Advertisement

Advertisement

Baturay: Korku bazen hayat kurtarır ama bazen de hayatı mahveder

YAYIN TARİHİ:
Haberi dinle
Butona tıklayın: oynat / duraklat
Hazır
ads ads
11/03/2020

Baturay: Korku bazen hayat kurtarır ama bazen de hayatı mahveder

Uzmanlar, aşırıya kaçmadıkça korkunun faydalı olduğunu ve hayatımızı kurtardığını söylüyor. İnsanoğlunun bazı deneyimlerden, tecrübelerden geçerek bazı korkular edindiği ve bu korkulara karşı tedbirler aldığı için ölüm dahil, birçok tehlikeden kurtulduğu vurgulanmaktadır.

    Fransa'nın en iyi korku ve fobi uzmanlarından biri olan Christophe André, “Korkunun Psikolojisi” isimli kitabında, “Korku bazen hayat kurtarır, bazen de hayati mahveder... Kişiyi çoğu şeyden mahrum eder, yıpratır, yalnızlığa iter, hepimizi etkiler. Korku, dünya nüfusunun yarısı için bir engeldir. Her 10 kişiden birinin özgürlüğünü çalar. Etkisi zamanla artar, bunalımlara sürükler. Bize bu kadar zarar verdiği halde varlığına muhtaç olduğumuz duygudur korku...” demektedir.

   Ünlü İngiliz bilim dergisi “How It Works”’ün Türkiye’deki Türkçe versiyonunun Mart 2020 sayısı da “Korku bilimine” geniş yer vererek, korkmanın biyolojisini açıklıyor ve bu ilkel duygunun nasıl hayat kurtarabildiğini anlatıyor. Okumanızı tavsiye ederim…

    “Şimdi nereden çıktı bu korku meselesi?” diye düşünüyorsanız, hemen söyleyeyim. Dün vatandaşlarımızın koronavirüs korkusuyla olmadık şeyler yaptığına tanık olunca, korku ile ilgili okuduklarım aklıma geldi. Yalnızca ülkemiz değil, tüm dünya, henüz tedavisini bulamadığı yeni tip koronavirüsten korktuğu için çeşitli önlemler alıyor. Neden korkuyor, çaresi bulunamadığı için insanları daha fazla öldürmesinden korkuluyor. Bu korkuyla da çeşitli tedbirler alınıyor.

     Bugün ülkemizde de bazı tedbirler alınması işte bu korkudan dolayıdır. Ülke yöneticileri, “Vatandaşlarımız hayatını kaybedebilir” korkusuyla çeşitli tedbirler almaktadır. Daha önce karşılaştığımız bir tehlike olmadığı için eksiklerimiz ya da abarttıklarımız da olabilir ama korkularımız bizi tedbir almaya, temkinli olmaya yöneltiyor.

     Peki gereksiz cesaret ve “hastalığı ciddiye almamak”, yani “korkusuz olmak” ne gibi zarar verir? Kuşkusuz normal hayat ne sinema filmlerindeki ne dizi filmlerindeki ne de romanlardaki gibidir. Oralardaki kurgulanmış korkusuz kahramanların, tehlikelerden son anda kurtuluşlarını, ya da süper güçleri ile her şeyin üstesinden geldiklerini zevkle izleyebiliriz ama gerçek hayatta durum aynı değildir.

     Koronavirüsten korkmamanın, ciddiye almamanın, tedbir geliştirmemenin en büyük zararını gören ülke İtalya’dır. Avrupa’nın gözbebeklerinden İtalya, gereksiz cesaretin, öngörüsüzlüğün ve tedbirsizliğin cezasını çok ağır ödüyor. Bu nedenle tüm bir ülke karantina altına alınmış, dünya ile izole olmuştur.

      Bu nedenle Kuzey Kıbrıs’ta hükümetin aldığı ve almaya çalıştığı tedbirlere saygı göstermek gerekiyor. Alınan bazı tedbirler bize biraz sevimsiz gibi gelse de aslında toplum sağlığı içindir. Zaten hastalıklar ve benzeri tehlikeler için alınan tedbirler hiçbir zaman sevimli olmaz. Böyle tedbirler, kişilerin özgürlüğünü kısıtlayıcı, normal yaşamını sekteye uğratıcıdır ama geçici olan bu tedbirlere kendimizin ve toplumun sağlığı için katlanmak gerekir. Evet, devlet ve hükümet yetkililerinin, ilk etapta tek bir ağızdan açıklama yapmak yerine hep beraber, her kafadan bir ses çıkacak şekilde açıklamalar yapması vatandaşların kafasını karıştırdı ama özünde tümü de toplum için bir şeyler yapmaya çalışıyor ve bunu düzeltmenin yolu vardır…

     Ancak korkularımızı abartır ve bilimsellikten uzaklaşırsak, ortaya tuhaf ve istenmeyen durumlar çıkar. Aynen dün vatandaşlarımızın yaşadığı panikle birlikte eczanelere ve marketlere akın etmesi sonucu ortaya çıkan tuhaf durum gibi… Hijyen ürünlerine hücum etmek, maskeleri ve plastik eldivenleri bitirmek, vücut bağışıklığını artırdığına inanılan ilaçları, vitaminleri fazla fazla satın alarak tüketmek gereksizdi. Sanki savaş çıkmış gibi marketlere koşup evlerimizi temizlik ve gıda maddeleri doldurmaya da gerek yoktu… Kuzey Kıbrıs’ta henüz tek vaka varken, bir salgın durumu söz konusu değilken, ülkeye ilaç ve gıda ithalatında herhangi bir sorun yokken, deliler gibi marketlere ve eczanelere koşmamız gerekmezdi (ki salgın olsa bile panikle değil, mantıklı ve bilimsellikten uzaklaşmadan hareket etmeliyiz).  Maskeyi hasta olan kişilerin ya da hastaya bakmak, tedavi etmekle yükümlü olanların kullanması gerektiği söylenmesine rağmen birçok vatandaşımız 20 TL’lik maskeyi 100 TL’ye satın aldı.

     Sağlık Bakanlığının, Tabipler Birliği’nin ve hekimlerin tavsiyeleri dışındaki iddialara kulak verilmemeli. 21’nci Yüzyıl’da kocakarı ilaçlarına ya da bazı şayialarla bağlantılı, örneğin “Zivaniya içerseniz, Rakı içerseniz bir şeyiniz kalmaz” gibi sözde tedbirlere rağbet edildiğini görmek de düşündürücü ve üzücüdür.

    Şunu da söylemek gerekir ki; ülkeye girişlerde, tedbir amaçlı konulan termal kameralar kişilerin sıcaklığını ölçmektedir, kişi ülkeye girerken virüs vücudundaysa ve kuluçka dönemindeyse, henüz kişiyi etkilememişse ve sıcaklığı çıkmamışsa, kamera çare olmuyor, yani kuluçka dönemindeki virüsü tespit edemiyor. Sosyal medyada birçok kişi, hastalığın tespit edildiği Alman turistin nasıl olup da kameraya yakalanmadığını sorup duruyor… Bu nedenle bunu söylemek ihtiyacı duydum.

     Yani söylemek istediğim; İtalya’daki kadar hastalığı ciddiye almamak ve hazırlıksız yakalanmak da kötüdür ama tedbirlere rağmen, sanki savaş çıkmış gibi paniğe kapılıp saçma sapan şeyler yapmak da gereksizdir. Uzmanların dediği gibi, korkmak, bir yere kadar hayatımızı kurtarır ama korkuyu abarttığımız, aşırıya kaçtığımız zaman da hayatımızı zindana çevirir. Koronavirüs korkumuzu bilimsellikle ve akılla kontrol etmeli, bunalıma girecek kadar abartmamalıyız.

YAYIN TARİHİ:
Habersiz kalmamak için Telegram kanalımıza katılın
ad ad
TAGS: Ali Baturay, köşe yazısı, haber, kıbrıs
MANŞETLER

HK KIBRIS

Advertisement
© 2024 Haber Kıbrıs Medya Danışmanlık ve Matbaacılık Ltd.