Ayla Kahraman yazdı: "Çıkmazdayım"
18/07/2026
Sevgili Ayla abla, çıkmaz sokakta aklım ve kalbim yolunu kaybetti. Bir yol bulmakta zorlanıyorum.
1 yıl kadar önce, şiddetin her türlüsünü yaşadığım evlilik ilişkisini bitirdim. Hem de kucağımda bir küçük bebekle. Neler yaşadığımı bilen ailem ve diğer yakınlarım, yanımda olmadı. Onca darp ve yaralama raporunu evliliğin doğal hali imiş gibi yorumladılar. Yanımda durmadılar ve ben bu şartlarda, boşanma davası açıp evden ayrılmayı başardım. Kararlıydım; çocuğum ve kendim için başaracak ve yeni bir hayata başlayacaktım. İşe girdim. Baba ocağına dönmem yasak olduğu için, onların deyimiyle “havuzlu villayı” bırakıp çocuğumla çok küçük bir daireye yerleştik. Uzayan boşanma sürecinde nafakanın lafı bile geçmediği için ne çocuğumun babasından ne de annem babamdan destek almadım. Kreş parası, ev kirası ve elde kalan az miktarda para ve yaralarımla yaşamımı sürdürmeye başladım.
Ayla abla, önce her şey yolunda gitti. İşimde terfi bile aldım. Moralim düzeldi ve kendime güvenim arttı. Çok kibar ve anlayışlı iş arkadaşım ile aramızda duygusal bir yakınlık oldu. Şefkat, sevgi dolu bir yaşama adım attığımı düşündüm. İlişkimiz ilerledi. El ele, birbirimize dayanarak yürüyeceğimiz bir yolun başındaydık. İlişkimizi kimselere söylemedik. Boşanma sürecinin bitmesini bekliyorduk. Annem bir şekilde öğrendi. Kızının daha boşanmadan başka bir erkekle arkadaşlık ettiğini babama aktardı. “Sadece iş arkadaşıyız” dedim ama fayda etmedi. Ailem karşı çıktı. Babam, evlatlıktan reddetmekle tehdit etti. Torununa bir paket süt bile almayan babam, aç mısın tok musun diye sormayan anam, terk eden dostlarım; hepsi karşımdaydılar. Eleştirileri ve yarattıkları huzursuzluklarıyla, yaşamımı yasa boğdular. Ama sevdiğim hep yanımda oldu. Rüya gibi bir yaşama adım atmıştım ve negatif sesleri duymamaya karar vermiştim. Her şeyi ikili yaşıyorduk. Çok kısa sürse de gizli ve bize ait bir dünya kurmuştuk.
Ortak gelecek planlarımız, yaralarımı iyileştirirken kendime olan saygımı da geri veriyordu. Ancak, evi terk eden suçlu kadın konumundaydım ve sevdiğimin sabrı tükenmeye başlamıştı. Evlenelim, hayatımıza yön verelim beklentileri; ilişkimizin köküne kezzap dökmeye başladı. Sevdiğim değişmeye başladı. Huzur yerine gerilim geldi. Çatışmalar çoğaldı. Dönmemek üzere terk ettiğim çocuğumun babası, yaşadığım yere gelmeye başladı. Yeni hayatıma ve huzuruma yönelik baskı ve şiddetle mücadele ederken; sevdiğim adamın isyanının onu nasıl değiştirdiğini izlemek benim canımı çok yaktı.
Babalık hakkını kullanarak yeni yaşamıma müdahale eden eşim; yanına ailemi de almıştı. Boşanma işlemleri bir türlü bitmiyor ve ben aldatan kadın pozisyonuna doğru sürükleniyordum. Bu süreçte sevdiğim adamın bu karmaşadan isterse uzaklaşabileceğini, benim yüzümden yaşamını bir kaosa çevirmemesini, dertlerimle onu boğmak istemediğimi defalarca söyledim. Ancak kabul etmedi. Çocuğumun babası bir gece evine dönmedi ve çocuğuyla uyumak istediğini, bunu hak ettiğini söyledi. Küçük salonumda, kanepede yatabilirdim ama bu adamdan korktum. Mutfaktaki sandalyede sabahladım. Kendimi korkudan mutfağa kilitledim.
Bunu duyan sevdiğim, çocuğumun babasının hayatıma yeniden girdiğini düşündü. Anlattıklarımı dinlemedi. Öfkesi o kadar çoktu ki, en yakınına, bana yöneltti. Sevdiğim adama göre, gecenin bir yarısı evi terk etmem gerekirmiş. Kendi evimde, çocuğumu babası ile bırakıp, gece yarısı nereye gidebilirdim ki?
Sevdiğimin öfkesi tehditlere dönüştü. Aramızda geçen her şeyi çocuğumun babasına ve aileme anlatacağını söyledi. Sadece duygusal arkadaşlık olarak bilinen ilişkimizi deşifre etmeye kararlıydı. Çocuğumun babası sıkça gelmeye başladı ve geceleri de gitmez oldu. Sevdiğim adam, unutmaya çalıştığım geçmişimin bir hayaleti gibi davranırken, çocuğumun babası da değişti. İdeal baba ve eş gibi davranıyordu. Özürler diliyor, tedavi gördüğünü ve bizi kaybetmek istemediğini söylüyordu.
Sevdiğimle ilişkimizin mutfakta sabahladığım geceden sonra çok değiştiğinin farkındaydım. Uzaklaşalım dedim O’na. Sorunlar bitince, kısmette varsa tekrar başlarız. Zaten çok kısa süren özel ve gizli hayatımızı yaşayamıyorduk. Kabul etmedi. Her şeyi anlatmadan gitmeyeceğini söyledi. Sürekli hakaretler, aşağılayıcı mesajlar yollamaya başladı. Sildim. Zaman vermesini istedim. Ama o bir canavara dönüşmüştü. Bu nasıl olur? çocuğumun babası şefkat ve sevgi dolu bir yaklaşım içindeyken, geleceğim olarak gördüğüm adam bir canavara dönüşmüştü. Yorgun ve umutsuz olduğum bir gece, beni teselli eden eşimle birlikte oldum. Bunu neden yaptığımı açıklamakta zorlanıyorum. Belki eşimin gecikmiş şefkati belki de artık tanıyamadığım, intikam arayışındaki sevdiğimi kendimden uzaklaştırma telaşı. Bilmiyorum ve bu bende derin bir kırıklık yaratıyor. Çok utandım kendimden. Ancak o gece bana bir armağan verdi. Gebe kaldım. İnanamıyordum ama bir çocuk sahibi daha olmanın duygularımda yarattığı doygunluk bambaşkaydı. Sevdalı olduğum adamı gözüm görmüyordu artık. Korku ve endişe, sevdiğimi düşündüğüm adam tarafından beni bir kafese kapatmış gibiydi.
Bu süreçte ben, bir yılı aşkındır severek çalıştığım işimden ayrılmak zorunda kaldım. İki çocuğumun babası, yeminler ediyor, eve dönmem şartıyla istediğim her şeyi hukuk önünde kabul edeceğini söylüyor. Ama ben paramparçayım.
Sevdiğimi, tanıdığımı düşündüğüm ve kısa bir süre birlikte olduğum kişi; haftada birkaç defa arıyor. Ancak duyduğum kadarı ile, kadından kadına koşuyormuş. Tatillere gidip gününü gün ediyormuş. Tuhaf bu. Çok eşli bir yaşamının olabileceğini hiç düşünmemiştim. Sonra kalkıp, “Sen o adamdan ayrıl, ben size bakarım” diyor. Elbette böyle bir şey mümkün değildir. Ancak tehditleri bitmek bilmiyor. Ben onun gözünde “namussuz kadın” oluverdim.
Karmakarışık duygularımın bana doğru yolu göstermesini çok isterdim. Ben bu adamı gerçekten sevdim mi? Bir taraftan korumacı diğer taraftan ezici ve aşağılayıcı. Bunun yanında iki çocuğumu böyle bir adamla büyütmenin doğru olmadığının farkındayım. Ayla abla ben kendimi suçlu buluyor ve kendimden utanıyorum. Doğru olanın eşimle devam etmem gerektiğini düşünürüm ama yaşadıklarımdan dolayı kendimi suçlarım.
Ayla abla, bu adamı seviyor muyum? Yoksa, beni ona sürükleyen geçmişte yaşadıklarım mı?
Kocaman bir düğümü çözmek isterim. Başaramam.
RUMUZ: MUTSUZ
En yakınındakiler sana acımaz iken, kendi öz şefkatini oluşturamamış olman, beklenen bir durumdur. Kendini sevmeye pak zaman ayırmamışsın ve elezer kişilerin örselenmelerine dayanma sabrını göstermişsin.
Her ne olursa olsun, anne baba yanında olmalıydı. Şiddet dolu bir evliliğin maddi rahatlığına kanmadın ve yeni bir hayata başlama cesareti gösterdin. Bunu herkes yapamaz.
Sen YURT KADINSIN. Doğru ve onurlu. Yaşam, bize öğretir. Hatalar doğrulara gebedir. Doğru görünen de hatalara sürükleyebilir. Bu insan halidir. Sevgi, şefkat ve aidiyet eksikliğinin yaşamında yarattığı fırtınaya yenik düşmemeyi başardın. Bir anne ve kadın olarak seninle gurur duydum.
Gelelim, yürek acılarına, hayal kırıklıklarına.
Ailesi tarafından korunmadığını bilen bir genç kadın, şiddet dolu yaşamına kanının son damlasına kadar dayanır ve en sonunda isyan eder. Yaralı ama yeniden başlamaya hazırdır: Zorluklara, aşırı çalışmaya ve evladını büyütmeye, yeni başlangıçlara…
Eski bir söz vardır. “Yaralı kuşu avlamak kolaydır.” Şefkate, sevilmeye ve birine dayanmaya gereksinim duyduğunda yanında bitiveren bu adam; hayallerinin ötesinde seni anladı, huzur verdi. Ve sonra değişti. Gerçek kimliğine büründü. Biz bu kişilere “kötü empat” deriz. Karşılarındaki kişinin duygusal bütünlüklerindeki incinmişliği ve gereksinimleri hemen anlarlar ve bunlara uygun rollere bürünürler. İnandırıcıdırlar. Yaşam tecrübesi yüksek olan kişileri bile ikna etme becerisi taşırlar. Ama sonuçta, BU KÖTÜLER, duyguların ve yaşamın dolandırıcı ustalarıdırlar. Yerden gökyüzüne doğru bir yükseliş yaşadığını hissettirirler. Sonra da hızla yere düşürürler.
Uzayan boşanma sürecinde yaşamını yeniden ve tek başına kurmaya çalışırken, kötü bir empata yakalandın. İlk başlarda yaşadığın huzur ve mutlulukta kaldı aklın. Ve hala bu huzuru ve mutluluğu arıyorsun.
Eşine bir şans vermeyi düşündüğünü anlıyorum. Tehditlere kulak asma. Doğmamış bebeğine bile şefkat dolu ve koruyucu bir genç kadınsın.
Samimiyetle yazdın ama hep kendini suçladın. Elini kalbine ve aklına götür ve bu yolculukta kimlerin yanlış yaptığına bir bak. Karanlıkta zayıf bir ışıkla yol arayan sen mi, yoksa sana kafalarına göre biçim vermeye çalışan kişiler mi?
Ailene, eşine ve o kötü empata kulak asmana gerek yoktur. Akıllı, duyarlı bir genç kadınsın. Kimseye hesap verme zorunluluğun da yoktur. O karikatür kötü empat, çıksın bakalım meydana. Ar duygusundan yoksundur ve sadece battığı çirkefi çoğaltır. Yanıt verme ve kendine dön. Bu yanlış dediklerini sen doğru bir yol ararken, yarınlarını kurmak isterken yaşadın.
Çocukların ve kendin için, değiştiğini iddia eden eşinle bir deneme yapma arzusundaysan kimse seni durduramaz. Kendine ve ona bir şans verirken, suçluların senin dışındaki herkes olduğunu unutma. Utanılacak hiçbir şey yapmadın. Eski bir söz vardır: seni anlamaları için senin ayakkabılarını giyip senin geçtiğin yollardan bir geçsinler de görelim hallerini.
























































































































































































