Batu Gündal, “Island Story” ile adanın kültürel mirasını sanata taşıdı
14/10/2026
Adanın doğasından mimarisine, geleneksel zanaatlarından kültürel mirasına uzanan zenginlikleri, sanatçı Batu Gündal’ın yorumuyla çağdaş bir sanat eserinde buluştu. Resim, illüstrasyon, grafik tasarım ve duvar resmi gibi farklı disiplinlerde üretim yapan Gündal, IQOS’un yeni nesil Lefkoşa mağazası için özel olarak tasarladığı “Island Story” adlı eserinde adanın çok katmanlı değerlerini kendine özgü bir görsel dille anlatıyor. Bakırın izlerinden Lefkara motiflerine, adanın mimari zenginliklerinde Akdeniz’in turkuaz sularına uzanan bu çalışma, aynı zamanda global bir marka ile yerel kültür arasında kurulan yaratıcı bir iş birliğinin ürünü. Batu Gündal ile sanat yolculuğunu, Island Story’nin ortaya çıkış hikâyesini ve eserin detaylarında saklı ada kültürünü konuştuk.

Kişisel hikayenizden ve sanat yolculuğunuzdan bahseder misiniz?
Sanata olan ilgim çocukluk yıllarımda başladı. Küçük yaşlardan itibaren resim yapmayı ve kendi karakterlerimi yaratmayı seviyordum. 11 yaşında buraya taşındıktan sonra resim eğitimime başladım ve 2007 yılında Hacettepe Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Resim Bölümü’nden mezun oldum. Yaklaşık 20 yıldır resim, grafik tasarım, illüstrasyon, graffiti ve duvar resmi gibi farklı alanlarda üretim yapan çok disiplinli bir sanatçıyım. Aynı zamanda Arkın Yaratıcı Sanatlar ve Tasarım Üniversitesi’nde akademisyen olarak çizim ve tasarım alanlarında ders veriyorum. Sanatsal pratiğimde gündelik yaşam, insan figürü ve portreler önemli bir yer tutuyor. Özellikle renk, doku ve farklı tekniklerle deneysel çalışmalar yapmayı, farklı disiplinleri bir araya getirerek yeni ifade biçimleri keşfetmeyi seviyorum.
Sanat yolculuğum boyunca birçok sergiye ve sanat projesine imza attım. 2015 yılında ilk kişisel sergim Flux’ı açtım ve Baf’ın 2017 Avrupa Kültür Başkenti kapsamında gerçekleştirilen sokak sanatı projesinde yer aldım. Avrupa Birliği ve Goethe-Institut tarafından desteklenen AB Burs Programı kapsamında bir duvar resmi tasarlayıp uyguladım; ayrıca projenin tanıtımında kullanılan marka karakterini tasarladım. Kuzey Kıbrıs’ın ilk NFT sergisini düzenleyerek küratörlüğünü üstlendim. Eserlerim KKTC Kültür ve Sanat Koleksiyonu ile Doğu Akdeniz Üniversitesi Sanat Koleksiyonu’na dâhil edildi. Benim için sanatın yalnızca galeri ortamıyla sınırlı kalmaması ve insanlarla buluşması önemli. Bu nedenle duvar resimleri, farklı disiplinleri buluşturan iş birlikleri ve mekâna özel projeler, sanatsal üretimimin önemli bir bölümünü oluşturuyor.

IQOS ile yollarınız nasıl kesişti? Bu iş birliği nasıl başladı?
IQOS ile yollarımız yaratıcılığı farklı disiplinler üzerinden ele alan çalışmalar kapsamında kesişti. Daha önce Ceren Karapaşa ve Tamer Nakışçı ile birlikte IQOS’un “Yaratıcılığını Keşfet” projesinde jüri üyesi olarak yer aldım. Bu süreç, markayla kurduğumuz yaratıcı diyaloğun başlangıcı oldu. IQOS’un yeni mağazası gündeme geldiğinde ise bu kez yerel değerleri odağına alan, mekana özel ve kalıcı bir eser üretme fikri ortaya çıktı.
IQOS 2.0 mağazası için sizden nasıl bir çalışma istendi?
Global bir marka dünyasının içerisinde, bulunduğu coğrafyayla gerçekten bağ kuran ve bize ait bir hikaye anlatan bir eser üretmek istedik. Ben de bunu tek bir sembol üzerinden değil, adanın farklı katmanlarını bir araya getiren bir görsel anlatı olarak ele aldım.
Island Story nedir? Eserin çıkış noktası neydi?
Island Story benim için adayı tek bir görüntü veya sembolle tarif etmek yerine, bu toprakların farklı katmanlarını aynı hikayenin içerisinde buluşturma fikrinden doğdu. Bu coğrafyaya baktığınızda doğa, mimari, zanaat ve deniz birbirinden bağımsız değil, iç içe geçmiş unsurlar. Eserde bunların her birini aynı ada hikayesinin farklı parçaları olarak bir araya getirdim.

Eser neden “Island Story” adını taşıyor?
Eser, adayı tek bir sembol veya referans üzerinden anlatmak yerine; doğasını, mimarisini, zanaat geleneğini ve denizle kurduğu bağı aynı anlatının farklı katmanları olarak bir araya getiriyor. Bu unsurlar, farklı katmanların çağdaş bir görsel dille yeniden yorumlandığı bütünsel bir ada hikâyesine dönüşüyor. Bu nedenle “Island Story” ismi, eserin adanın çok katmanlı kimliğini anlatan yapısını en iyi şekilde yansıtıyor.
Birbirinden güçlü bir görsel zenginliğe sahip bir coğrafyayı anlatırken başlangıç noktanız?
En önemli karar, bu toprakları birkaç tanıdık sembole indirgememekti. Adanın kimliği yalnızca yapılarından ya da yalnızca doğasından oluşmuyor. Zanaat geleneği, mimarisi, bakır gibi referansları ve Akdeniz’le kurduğu ilişki bir arada görsel zenginliklerimizi oluşturuyor. Bu nedenle eseri de tek bir odak yerine katmanlar üzerinden kurdum.
Eserde bakır neden önemli bir yer tutuyor?
Bakır, bu coğrafyanın hikayesinin en eski katmanlarından biri. Bu nedenle eserin içinde yalnızca görsel bir unsur değil, adanın derinliklerine uzanan bir referans olarak yer alıyor. Aynı zamanda eserin çağdaş dili içerisinde güçlü bir malzeme ve renk algısı yaratıyor.
Lefkara işini esere dahil etmenizin nedeni neydi?
Lefkara işi benim için emeği ve zanaatı temsil ediyor. Burada amacım motifi olduğu gibi tekrar etmek değil, onun taşıdığı hafızayı bugünün görsel dili içinde yeniden düşünmekti.
Büyük Han, Bellapais ve Salamis gibi mimari referanslar eserde nasıl bir rol oynuyor?
Bunlar Lefkoşa’nın çok güçlü mimari ve kültürel noktaları. O yüzden onları aynı eserde buluşturmak benim için bu toprakların ne kadar katmanlı bir dokuya sahip olduğunu göstermenin bir yolu. Hiçbiri eserde tek başına başrol değil; her biri büyük bir hikayenin katmanı.
Turkuaz sular da eserin önemli unsurlarından biri. Deniz bu hikayede neyi temsil ediyor?
Akdeniz ve o karakteristik turkuaz sular, bu coğrafyanın çok güçlü bir parçası. Mimari daha somut görsel noktaları yaratırken deniz, eserin coğrafi ve duygusal bağını tamamlıyor.
Bu kadar farklı referansı tek eserde kullanırken görsel bütünlüğü nasıl kurdunuz?
Benim için önemli olan, unsurları yan yana sıralamak değil, birbirlerinin içine geçen bir anlatı kurmaktı. İlk bakışta bütünsel bir kompozisyon görülmesini, yaklaştıkça da detayların tek tek keşfedilmesini istedim. Böylece izleyici eseri bir anda tüketmek yerine, baktıkça bize ait yeni bir referansla karşılaşıyor.
.jpeg)
Eserin IQOS’un yeni mağazasında kalıcı olarak yer alması üretim sürecinizi etkiledi mi?
Kesinlikle. Bu, sergi için hazırlanıp daha sonra başka bir yere taşınacak bağımsız bir çalışma değil; bulunduğu mekan için tasarlanmış bir eser. İnsanların mağazaya her gelişlerinde farklı bir detay fark edebilmesi ve eserin zaman içerisinde mekanın kimliğinin bir parçasına dönüşmesi fikri üretim sürecinde önemliydi.
Global bir marka ile yerel kültürü odağına alan bir eser üretmek sizin açınızdan nasıl bir deneyimdi?
Beni bu projede en çok heyecanlandıran noktalardan biri buydu. Global bir marka dünyasının içerisinde bize özgü, başka bir coğrafyaya taşındığında aynı anlamı taşımayacak bir hikaye anlatabilmek önemliydi. İş birliğinin benim için değeri, yerel referansları dekoratif bir unsur olarak kullanmak yerine eserin ana fikrine dönüştürebilecek yaratıcı alanın açılması oldu.
Ziyaretçilerin Island Story’i nasıl bir perspektifle görmelerini istersiniz?
Önce eserin bütününü görmelerini, sonra detaylara yaklaşmalarını isterim. Belki ilk bakışta bakırı fark edecek, sonra Lefkara işine, bir mimari detaya ya da turkuaz sulara gözü takılacak. Herkesin kendi yorumuna göre başka bir detayla bağ kurması ve eserin içinde kendi ada hikayesinden bir parça bulması benim için en güzel sonuç olur.































































































































































































