Advertisement

Advertisement

Ayla Kahraman yazdı: Nihayet sonbahar geldi

YAYIN TARİHİ:
Haberi dinle
Butona tıklayın: oynat / duraklat
Hazır
ads ads
17/10/2026

Ayla Kahraman yazdı: Nihayet sonbahar geldi

İnsanın doğa ile olan ilişkisi; duygusal, davranışsal ve zihinsel bütünlüğünü doğrudan etkiler.

Baharın gelişi ile uykusundan uyanan doğa gibi oluruz. Tomurcukların dünyaya merhaba deyişi gibi, umutlar, istekler, beklentiler diz boyu olur ve yüreğin atışına hız verir.

Baharı severiz bu nedenle. Polenler astım hastalarını, alerjik bünyeleri rahatsız etse de kaçınılmaz bir sevinç yaşarız, doğa ananın uyanışı ile.

Kış mevsiminin içine kapanık, nemli havası; yas duygumuzu, çöküntüyü ve kaçma arzumuzu teşvik eder. Rengarenk ülkemizde, kış mevsimi renkleri solduracak kadar kuvvetli gelmese de bizler yaşadığımız kısacık sonbahardan aldığımız hüznü, içimize kapanacak malzeme yapmaya hazır oluruz.

Kendimizi neşeye, rahatlığa, umarsızlığa bıraktığımız yaz mevsimi arada bir gözünü kırpsa da şimdi mevsim sonbahar. Atilla İlhan’ın dediği gibi “oysa ben akşam olmuşum/yapraklarım dökülüyor usul usul/adım sonbahar…” 

Duygusal yoğunluk yükselir. İçerideki “ben” canlanıverir. En güzel şiirler yazılacak bu mevsimde. İçerideki duyarlılık dışarıya taşacak. Çünkü adı sonbahar.

Sonbahar bütün mevsimler içinde, en duyarlı, içten ve marifetli olandır. Dışavurumunda hassas insanlar için özellikle. Sadece şiirler daha güzel olmaz. Aşk daha derinden yaşanır mesela. Yaz aşkları gibi hızlı ve tüketici olmaz. Sevdalar bu mevsimde içeri yerleşmek ister.

Sadece sevdalar mı?

Ruhsal acılarımız da depreşir. Kayıplarımız aklımıza daha çok gelir. İçerimize kaçma arzumuza yenik düşersek, doğa bu noktada bize el verir.

Bazılarımızda depresif çöküntülerin artması bundandır.

Umutsuzluğun mevsimidir, son bahar. Acının, kederin.

İnsan olmanın dayanılmaz ağır geldiği mevsimdir, sonbahar.

Dayanma gücünün azaldığı mevsimdir.

Sarıdan turuncuya doğru değişir doğanın rengi. Sarıda hüzün turuncuda ise saklı umut vardır.

İşte mevsimin tetiklediği acılar, hüzünler, hayal kırıklıkları, korkular bu küçük turuncuya sığınır.

İnsanın içine kaçmasın ucunda üretkenlik olduğunda, elde edilenler muhteşem olur. Ama içeride yasa, kavgaya, dargınlığa, hayal kırıklığına yakalanırsak işte o zaman, sonbahar bizi ruhsal acılara sürüklemiş olur.

Ruhsal acılar, davetsiz misafirlerdir ve biz git demeden gitmezler.

Ama mevsim sonbaharsa, ruhsal acılara “git” demek içimizden gelmeyebilir. Ruhsal acılar yüreği sıcak ve canlı tutar çünkü.  İçeriye yorgunluk, isteksizlik, uyku bozukluğu gibi yandaşlarını yerleştirir.  Dışarının soğuğu arttıkça, yürek yanmaya devam eder ve acının yokluğunda nasıl olacağımızı, aklımıza bile getirmeyiz.

Bu davetsiz misafirlerin gereğinden çok kalması bir işgaldir. İzin verirsek, sonbahar, kış süresince, içeriye iyice yerleşirler. Baharın cıvıldayan sesini, çarpıcı renklerini duymamızı, görmemizi engellerler.

Bu nedenle, sonbaharı fırsat bilip, içeriye sızmayı isteyen “ben”, sevgi ve şefkat ile tutulmalıdır. Duyarlılıktaki artış, eyleme yansımalı ve üretkenliğe dönüşmelidir.

Dostluklar, aile ilişkileri gözden geçirilmeli; zorunlu yapılacaklar listesine, gönülden yapılacaklar eklenmelidir.

YAYIN TARİHİ:
Habersiz kalmamak için Telegram kanalımıza katılın
ad ad
TAGS:
MANŞETLER

HK KIBRIS

Advertisement
© 2024 Haber Kıbrıs Medya Danışmanlık ve Matbaacılık Ltd.