Battık mı Batırıldık mı?
05/08/2011
Ümit Bahşi
Gün geçmiyor ki, KKTC’ deki kirli siyasi oyunlar gelişmesin... Ayak oyunları ve tutaklar, bir sabun misali kaygan... Gerçekler hakkında bilgi sahibi olduysanız, siz de benim gibi tiksiniyor musunuz? “Buradan bir şey olmaz... hep aynı KKTC... her gelen siyasi parti aynı” diye sonunu getirecekler. Bunun ise sağı veya solu yoktur. Eskilerde fikirleri uzak olsa da, şimdilerde artık yakınlaşmaya başlamışlardır fikirlerde. Herkesin derdi aynı, fakat çıkar ve menfaat, toplumu bireyselliğe itti. Doğru ve dürüst politikacılar, beri taraf edildi. Partizanlık, halkı sindirdi. İnsani duygularımız köreldi.
Paylaşım ve üretim kalmayınca, herkes kurtuluşu bireysellikte aradı. Önceleri yavaş yavaş, sonraları ise teknolojinin hızlı gelişmesi ile dibe vuruş hızlandı. Kimileri bilimsellikle açıklıyor, kimileri de tüketici toplumun sonu şeklinde yorumluyor. Ne denirse densin, bizler gerçekten üretimden kopartıldık ve tüketim toplumu haline geldik.Evinin bahçesindeki ağaçları bile ayda bir veya iki kez sulayan tembel insanlar oluverdik. Bunun sorumlusu da mı Türkiye?
Gerçek anlamda Özal döneminde memurlaştırma politikası güdüldü. O zamanki ANAP hükümeti, ciddi hatalar yaptı ve bizleri asalak haline getirdi. Peki ekonomik ve sosyal hayatta bilgili insanlar o dönemde ne yapıyorlardı? Onlara solcu diye iş verilmiyordu. Bunların sorumlusu da, Sayın 1. Cumhurbaşkanı Denktaş’tı.
Büyük lider, toplumu hep ikiye bölerek yönetti: Benden olanlar ve ötekiler... Türkiye Cumhuriyeti yetkililerine de o dönemde “Bunlar Rumcudur” diyerek, “bizleri satacaklar” diye, hep palavralarla kandırdı. Gelişme ve beyin göçünün sebebi hep bunlardır. İngiltere’ye göçlerin hızlanmasının da iyi düşünülmesi lazım gelen bir konudur. Gelen Türk – giden Türk, sosyal uyumu bozmuştur. 1974 te gelen göçmenlerle, şimdiki gelenler arasında, dünyalar kadar fark vardır. Vatandaşı olanların sorunlarını çözdü mü ki, yeni vatandaşlık dağıtarak? Bunların sorunları daha da büyüteceğini, hükümet sanki bilmiyor mu? Sorunları beri taraf edip, “Bu ülkeyi kurduk” diyenler, batırılmasına ön ayak oluyorlar.
Verilen sözlerin tutulmadığı, insanların kandırıldığı, yalanın prim yaptığı bu düzenin sahibi UBP ve Eroğlu dur. Düzelir mi dersiniz? Ya düzelecek, ya da UBP saf dışı edilip, yeni bir takım yüzler ve partiler ortaya çıkacak. Toplum arayışta... Alternatifler aranıyor.
Güvenin olmadığı yerde, gelişme ve ilerleme olmaz. Bizdeki siyasi entrikalar, hep koltuk içindir. Gerisi yalandır. Bürokraside hantallığın sebebi de yıldırmak içindir... Vatandaş bir daha devlet dairesine gelmesin... İşleri olanlar ise, becerikli iş adamlarıdır. Bunlar da el altından bir şeyler vererek, günü kurtarmışlardır. Her şeyin batak ve kirli olduğu ülkemizde, akraba – yeğen ve partizanlık ön saflardadır... KKTC batmıştır.
Türkiye’nin de hataları vardır. Temsiliyet hakkını hep yanlış kullanmışlardır. Türkiyeli – Kıbrıslı ayrımını da iki günde bitirebilecek olan da yine anavatan dır. Fakat önce ülke batsın da, sonra sıra bireylere gelir dercesine, espri yapıyor olmalı.
Hırsıza ve rüşvetçiye hesap sormayan hukuk, adli olayların küçüğünden büyüğüne hesap soruyor. Yargılanan siyasi yok. Vatandaş, ufacık bir şey çalsa, hırsız oluyor... Siyasiler, hayatımızı çalıyor, onlara bir şey yok. Herkes bir birini idare ediyor. Vatandaşa gelince, idare yok.
İyi gezmek, lüks içinde yaşamak, kanımıza işlemiş. Ne KKTC’ yi düşünen var, ne de vatandaşı. Bir senaryonun figüranlarıyız arkadaşlar. Ben böyle istedim diye, bir siyasetçi ne bu halka bir şey verir, ne de ülkeye. Birbirimizi kandırmayalım. Sorun basit, fakat çözmek isteyen yok.














































































































































