KKTC’deki Ayrımcılık Mercek Altında
24/06/2011
Ümit Bahşi
Adamızda ayrımcılıkları mercek altına alacak olursak, en keskin ayrımcılık yerli ve göçmen vatandaşlar arasında olduğu göze çarpmaktadır, yani Kıbrıslılar ve Türkiyeliler ayrımcılığı. Ortak evliliklerin bir hayli olmasına rağmen, her iki zümre de birbirinden kültürel ve sosyal olarak ayrışmıştır. Bunun nedenlerini irdeleyecek olursak, iki grubunda kökeni kırsal kesime dayanmakta olduğundan, küçük ve dışa kapalı toplumlardan gelmektedirler. Kıbrıslılar arasında bir de dışa ve ötekine kapalı ada kültürü gözlenmektedir. En önemli sebep ise, KKTC devlet olduktan sonra, kaynakları ve statüleri kimin kontrol edeceği kaygısıdır.
Bu sebeplerin sonucunda göçmenler, hayatın her alanında kesin bir ayrımcılığa ve dışlanmaya maruz kalmışlardır. Bu insanların kamu sektöründe ve bürokraside işe girme oranları, nüfus oranlarının çok altındadır. Kendilerine verilen işlerin çoğu ise, yerli Kıbrıslıların ilgilenmedikleri alanlar olmuştur. Devletin kaynaklarından ve hizmetlerinden faydalanma konusunda, yerlilerden sonra gelmektedirler. Siyasette ise neredeyse hiç temsilcileri yoktur. 50 sandalye bulunan mecliste, sadece iki milletvekili ile temsil edilmekteler. Siyasi partilerin yönetiminde ve idari kadrolarda da yer bulamazlar. Partiler ise onları sadece oy depoları olarak görmektedirler. Bunun mantığı ise, Türkiyelileri dışarıdan gelen yabancılar olarak görmelerinden kaynaklanmaktadır, onlar asli unsurdan değildir. Göçmenler, kendi tabirleri ile adanın “ikinci sınıf vatandaşıdırlar”.
KKTC’deki yerliler arasında da daha az keskin bir ayrımcılık söz konusudur. Bu ayrım, 1974 harekatından sonra, Güney’den Kuzey’e göç etmiş olanlar ile Kuzey’in yerlileri arasındadır. Bu iç göçmenlere, Kuzey’de kalan mal varlıklarının karşılığında, Kuzey’de toprak ve mülk verilmiştir. Bu yapılırken, ciddi anlaşmazlıklar ve adam kayırmalar meydana gelmiştir. Ganimetin paylaşımında sorunlar çıkmış ve bu da sağ-sol siyasetinin temellerini oluşturmuştur. Hakkını alamadığını düşünenler solcu olmuştur, memnun kalanlar ise sağ eğilimli olmuşlardır. Siyaseti belirleyen bir diğer unsur da, Türk Mukavemet teşkilatı’nın taraftarlarının sağ eğilimli olmaları, onlara karşı gelenlerin ve uygulamalarından zarar görenlerin ise sol eğilimli olmalarıdır.
KKTC’ deki sağ ve sol partilerin arasındaki temel farkı ise, Kıbrıs sorununa bakış açıları oluşturmaktadır. Her iki grup da iktidarlıkları döneminde büyük ölçüde devlet in imkan ve kaynaklarını kontrol ederek, bir ganimet siyaseti gütmüşlerdir.
Adadaki sosyal ve siyasal yapıları belirleyen temel unsur, birincil ilişkiler denebilen akraba, eş, dost bağlarıdır. Sert bir ideolojik ayrım varmış gibi görünmekte, ancak siyasi eğilimler, ikinci dereceden bir önem taşımaktadır. Bu ilişki tarzı ise adada rasyonel temelde işleyen bir yönetim ve rekabetçi bir ekonomi kurmayı engellemekte. Statüler ve maddi kazançlar, daha çok rant anlayışı üzerinden yürümekte ve şu anda hakim olan devletçilik de, bu yapıyı beslemekte. Siyasiler, sendikalar, doktorlar ve öğretmenler gibi meslek grupları için, devlet bir rant kapısı haline gelmiştir. Bütçenin çoğu, kamuda çalışan memurlar ve işçilerin maaşlarına ve KİT’lerin görev zararına gitmektedir.
Bu sistem artık kendini sürdürebilir olmaktan çok uzaklaşmış ve tamamen tıkanmıştır. Devletin asli görevine odaklanma zamanı çoktan gelmiştir bile. KKTC’de de artık siyasetin normalleşmesi gerekmekte ve kısaca insanların yüz yüze kaldığı işsizlik, eğitim, sağlık, alt yapı ve ayrımcılık gibi gündelik sorunlara odaklanmalıdır. Gittikçe kanayan bir yara haline gelen göçmenlere yönelik ayrımcılığın, eşitlikçi ve adilane bir temelde çözülmesi, en acil insani bir gereklilik olarak, önümüzde durmaktadır.














































































































































