kaç kişiyi biliyordunuz?
Vural Türkmen:
Teşkilat içerisinde ben Kovanbeyi bilemezdim. Oğul denilen alt gruplar vardı. Bunlar beş kişiden oluşurdu ve siz de en çok beş kişiyi bilebilirdiniz. O oğlun başında olanlar bir yukarıyı da bilebilirdi. Başkasını bilemezdi. Güzel bir yapılanma vardı. Yapılanma bu şekilde olduğu için TMT fazla bir fire vermedi.

“TMT’nin faaliyetleri cumhuriyet kurulduktan sonra da devam etti”
Mete Tümerkan: 1960 Cumhuriyeti kurulunca ne yaptınız siz?
Vural Türkmen:
Ben devlet memuruydum ve görevime devam ettim.

Mete Tümerkan: TMT’deki faaliyetler ne oldu 60 Cumhuriyeti kurulunca?
Vural Türkmen:
Faaliyetler beklemeye alınmıştı. İstihbarat toplama, Rumların EOKA örgütünün faaliyetlerini izleme ve herhangi bir saldırıya karşı hazırlıklı olma durumu vardı. Basit silah eğitimleri de yapılırdı. Bu arada gruplar halinde Türkiye’ye eğitime gönderilen kişiler de vardı. Ben de o grupların birisine dahil olup gidip Türkiye’de eğitim gördüm. Bizim başkanımız Yılmaz Bora Bey’di. Bana Türkiye biletimi o verdi. Benim gittiğim grup 25-30 kişiydi. Rastgele o grubun içerisinde olanlardan biri benim çocukluk arkadaşım çıkmıştı. Onunla havaalanında karşılaştık. Tabii ki o zaman gizlilik vardı. “Napan Vural?” dedi. “İyiyim sen napan İsmail” dedim ben de o kadar. Bu konuşmadan sonra bindik uçağa ve gittik. Sonra onunla yeniden buluşma noktasında karşılaştık. Baktım İsmail karşımda duruyor.

“Ankara’ya Zir Kampı’na eğitim için gittik”
Mete Tümerkan: Buluşma noktası neredeydi?
Vural Türkmen:
Ankara’da Ulus’ta Vakıf Bankası’nın önünde buluşmuştuk. Grup olarak otele geçtik. Sonra da Zir Kampı’na gittik.

Mete Tümerkan: Kıbrıs Cumhuriyeti günlerinde hayat nasıldı? Kıbrıs Cumhuriyeti’nin oluşumunu Kıbrıs Türk halkı nasıl karşılamıştı. Liderlik nasıl bakıyordu?
Vural Türkmen:
Şimdi halkın çoğunun içine Kıbrıs Cumhuriyeti sinmişti. Liderliğin de içine sinmişti ama yine de bir şey vardı. Rumların ajitasyonu hiçbir zaman durmadı. Cumhuriyet kurulduktan sonra dahi Rumların Anavatanları Yunanistan’la birleşme arzuları açıkça devam etti. O yönden insanın içerisinde bir huzursuzluk vardı.

“Ben 128 Rum’un içerisinde 2 Türk’ten biri olarak çalışıyordum”
Mete Tümerkan: Siz Rumlarla birlikte çalıştınız mı?
Vural Türkmen
: Benim çalıştığım yerde 128 Rum 2 Türk vardı. Ben orada elektrik şubesinin sorumlusuydum.


“EOKA’nın baskıları ve uyguladığı şiddet Rumları sindirmişti”
Mete Tümerkan: Elektrik şubesinin Türk olması Rumlarda bir sıkıntı yaratıyor muydu?
Vural Türkmen:
Bilmem. Farkında değildim. Ben o zaman taze buğdaydım. Üniversiteyi bitirdim ama tatbikat konusunda bilgim çok yoktu. Mezun olduğum yılın içerisinde Kıbrıs Cumhuriyeti kurulacağı için orada kalıp iki yıllık pratik eğitimden ben geçmedim. Gelip burada potanın içerisine girdim. Fakat insan insanın aynasıdır, o zaman benim personelim arasında suratı asıklar da vardı ama yüzü gülenler de vardı. Kötü bir şeye rastlamadım. Yalnız bir hatıram var. Onu size aktarayım. Türkçe bilen bir ambarcımız vardı. Bir gün bana “Vural Çağlayan’ın o döneri daha güzeldir bir gün getir de yiyelim” dedi. “Sen bisikletinle günde dört kere giden gelin önünden neden sen alman?” diye ona sordum. Yıl 1961 idi. Rum ambarcı bana şu yanıtı verdi: “Gideyim da sonra görsün beni bizimkiler.” Bileceksiniz onların EOKA Rum halkı üzerinde büyük şiddet uyguladı ve korku da verdi. Vurduğu insanlar da vardı. Ben de o arkadaşın korkmasını yadırgamamıştım. 128 kişi içerisinde biz iki Türk’tük. Biri ben, biri de rahmetli oldu şimdi Nevvar. Münhal açılmıştı makine bölümünde silindir sürücüsü alacaklardı. Tanıdığım bir Türk de müracaat etti. Efruz’un yanında silindir sürmeyi öğrenmiş. Bu Türk çocuk da sınava girdi. Sınavı da iyi gitti. Makine şubesinin mesulü de benden 10-15 yaş büyük bir Rum’du. Gittim ona dedim ki, “Bay Lukayides bak benim de bir arkadaşım sınava girdi, iyi de yapmış. İyi yaptıysa yardım edelim.” Bana “Vurali” derlerdi. “Vurali, yapamam, kusura bakma” dedi bana. Bu ricamı yapmadı. Bir de İngiliz Okulu’nda benim yaşadıklarım var. Onları da anlatmak istiyorum. İngiliz Okulu’nda bizim sınıfta 28 Rum vardı, 4 de Türk. Ben, Rahmetli Çetin Şükrü, Vural Cemil hakimdir şimdi, bir de Ülkü, Hasan Fahri Bey’in oğlu. Dördümüz idik. Orada İngilizce dersi geldiğinde Mr King’ti hoca. Çok iyi bir öğretmendi. Ne zaman bir Rumca kökenli kelime geçse Rumlar hep bir ağızdan “Turkish word” derlerdi. Türkçe kelime antagonistlik olarak. Bu adamcağız da nur içinde yatsın haşlardı kendilerini. Bu her dil bilgisi dersinde mutlaka olurdu ve sınıftan attığı öğrenciler de olurdu. Bu arada şunu da ekleyim, Rumlardan ilk asılanlardan Karağolis bizim sınıfta öğrenciydi. Beni etkiledikleri için hatırlarım bunları. Mutlaka güzel anılarım da vardır. Ama Türkiye- Yunanistan sportif müsabaka yaptılar mı ki Türkiye iyi değildi ve genelde yenilirdi, biz orada hakarete uğrardık. Bizimle dalga geçerler, takılırlardı. Ben İngiliz Okulu’nda 7 yıl okudum. Ve ne ben bir kere Rum çocukların evine gittim ne de onlar benim evime geldi. Böyle bir şey olmadı. Karşılıklı bir gidip gelme yoktu.

Mete Tümerkan: Arkadaşlarınız var mıydı? Teneffüslerde bir araya gelir miydiniz?
Vural Türkmen:
Türkler ayrı, Rumlar ayrıydı. Bu durum bana hala daha tuhaf gelir…

“Yılmaz bora’yı elindeki sten kurtardı ben de şanslıydım kurşun dişlerimi kırıp ağzıma saplanıp kaldı”
Mete Tümerkan: 1963 olaylarında Kumsal bölgesinde siz ve Yılmaz Bora vurulmuştunuz değil mi?
Vural Türkmen:
Un fabrikası üzerindeki Rum mevzisini susturmak için taarruz yapacaktık. Ben, Yılmaz Bora, şehit Tuncer Hasan, şehit Aziz Rüstem ve dökmeci Muhip bunun için görevlendirildik. Görev gidip oradaki silahlı Rumları susturmak, etkisiz hale getirmekti. Lefkoşa Ortaköy bağlantısını kestikleri için o mevziinin etkisiz hale getirilmesi gerekirdi. Bu aslında imkansız bir görevdi. Binanın etrafında iki metrelik duvar vardı ve bina da 8 katlı bir binaydı. Bizi karargahın bulunduğu Şemsi Bey’in apartmanına çağırdılar. Görevi bize orada verdiler. Bir arkadaşın arabasına bindik ve bizi bugünkü Şehit Tuncer İlkokulu’nun önünde indirdi. Oradan yaya olarak devam ettik. Efruz’un evlerinin bulunduğu yere geldiğimizde evlerin bir sırası bitmiş, diğer sırasının da inşası devam etmekteydi. Son iki evin bulunduğu yere yaklaştığımızda ekibin önünde bölgeyi bildiği için rahmetli Aziz gidiyordu. Biz de filmlerde gördüğünüz gibi tek sıra halinde arkadan ilerliyorduk. Oraya geldiğimizde birden otomatik bir silah sesi çıktı ve olan oldu. Orada 3 arkadaşımızı şehit verdik. Ben ağzımdan vuruldum. Üç dişim kırıldı. Kurşun dik geldiği için çakılıp ağzımda kaldı. Yılmaz Bora da elindeki sten sayesinde kurtuldu. Stene vuran kurşunlar sekti ve parmağı ile omzundan vuruldu. Ben ve Yılmaz Bora yaralı diğer üç arkadaşımız ise şehit olmuştu. Hemen karargaha gidip sancaktara durum raporu verdik. Şemsi Kazım Apartmanı’nın hemen yanında babamlar kalıyordu. Babam da o sırada evden çıkmış Şemsi Bey’e ne olup bittiğini sormak için apartmana doğru gidiyordu. Ben ağzımdan vurulduğum için yüzüm şişmiş tanınmayacak bir haldeydim. Babam bizi görünce “Ne oldu oğul, sen de mi vuruldun” diye sordu. Ama “oğul” derken beni tanımamıştı. Ben de ona “Evet baba” dedim. Ama beni tanımadı. Eve gittiğinde anneme “Birini gördüm vurulmuş, bizim Vural’a benziyordu” demiş. Annem de ona, “Ne arar bizim Vural onların içerisinde” demiş.

“Türkiye’ye Kıbrıs’ta olup bitenleri anlatmak için bizi görevli olarak gönderdiler”
Mete Tümerkan: Karargahtan sonra ne yaptınız?
Vural Türkmen:
Hastaneye gittik. Orada doktorlar müdahalelerini yaptılar. Sonra bizim Türkiye’ye gönderilmemiz gerektiği söylendi. Türkiye’ye gitmemizi gerektirecek bir durum yoktu ama bize Türkiye’ye gitmemizin bir görev gereği olduğu söylendi. Doktor Kaya Bekiroğlu Türkiye’ye ağzı dili laf yapan birilerinin gidip orada Kıbrıs’ta olup bitenleri anlatması gerektiğini söyledi. Bunu benim ve Yılmaz Bora’nın iyi bir şekilde yapacak kişiler olduğumuzu belirtti. Bana belimden vurulduğumu ve belimi alçı içine alacaklarını söylediler. Bu arada sarı zarflar hazırlanmıştı. Bu sarı zarflar alçıların içerisine konuldu. Sarı zarfların her biri Türkiye’de bir gazeteye verilecek şekilde hazırlanmıştı. İçinde Kumsal baskını ve o günlerde Kıbrıs Türkü’nün yaşadıklarını belgeleyen haber ve fotoğraflar vardı. Ankara’dan gelen Türk uçağına bizi koydular. Ben öyle bir sarılmıştım ki kımıldanamıyordum. Uçakta bir binbaşı ve hemşire vardı. Ankara’ya yaklaşınca ben kalktım. Uçaktakilere durumu anlattım. Hemen alçılar açıldı ve içinden zarflar çıkarıldı. Bizi orada Ankara Hastanesi’ne götürdüler. Ankara Hastanesi’nin önünde Kıbrıs’tan yaralılar gelecek diye müthiş bir kalabalık toplanmıştı. Bizi hastaneye götürüp yatırdılar. İnönü ziyarete geldi. Bizimle beraber giden bir başka arkadaş daha vardı. O arkadaş İnönü’yü görünce, “Sayın İnönü eğer senin damarında zerre kadar Türk kanı varsa Kıbrıs’a müdahale edersin” dedi.

Mete Tümerkan: Kimdi bu arkadaşınız?
Vural Türkmen:
İsmini söylemeyim, hala hayattadır. İnönü döndü bu arkadaşa ve “Merak etme, merak etme gün gelecek o da olacak” dedi. O şekilde oldu.

Mete Tümerkan: Siz o taarruzu yapınca ne oldu? Hedefe gidemediniz, Rum mevziisi yerinde kaldı mı?
Vural Türkmen:
Hayır kalmadı. Rumlar bizim öncü birlikler olduğumuzu ve arkadan büyük bir taarruz geleceğini sandıkları için o mevzii boşalttılar. Onlar mevziiyi boşaltınca bizimkiler bir iki gün içerisinde bölgeye girerek hakimiyeti ele geçirdiler.

Mete Tümerkan: Ankara’dan siz geldikten sonra ne oldu?
Vural Türkmen:
Ankara’dan dönüşümüzde Doktor’un yanında irtibat subayı olarak Meysi bizi aldı otobüse koydu ve bizim bölgeye bizi geçirdi. Bir uçak dolusu öğrenci ile birlikte gelmiştik. Sivil bir uçakla gelmiştik.

Mete Tümerkan: Kenan Coygun nasıl bir komutandı?
Vural Türkmen:
Benim onunla sıkı bir temasım yoktu ama etkileyici bir kişiydi. Teşkilat zamanında YAK Kulübü bizim bölüğün de karargahıydı. Kenan Coygun oraya gelirdi. Konuşma tarzı insanı etkilerdi. Bütün işler büyük bir disiplin içerisinde oldu.

Mete Tümerkan: Çağlayan’da bir olay olmuştu o dönemde neydi o?
Vural Türkmen:
Orada içki masasında bir şeyler oldu. Kavgı mı oldu ne oldu tam olarak bilemiyorum, birbirlerine kurşun mu attılar ne, o konuyu görmedim bilmiyorum…

Mete Tümerkan: 1974’e gelinceye kadar neler yaşandı başka?
Vural Türkmen:
Eğitim yapılır, nöbet tutulurdu. Herkes mücahitti. O dönemde öğrencilerin müthiş katkısı oldu. 15 artı idi yaşları ve Lefkoşa dışında lise olmadığı için de liseye gelen çocuklar bir bölükte mücahit olurdu ve çocuk oldukları halde ciddi görevler yaparlardı. Bir öğleden sonra nöbete girerlerdi, okul yoktu öğleden sonra, bir de ya akşamüzeri ya da sabaha karşı nöbete koyardık kendilerini uykularını alsınlar diye. Yani bu çocuklar günde 4 saat nöbet tutarlardı. Benim takımda bulunan öğrencilerin çoğu Luricinalı (Akıncılarlı) idiler. Onları bizim bölüğe gönderirlerdi. Ben daha sonra 77’nci bölüğe bölük komutanı olarak atandığımda ikinci Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Bey orada öğrenci mücahitti. Ferdi Bey de 55’inci bölükte mücahitti.


“TMT birilerini vurduysa bunu üstlenmeliydi”
Mete Tümerkan: TMT’nin yaptığı iddia edilen bazı vurma olayları var. Bu konuda ne diyeceksiniz?
Vural Türkmen:
Vurma olayları 58-59 yıllarında olduydu. Ben tahsildeydim o zaman. Ama gün gelecek hakikatler ortaya çıkacak. Tabii ceza olarak vurulanlar da var, vurulmayanlar da var. Kişisel olarak vurulanlar da var. Ben ceza bakımında EOKA ile TMT arasında bir farklılık görüyorum. EOKA “Ben Yorgo’yu vatan haini olduğu için vurdum” derdi. Bizim TMT saflarında vurdukları insan varsa, ki vurdular diyemeyeceğim kesin kanıt yoktur, söylenti var, neden vurulduğunun, cezanın ne olduğunun TMT tarafından söylenmesi lazımdı. Bu bizim eksiğimizdi. Sen bir kuruluşsan söylemen gerekirdi, “Ben Mustafa’yı vatan hainliği yaptığı için vurdum” demen lazımdı. Detay vermen gerekmezdi. EOKA hiçbir zaman detay vermedi. “Vatan hainiydi vurdum kendisini” dedi. O kadar. Üstlenilmesi lazımdı. Bu kadar yıldan sonra ben onu bir hata olarak görürüm. Hatalar da insanlar içindir değil mi? Alpay meselesi var, tam kesinlik kazanmamıştır. Avukatların konusu var. Bu konuyu biraz da Rumlar üstlendi. Kavazoğlu meselesi var. Rumların bir siyasi partisi kurulmuştu bir süre önce. Adını şimdi hatırlayamayacağım. Onların başkanı Kavazoğlu ile ilgili bir beyanatı vardı. Bu arada bu tarafta kişisel nedenlerden dolayı vurulan insanlar da olduğu söyleniyor. Gün gelecek bu konular açığa çıkacak tarih yazıldıkça…

“Çok az kişide mezara gidecek bilgi var”
Mete Tümerkan: TMT yemini var diye birçok insan daha suskunluğunu koruyor. Bunu siz nasıl yorumlarsınız?
Vural Türkmen:
Bence konuşulmayacak hiçbir şey yoktur. Bence her şey konuşulabilir. Yemin güzel bir yemindi. Yeminli diye konuşmayanların o kendi inançlarıdır. Ama ben sanırım ki çok az kişide mezara götürecek bilgi var. Hadi bilgi olsun örneğin rahmetli Avukatları kimin vurduğu bilgisi. Başka ne bilgi olabilir ki? Gizli bir şey kalmadı ki artık. Zamanında buraya Türkiye’den subay geldiği gizli tutulurdu, şimdi herkes bilir isimleri ile kimin geldiğini. Ben geçenlerde bir şey öğrendim ama doğrulatacak birini de bulmadım. Erenköy’e giden ilk Kızılay yardımının konvoyunun başındaki kişi anlattı bana. Kendisine yazıp bana vermesini söyledim. Bir Rum köyü var Erenköy’den önce. Pirgo köyü. Yardım konvoyu Pirgo’ya vardığında orada konvoyu durdurmuşlar Rumlar. Demişler ki, “Mosfili diye bir Rum köyü var. Orada insanlar açtır. Oraya yardım götürmezseniz Erenköy’e yardım geçemez.” Bizimkiler de demişler ki, “Makaryos’tan yazılı emir var geçeceğiz diye.” Bunun üzerine Rumlar Makaryos’un yazılı emrini tanımayacaklarını söylemişler. “Ya oraya da yardım gider ya da bu konvoy geçemez” diye Pirgolular diretmiş. Bunun üzerine mecburen kamyonlardaki yiyecekleri bizimkiler indirmişler. Pirgoluların verdikleri yiyecekleri yükleyip Rum köyüne götürmüşler. Ve ondan sonra geri gelip yiyecekleri yükleyip Erenköy’e gitmişler. Bana bunu konvoyun başında olan kişi anlattı. İlginç bir olaydı bu da…

Mete Tümerkan: Mukavemetçi ruh sizden sonraki kuşaklara aktarılabildi mi yeterince?
Vural Türkmen:
Bence bu aktarılma konusu değil ama resepsiyon konusudur. O hava varsa alırsın o bilgiyi, yoksa alamazsın. Biz burada kitap da yayımlıyoruz. Bir nevi görevdir. Gençlik Hareketi diye bir de bölümümüz vardır. 200 kişilik üyemiz var. 35 yaş altında. Her isteyen askerlik görevini yapan katılabilir. Binamızın arka bölümüne de bir gençlik merkezi yapıyoruz.

Mete Tümerkan: Bu kadar şey yaşandıktan sonra siz gelinen noktayı nasıl değerlendiriyorsunuz?
Vural Türkmen:
Yapılan tek yanlış içimizdeki arzuyu dışa dökememektir. Bizim tek arzumuz burada Türkiye’nin şemsiyesi altında egemen bir devlet olmaktır. Biz Rum’la organik bir ilişkisi olmayacak bir ayrı devlet istiyoruz. Fransa ile Belçika gibi. Bunu biz çok yıllar önce söylemeliydik. Bağımsızlık ilanında bile bunu gerektiği gibi ortaya koyamadık. Federasyona açık kapı bırakmamalıydık. Son olarak da bence Rum’la yapılan görüşmelerde çıtayı çok aşağıya koyduk. Tek halk kelimesi kullanılmamalıydı.

Mete Tümerkan: Türkiye ile ilişkileri nasıl değerlendiriyorsunuz? Doğru bir zemine oturdu mu?
Vural Türkmen:
Hem oturdu, hem de oturmadı. Bu uzun yıllardan beri gelir. Güya da Türkiye bizim egemenlik deklarasyonumuzu tam olarak kabul etmemiş gibi bir hava yaratılır genelde. Rumlar bakın bu işi iki kapılı oynar. Yunanistan bir tarafta Rum Yönetimi bir tarafta… Biz bu iki kapılı oyunu pek oynayamadık. Yanlış anlaşılmasın biz Anavatan’a gönülden bağlıyız ama taktik icabı oynayamadık burada da. Türkiye biraz da kendi kendine ellerini bağladı. Çift kapılı oynayabilirdik biz de bu oyunu…

YAYIN TARİHİ:
Habersiz kalmamak için Telegram kanalımıza katılın
ad ad
TAGS: Vural Türkmen röportaj, Vural Türkmen
MANŞETLER

HK KIBRIS

Advertisement
© 2024 Haber Kıbrıs Medya Danışmanlık ve Matbaacılık Ltd.