Gönyeli Ovası’ndaki katliam: 1

Halil Paşa yakın tarihe ışık tutan bu yazısıyla Poli'deydi

ads ads ads ads
06/06/2011
Poli Dergi- Halil Paşa

ads
Gönyeli Ovası’ndaki katliam: 1

Kıbrıs yakın tarihinin meraklısı okurlar için baştan şunu yazmak istiyorum. Bu yazı, İngiliz askeri birliği tarafından Gönyeli Ovası’na bırakıldıktan kısa bir süre sonra Kıbrıslı Türkler tarafından öldürülen dokuz Kördemenli Rum sivilin katliamına giden süreci anlatmaktadır.
Gönyeli Ovası’nda güpegündüz silah, sopa, bıçak, kama kullanılarak dokuz kişinin öldürüldüğü bu katliam, iki cemaatin fanatik örgütleri tarafından karşılıklı olarak işlenen diğer siyasi cinayetlerin de aynasıdır bir bakıma...
Dahası bu kanlı olay; İngiliz sömürge yönetiminin “böl ve yönet” politikasının iki cemaat arasında etnik temelde kin, nefret ve düşmanlığı nasıl körüklediğinin bir izahı, nihayet o dönemi yaşayanların hafızasına uzun yıllar devam edecek milliyetçi düşmanlığın kazındığı bir insanlık dramıdır.
Kıbrıslı Türklerin resmi tarihinde hızla geçilen ve bu nedenle de pek bilinmeyen veya bilmezden-görmezden gelinmeye çalışılan, “iki toplumun neden birbirine karşı düşman kesildiği” ile ilgili ipuçlarını yakalayabileceğimiz çok kritik olaylardan birisidir bu katliam. Ancak Gönyeli Ovası’ndaki katliamın Kıbrıslı Türkler arasında yeterince tartışmaya açılmaması, sanırım söz konusu katliamın Türkler tarafından işlenmiş olması dolayısıyla, “teşkilat dönemi” kaynaklı hamasi milliyetçi tehditlerin yarattığı korku havasının yıllarca özgür düşünce üzerinde oluşturduğu bir baskılamanın sonucudur bir bakıma.
Bu nedenle bu haftaki yakın tarihe ilişkin yazımızı bu olaya ayırdık ve konuyu da iki haftalık bir yazı dizisi ile biraz daha geniş bir çerçevede ele almaya karar verdik. Bu hafta birincisini yayımlayacağımız yazımızda katliama götüren süreci adım adım anlatmaya çalışacağız. İkinci yazımızda ise katliam anını ve sonrasında yaşanan tutuklama, hapislik ve dava süreçlerini anlatıp olayın o yıllara ve şimdiki yaşama olan etkilerini yorumlamaya çalışacağız.
Bu amaçla olayı anlamak ve anlatmak için sadece konuya ilişkin yazılmış kitaplardan yararlanmayıp, aynı zamanda bizzat bu kanlı geçmişin içerisinde yer alan, ya da göz şahidi olan kişilerle yapılan konuşmalara da yer verdik.
Bunlara ek olarak “Girne Milli Arşivi”nde 1958 yılının Mayıs ve Haziran aylarına ait Türkçe ve Rumca gazeteleri de taradık.
Demek istediğim şu ki; eğer bu dosyamızla ileride konuyla ilgilenen birçok yazara, gazeteciye, araştırmacıya bir kaynak hazırlamış olur, yakın tarihe ilgi duyan Poli okurlarına da yeni bilgiler aktarabilirsek amacımıza ulaşmış olacağız.
Son olarak şunları da vurgulamak gerekiyor ki; araştırıp yeni bir şeyler bulan ve bunları yazıya döken bir yazar için en büyük ödül, yazdıklarının çevresinde okunmaya, tartışılmaya değer bulunması ve anlatısının müstakbel yaşamın yeniden kurulmasında insanlık için kayda değer bilgiler içermesidir.
Okuyan, yazan, araştıran ve okuduklarını yazıya döküp başkalarıyla paylaşan herkes gibi benim de dileğim bu...
Şimdi artık yakın tarihimizin bu kritik olayını eşelemeye başlayabiliriz.

***

1958 Haziranında siyasal atmosfer gergindi
Sene 1958. Kıbrıs’ta yolun sonuna gelen sömürge idaresi son yıllarını yaşamaktadır.
Üç yıldır İngiliz sömürge rejimine karşı EOKA önderliğindeki şiddet eylemlerine ek olarak, adada iki cemaat arasında etnik kimlik üzerinden devam etmekte olan siyasal gerginlik de her geçen gün daha da tırmanmakta. Öte yandan silahlı Türk ve Rum fanatik grupların karşılıklı şiddet eylemleri, liderlerin bu mealde teşvik edici şoven-milliyetçi söylemleriyle örtüşmekte, bu durum iki cemaat arasındaki siyasi çatışma ortamını daha bir tetiklemektedir. Bu arada her an toplu çatışmaları doğuracak bu endişe verici siyasal atmosfere bağlı olarak adaya anavatanlar üzerinden yapılan silah sevkiyatı artarak devam ederken, Kıbrıs adeta bir barut fıçısı haline dönüşmek üzeredir. Artık EOKA ile sömürge rejiminin kolluk güçleri arasındaki çatışma, giderek iki cemaat arasında bir düşmanlığa, Türkler ve Rumlar arasında toplumsal bir çatışmaya doğru evrilirken, siyasal gerginlik hızla ada sathına yayılmaktadır.
Bir ay öncesinde, (Mayıs 1958) TMT’nin taksime karşı çıkan, İngilizlere karşı Rumlarla birlikte antisömürgeci mücadeleyi öneren Kıbrıslı Türk solculara karşı giriştiği kanlı şiddet eylemlerinde, Türk cemaati içerisinde korku ortamı yaratılmakla kalmamış, toplum sol ve özgür düşünceden tamamen azade kılınmıştır.
Kıbrıslı Rumların 1 Nisan 1955 tarihinden beri EOKA önderliğinde, İngiliz sömürge güçlerine karşı başlattıkları bombalama eylemlerinin yanı sıra sivil-asker ayırmaksızın giriştikleri silahlı suikastler ada genelinde korku ve panik yaratsa da, militanların ve lider kadroların yakalanmasıyla (Grivas hariç aralarında Makarios, Yorgacis, Nikos Sampson ve Afksentiu’nun da bulunduğu EOKA’cı liderler, ya sürgünde, ya hapiste, ya da öldürülmüştür) örgüt güç kaybına uğramıştır.
Bu arada Kıbrıs Rum liderliğinin, “self determinasyon” (kendi kaderini tayin hakkı) yoluyla “Enosis” ülküsünü her fırsatta dillendirmeye devam etmesine karşın Süveyş Kanalı’ndan çekilmek zorunda kalan İngilizlerin Orta Doğu’daki bu gerileyişini, Kıbrıs’ı da elinden çıkararak sürdürmek istemeyişi, bunun için de adadaki kalış süresini uzatarak olası bir çözümde askeri üs olarak Kıbrıs’tan toprak koparma hesapları içinde olması söz konudur.

EOKA-İngiliz çatışmasından, EOKA-TMT çatışmasına
Kıbrıs Rum liderliğinin, İngiliz sömürge rejimi kolluk kuvvetleri içerisinde paralı olarak istihdam edilmiş Kıbrıslı Türkleri, İngilizlerin EOKA hareketine karşı ücretli kolluk gücü olarak kullanılması nedeniyle, Türkleri de “Enosis” ülküleri önünde önemli bir engel olarak görmeyi kanıksamış olmaları, bunu siyasi söylem ve demeçlerinde açıkça ilan etmeleri ile kavga Türk-Rum kavgasına doğru evrilmektedir.
Öte yandan Türk ve Rum karma köylerinde genellikle nüfusu çok olan “baskın cemaat”in, TMT ya da EOKA örgütlerinin de devreye girmesiyle, “öteki cemaat” üzerinde baskı ve şiddet uygulamak suretiyle göçe zorladığı ve çatışmayı beslediği bir tarih kesitinde…
İngilizlerin de iki cemaat arasındaki bu siyasi gerginliği, EOKA teröründen kurtulmak ve iki cemaatin tartışmasını kendi lehine dönüştürmek için teorik ve pratik çareler aradığı bir zaman diliminde...
1958 yılının Haziran ayının 12’sinde...
Günlerden perşembe, vakitlerden saat sabahın 05.30’unu gösterdiği yeni doğan günün alaca karanlığında, 35 Kıbrıslı Rum sivil, Şillura köyü (bugünkü Yılmazköy) yakınında, bir dere yatağında mevzilenmiş bir halde iken, bölgede patrol dolaşan İngiliz polis devriyesi tarafından fark edilir ve ani bir baskınla tümü de gözaltına alınır.
Dere yatağındaki bu 35 kişi bir kaç mil ötedeki Kördemenli ve Filyalı (Özhan ve Serhatköy) köylülerdir. Devriyenin polis komutanı ve aynı zamanda Yerolakko (Alayköy) Polis İstasyon Çavuşu Gill’in sonradan verdiği ifadeden de anlaşılacağı üzere, olay bölgesinde gerçekleşen baskın sırasında yapılan aramada, söz konusu 35 kişilik Rum’dan bazılarının üzerinden bıçak ve kesici aletler çıkar. Buna karşılık tabanca, tüfek vb. ateşli silaha rastlanmaz.
Ancak İngiliz Çavuş Gill’in sonradan mahkemede verdiği ifadesinde belirttiği üzere, bu kadar çok kesici aleti üzerinde bulunduran ve sabahın erken saatlerinde mevzilenmiş bekleyen bu grubun iyi niyetli olduğunu söylemek pek mümkün olmasa gerek.

***

Şimdi kaldığımız yerden, Kördemenli ve Filyalı Rumların İngiliz Çavuş tarafından gözaltına alındığı noktadan anlatımımıza devam edelim.
Çavuş Gill bu operasyonun hemen sonrasında, RAF’a (Royal Force Army) bağlı İngiliz askerlerinden telsizle yardım ister. Askerler gelir ve bu 35 Rum’u Çavuş Gill’den teslim alır.
Teslim alınan ve arkası açık iki kamyonete bindirilen Kördemenli Rumları taşıyan araçlardaki sürücüler de ilginçtir, her ikisi de Rum’dur.
RAF askerlerinin nezaret ettiği konvoyun komutanı (1) olan iki yıldızlı İngiliz subayın (A. Gazioğlu’nun kitabında ismi Teğmen Baring diye geçiyor-hp) da bulunduğunu yine söz konusu olaylara bizzat şahitlik etmiş olan birkaç Gönyeliliden dinlediğimi buraya not düşmüş olayım.
Çavuş Gill’den Rumları teslim alan Teğmen Baring, üç kariyer, iki kamyonet ve önde bir cip olmak üzere toplam altı araçlık konvoyla, söz konusu 35 Kördemenli Rum’u, “bir şiddet eylemine girişmeye teşebbüs etmek” zannıyla Lefkoşa’daki polis merkezine götürmek üzere yola çıkar.
Mahkemedeki dava sırasında verdiği ifadeden de anlaşılacağı gibi başkentteki polis merkezine doğru yola çıkan Teğmen Baring’e, telsiz aracılığıyla Lefkoşa’ya gelmemesi emrolunur. Bunun nedeni tutuklanan birkaç Türk gencin serbest bırakılması için İngiliz polisine karşı o sırada Türk kadınların Lefkoşa Polis Merkezi önünde gösteri yapmakta olmalarıdır.
Böylece İngiliz teğmen, merkezden telsizle gelen emre uyarak, 35 Rum’u Lefkoşa’ya götürmekten vazgeçer.
Söz konusu olaydan bahseden kitaplarda (2) Rumları taşıyan konvoyun Lefkoşa Polis Merkezi’ne gitmekten vazgeçtiği nokta bugünkü Alayköy olarak belirtilmiş.

Sorular sorular...
Eğer konvoy Alayköy’de iken Lefkoşa Polis Merkezi’ne gitmekten vazgeçtiyse ve gözaltına alınan Rumların tutuklanmayıp serbest bırakılması emredilmişse, (3) o halde neden gelinen yönün tersinden gidilerek Rumlar kendi köyleri olan Kördemen’e götürülmemişti?
Dahası konvoy neden bir Türk köyü olan Gönyeli’ye yönelmişti?
Üstelik civar köylerdeki Rumların olası saldırılarından çekinerek topluca Gönyeli’ye göç etmiş Türklerin kalabalık varlığına rağmen, Rumların arkası açık kamyonetler içerisinde ve aleni bir biçimde köyün meydanı sayılan ve erkeklerin toplu halde oturdukları asmalı kahvenin önünden geçirilmek suretiyle, “olası bir Türk saldırısına davetiye çıkarılmış” olmuyor muydu?
Lefkoşa Polis Merkezi’ne Türklerle karşılaşmaması için götürülmeyen Rumlar, neden Türklerin en kalabalık köylerinden Gönyeli’ye götürülür?
Bu konuda bilgi edinmek için görüşüne başvurduğum o günleri yaşamış Kıbrıslı yazarlarımızdan Gönyelili Mustafa Gökçeoğlu (4) 12 Haziran öncesinde birçok karma köyde yaşanan etnik kavgalar ve gerginlikler nedeniyle, sadece Şillura’dan değil, Kazafana (Ozanköy) ile Lapta’dan da birçok Türk ailesinin evlerini terk ederek Gönyeli’ye sığındıklarını anlattı bana.
Peki neden Gönyeli?

Gönyeli, EOKA’nın saldırı planında en son akla gelen Türk köyüydü...
Her şeyden önce Gönyeli’de hiçbir Rum, Maronit ve Ermeni’nin yerleşik olmadığını, köyde uzun zamandan beridir yalnızca Türklerin yaşamakta olduğunu bir kez daha vurgulamış olayım.
Bu nedenle 20. yüzyılın ikinci yarısında, iki etnik cemaat arasındaki çatışmalarda, Kıbrıslı Türkler için daima stratejik bir köy olagelmiştir Gönyeli. Özellikle 1958’de Kıbrıs’ta iki toplum arasında patlak veren şiddete dayalı çatışmalarda ve daha sonrasında 1963 Aralık ayında çıkan silahlı çatışmalarda, örgütlü EOKA saldırılarından kaçan Kıbrıs’ın kuzeyinde yerleşmiş birçok Türk ailesi, emniyetli olarak gördükleri bu köye sığınmışlar veya sığınmaları teşkilatça uygun görülmüştür.
Nitekim Gönyeli, EOKA ve Grivas’ın planlarında, saldırılması en son akla gelen Kıbrıs Türk köylerinden birisidir.
1963-74 yılları arasında Kıbrıslı Türklerin ve teşkilatın, siyasal ve askeri açıdan askeri yönetim merkezi her zaman için Lefkoşa olsa da, Gönyeli daima Lefkoşa’nın yükünü hafifleten bir nefes borusu olagelmiştir.
Öte yandan 1963 yılındaki toplumsal çatışmaların çıkmasıyla Türkiye Alayı’nın geri çekilirken en güvenilir mevzilenme noktası olarak bu köyü seçmiş olması elbette bir rastlantı değildir. 20 Temmuz 1974 yılında sıcak çatışmaların en yoğun yaşandığı bölgelerden birisi de yine Gönyeli’ydi. Çünkü Türkiye’nin adaya ilk müdahalesi sırasında Yunan askeri taarruzunun özellikle gece harekatındaki siklet merkezi Gönyeli üzerinde yoğunlaşmıştı.
Biz dönelim 1958 yılı Haziranına.

1958 Haziranında Gönyeli, Kıbrıslı Türk göçmenlerle doluydu
Her şeyden önce o yılları ve o günleri anlamak için karma köylerdeki evlerini terk etmenin acısı ve çaresizliği içerisinde, ser-sefil bir vaziyette Gönyeli’de çeşitli evlere dağılan “Kıbrıslı Türk” ailelerin komşularına karşı “teşkilatın” da yönlendirmesiyle milliyetçi nefret duygularının zirvede seyrettiğini burada vurgulamak gerekiyor. Bu nedenle bir anda Gönyeli Ovası’na bırakılan Kördemenli Rumların o gün orada bir saldırıya uğramadan sağ-salim köylerine dönmelerinin zayıf bir ihtimal olduğunun sanırım burada altı çizilmelidir.
Uzun lafın kısası o günlerde Gönyeli’ye dozu yüksek milliyetçi bir duygu hakimdir ve konvoyun köy meydanından ağır ağır geçişi belirtildiği gibi Türk saldırısını provoke etmekten başka bir şey değildir.
Yukarıda anlatıldığı gibi İngiliz subayı ve askerlerinin nezaret ettiği iki kamyonet dolusu Rum’un bulunduğu konvoy, adeta bir resmigeçit töreni hızıyla Gönyeli’nin ortasından geçer ve köyün çıkışında bugünkü Gönyeli İlkokulu’na gelmeden hemen önce İngiliz subay tarafından Rumlara kamyonetlerden inmeleri emredilir.
Kısa süre sonra tüm köy halkı, Gönyeli ovasında dağınık olarak ilerleyen Filyalı ve Kördemenli Rumların varlığından haberdardır.

Gönyeli katliamında İngiliz provokasyonu
Kıbrıs’ın kronolojik tarihi yakından incelenecek olursa, Haziran 1958’den itibaren iki cemaat arasında pusu kurma, suikast, ani baskın, yol kesme, camileri, kiliseleri, heykelleri, okulları bombalama ve silahla tarama eylemlerinin hat safhaya çıktığı görülecektir. Nitekim 1958 yılının ikinci yarısı, adanın iki toplumu arasında en çok şiddetin uygulandığı, çatışmaların doruğa çıktığı bir dönemdir. Bundan en büyük mağduriyeti iki cemaatin insanları çekerken, söz konusu dönemde İngiliz karşıtı eylemlerin giderek sönümlendiği de bir diğer vakıadır.
Ancak yol açtığı siyasal ve toplumsal sonuçlara bakıldığında, İngiliz sömürge yönetiminin o günlerde adada belki de en çok gerçekleştirmeyi istediği “Böl ve Yönet” politikasının pratik hayatta karşılık bulduğu en etkili provokasyonu da Gönyeli Ovası’ndaki bu kanlı olaydır.
Gönyeli Ovası’ndaki bu katliamla adanın iki cemaati arasında derin izler bırakacak bir korku ve düşmanlık ortamı hortlatılmış, iki toplum içerisinde karşılıklı nefret söyleminin kök salması sağlanmış, bu arada İngilizlerin adanın işgalcisi olmaktan sıyrılıp, adeta iki cemaat arasında hakem ya da arabulucu rolüne soyunmasına yardımcı olunmuştur.

(1) Olay günü kahvede oturan bir Gönyelili bana söz konusu bu İngiliz subayı gördüğünü ve en öndeki araçta bulunduğunu söyledi.
(2)a) A. An, Kıbrıs’ta Fırtınalı Yıllar, Galeri Kültür Yay, 2. Baskı Sf. 121-125.
b) A. Gazioğlu, İngiliz Yönetiminde Kıbrıs III, Sf. 392-395
(3) Lefkoşa Polis Merkezi Komutan Yardımcısı Trustler, mahkemedeki sorgusu sırasında konvoyun Ay Demet polis karakoluna götürülmesi için kesin talimat verdiğini, fakat bu mesajın konvoya ulaşmadığını ileri sürmüştür. Buna karşın konvoyu radyo telsiz talimatıyla yönlendiren Redgrave ise Trustler’in verdiği emri Rumların geri köylerine gönderilmeleri şeklinde anladığını, bu nedenle Gönyeli çıkışında serbest bırakıldıklarını söylemiştir. (Crawshaw, Op Cilt Syf. 288-291, aktaran Ahmet Gazioğlu, İngiliz Yönetiminde Kıbrıs III (1951-1959) Sf. 394.)
(4) Ricamı kırmayıp o günlerdeki Gönyeli hakkında bana bilgi vermek için zamanını ayıran Mustafa Gökçeoğlu, 12 Haziran tarihli Gönyeli Katliamı ile ilgili kafamdaki bazı soru işaretlerinin aydınlanmasına yardımcı olmuştur. Yazıda yeri geldikçe onunla yapmış olduğum sohbetten edindiğim bilgilere ve çektiğim fotoğraflara da başvurdum.

Bilinçli ya da bilinçsiz... Ama provokasyon!..
“Sürati çok düşük bir halde adeta resmigeçit yapar gibi oldukça yavaş ilerleyen arkası açık kamyonetler içerisinde Kördemenli Rumlar, Gönyeli’de bugün “asmalı kahve” diye bilinen yerde oturmakta olan Şillura köylülerinden bir Türk tarafından hemen o anda tanınır ve haber bir anda bütün Gönyeli’ye yayılır” diye belirtmiştik.
Orada kahvede oturan Gönyelili gençlerden birisi, o zaman adada yeni moda olan motosikletine atlar, arkasına da yine Gönyelili arkadaşını alır. Bir süre konvoyu takip eder. Sonra konvoyun önüne geçer ve eskiden “Güçsüzler Yurdu”nun bulunduğu tepeye ulaşır. Bu tepeden arkadaşıyla birlikte kamyondan inerek sararmış ovaya doğru birer ikişer dağılan Rumları seyre koyulur.
On beş yıl kadar önce görüştüğüm söz konusu motorlu HK’nın bana anlattıklarıyla ilgili yazmış olduğum notlar ise şöyle:
“Kariyerler, kamyonetler ve en önde giden cip vardı. Kariyerlerde silahlı İngiliz askerleri, kamyonetlerde Rumlar, konvoyun önünde giden cipte ise her halde İngiliz komutan bulunmaktaydı. Çok yavaş ilerliyorlardı. Biz o sırada asmalı kahvede oturuyorduk. Kahvede bizimle birlikte oturmakta olan (İE) bize kamyonetlerdeki kalabalığın Kördemenli Rumlar olduğunu söyledi. Şilluralı olduğu için Rumları iyi tanıyordu. Motoruma atladım, arkadaşım da motorun arkasına bindi. Dediğim gibi konvoy çok ağır ilerliyordu. Bu nedenle onları hemen yetişip geçtik. Konvoyun Boğaz’a gideceğini tahmin ediyorduk ki, arkamda oturan arkadaşım, öndeki cipin aniden durduğunu söyledi. Ben motoru yukarıya tepeye sürdüm. Tepeye çıkınca aşağıda, 150 metre kadar uzağımızda İngiliz askerleri nezaretindeki kamyonetlerden Gönyeli Ovası’na indirilen ve ovada dağınık olarak yürüyen Rumları bir süre öylesine seyrettik...”

***

İngilizlerin başındaki subay, Rumlara serbest olduklarını ve köylerine dönebileceklerini söyler. Büyük olasılıkla İngiliz subay, Rumları köylerine yaya gitmeye mahkum ederek cezalandırmıştır. 1955 sonrasında İngiliz sömürge rejiminde bu tür uygulamaların yapıldığını birkaç kez o dönemi yaşayanlardan işitmiştim.
Rumların teşhis edilmesinden çok kısa bir süre sonra, köye göçmen gelmiş Şilluralı, Laptalı, Kazafanalı Türk erkek ve kadınlar olaydan haberdar olurlar. O andan itibaren Gönyeli Ovası’na salınan silahsız 37 Rum potansiyel olarak canlı hedef durumuna gelmiştir. Artık küçük bir kıvılcım, küçük bir provokasyon, Gönyeli Ovası’nı tutuşturmak için yeterlidir.
Sonradan Gönyeli Ovası’ndaki saldırıdan sağ kurtulan Rumlardan birkaçı, mahkemede dava görülürken, İngiliz subaydan kendilerini köylerine yakın bir yere bırakmalarını talep etmiş olmalarına ve buna gerekçe olarak da o günlerde rdürluzuz gece güneş battıktan sonra “örf-i idare”, yani “sokağa çıkma yasağı”nı göstermelerine rağmen dikkate alınmadıklarını söylemişlerdir.
Gerçi o dönemin sömürge yasalarında, bıçak, kazma, balta gibi kesici ve yaralayıcı aletler taşıyan kişilere, hele de toplu halde yakalanmışlarsa, çok ağır hapis cezaları verildiği için aralarında 15 yaşında bir kaç çocuğun da bulunduğu 37 kişilik bu gurubun üyeleri, Gönyeli’den Kördemen köyüne doğru yola çıktıklarında, köylerinden uzak bir yere bırakılmış olsalar da, ilk anda sırf “serbest bırakıldıkları” için yine de sevinçli olmalıydılar.
Sonuçta o gün öğleyin tepelerinde güneşle birlikte, köylerine gitmek üzere indirildikleri Gönyeli Ovası’nda, başak tarlaları arasında düşe kalka ilerlerlerken ada tarihinin en kanlı olaylarından birisine hedef olacaklarını nereden bilebilirlerdi ki?
Tarihte, olaylar üzerinden bir süre geçtikten sonra daha bir netleşir. Kuşaklar değiştikçe ve zaman ilerledikçe, geçmişte yaşanan olaylar, önemine göre bazen yeniden ve birkaç kere daha yazılır. Yol açtığı sonuçlara bakarak yeniden ve her defasında bir başka açıdan, bir başka siyasal toplumsal atmosferde bir başka gözlükle yeniden derlenip yeniden yazılıp çizilir. Bazen çok önemsizmiş gibi gözüken ayrıntılar bir başka anlatımda olayın asli unsuru, özü olarak öne çıkar. Dolayısıyla Gönyeli Ovası’nda yaşanan bu kanlı olaya yukarıdaki düşünceler ışığında ve 53 yıl aradan sonra bir kez daha bakmak, olayı bir kez daha tartışmak, hem Kıbrıs’ın yakın tarihinin daha net anlaşılmasına, hem de adalıların yakın gelecekle ilgili tahayyüllerine bir nebze olsun ışık tutacaktır sanırım.
İyisi mi biz yeniden 53 yıl geriye dönüp anlatımızı kaldığımız yerden sürdürmeye devam edelim...

***

Kördemenli Rumlar, İngiliz askerleri tarafından öyle bir noktada indirilmişlerdir ki; önce ovadan Gönyeli köyüne paralel yürüyerek köyü teğet geçmek sonra da Kanlıköy yönünde ilerlemek zorundadırlar. Öyle de yaparlar.
Şimdi bir an için haziran ayının sıcağı altında, öğle üzeri saat 3 gibi Rumların kan ter içerisinde ekin tarlaları arasında ilerlemekte olduğunu gözümüzün önüne getirelim.
Daha yürüyüşe başlamalarından 15-20 dakika kadar geçmiştir ki, henüz biçilmemiş olan arpa tarlasından (Şimdiki Çiftçiler Birliği Başkanı Alican Kabakçı’nın babasına ait tarla olduğu söylenmişti-hp) aniden alevler yükselir ve dumanlar ortalığı kaplar.
Yanmaya başlayan ekin tarlası Gönyeli’den yaklaşık 200 metre kadar uzaktadır ve tüm köyden rahatlıkla gözükmektedir.
İşte o anda, sağduyunun boşalttığı düşünce alanını, önce “milliyetçi hissiyat” ve buna bağlı olarak “yabanıl” ve “kontrolsüz” duygular doldurur. Zaten o günlerin ortamında iki cemaatin düşüncesine yerleşmeye yüz tutmuş bu tür duygu ve düşüncelerin harekete geçmesi için çok önemli bir nedene de gerek yoktur. Kaldı ki ekinlerin Kıbrıslı Rumlar tarafından yakıldığının söylenmesi üzerine, Gönyeli’deki kalabalıklarda artık “milliyetçi nefret”, “etnik düşmanlık” eyleme dönüşmek için serbest kalmıştır. Ekinlerin kim tarafından yakıldığı hiç bir zaman bilinmeyecek olsa da, o an için ortaya atılan faillerin (bu olayın Gönyelililerde Rumlar tarafından yakıldığına kanaat getirilmişti-hp) cezalandırılması için sabırsızlananlar, “yularından boşanan birer at” gibi ellerine geçirdikleri balta, kürek, bıçak, kılıç, kama, nacak, tüfek ne varsa, tarlada dağınık bir vaziyette ilerlemekte olan 35 Rum’un peşine düşerler.
Dumanların yükseldiği ova bir anda ana-baba gününe döner. Köylüler, göçmenler, motorlular, yaya olarak yürüyenler, koşanlar, kaçanlar, kovalayanlar, patlamalar, çığlıklar...
Az önce tepede arkadaşıyla konvoydan inerek ovaya dağılan Rumları gözetlemekte olan motorlu arkasında arkadaşı olduğu halde, Gönyeli’yi ovadan taraf teğet dolaşmış, kendisine katılan birkaç motorluyla birlikte önce 35 Rum’u kovalayan kalabalığın, sonra da manevra yaparak dağınık halde kaçan Rumların önüne geçmiştir.
Tozun dumana, terin kana, öfkenin acıya karıştığı geniş ovada, kaçamayan Rumlar oracıkta yere serilir. Yere düşenin üzerine aynı anda birçok insan çullanır...
Ve...
Haftaya kaldığımız yerden Gönyeli Ovası’ndaki katliamı ve sonrasında adada yol açtığı sonuçlarını anlatmaya devam edeceğiz...

06/06/2011 11:57
Bu habere tepkiniz:
Habersiz kalmamak için Telegram kanalımıza katılın
ad
TAGS: Gönyeli Ovası’ndaki katliam: 1, Halil Paşa
MANŞETLER

HK KIBRIS

© 2019 Digihaber Portal Services Ltd. Haber Kıbrıs.