Advertisement

Advertisement

Hüseyin Ekmekçi: 37.5 milyar borç, 1 Milyar faiz, 13.5 milyar maaş, 15 milyar 13'üncü maaş, para nerde?

YAYIN TARİHİ:
Haberi dinle
Butona tıklayın: oynat / duraklat
Hazır
ad ads ads
02/11/2026

Hüseyin Ekmekçi: 37.5 milyar borç, 1 Milyar faiz, 13.5 milyar maaş, 15 milyar 13'üncü maaş, para nerde?

SEÇİM VAATLERİ BAŞKA, HAYATIN GERÇEKLERİ BAŞKA! SEÇİME KADAR HER ŞEY YA İCRAATIN İÇİNDEN, YA VAAT, YA TOPU TACA ATMA… GERÇEK BAŞKA

37.5 MİLYAR TL BORÇ, 1 MİLYAR FAİZ, EN AZ… 13.5 MİLYAR TL MAAŞ, HEM KASIM HEM ARALIK… 15 MİLYAR TL 13’ÜNCÜ MAAŞ… GELİR AYDA 9 MİLYAR… BİR DE BORÇ GERİ ÖDEME İÇİN AYDA 3-4 MİLYAR TL… GERÇEK BU…

Seçim yaklaştıkça vaatler havada uçuşuyor. Herkesin bir projesi, herkesin bir kurtuluş reçetesi var. Ama halkla reçete paylaşan yok. Ajanda var ama gizli. Çünkü herkes gerçeğin farkında; gerçek ise çok ama çok acı. Borç 37.5 milyar, faizi ayda 1 milyar, taksit için her ay en az 3-4 milyar TL…

Maaş için gerekli olan 42 milyar TL, gelir ayda 9 milyar TL… gerçek bu. Kimi yeni yatırımlardan, kimi sosyal politikalardan, kimi de büyük dönüşümlerden söz ediyor. Hesap sormak da geliri büyütmek de gideri azaltmak da siyasetin sorumluluğunda. Peki ya gerçekler?

Dinliyorum, okuyorum, anlamaya çalışıyorum. Ama dönüp hayatın pratiğine baktığımda, anlatılanlarla yaşadıklarımızın birbirini tutmadığını görüyorum. Kasası boş bir devletimiz var. Maaş ödemek için borçlanıyoruz. Borçlarımızı ödemek için yeniden borçlanıyoruz.

Her geçen gün büyüyen faiz yükünü gelecek nesillerin sırtına bırakıyoruz. Böyle bir mali yapıyla hangi büyük projeyi hayata geçireceğiz? Önce bu soruya yanıt vermek gerekiyor. Benim önceliğim belli: Önce giderler azaltılacak, kamu kaynakları disiplin altına alınacak.

Maaş politikası yeniden düzenlenecek. En yüksek kamu maaşıyla en düşük maaş arasındaki uçurum kapanacak. Sorumluluğu ve riski yüksek görevler elbette farklı değerlendirilebilir. Ancak kamuda hiçbir makam, ülkenin ekonomik gerçeklerinden bağımsız olamaz.

Gelirler artırılacak. Vergi kaçaklarıyla gerçek anlamda mücadele edilecek. Faturasız iş yapan da özel ders verip gelirini gizleyen de özel klinikte çalışıp kazancını beyan etmeyen de denetlenecek. Siyasi partiler, herkesin oyuna talip oldukları için bu alana dokunmaktan kaçınıyor.

Sonra çıkıp vatandaşa tasarruf anlatıyorlar. Belediyelerde denk bütçe anlayışı önemli bir disiplin sağlayabildiyse, devlet bütçesinde neden benzer bir irade ortaya konulamıyor? Belediyeler maaş ödemek için borçlanmadan yatırım yapabiliyorsa, hükümetler de yapabilir.

Ekonomimizin önemli bir bölümü Güney Kıbrıs’a kayıyor. Güneye kayan ekonomik faaliyetlerin yıllık hacmi 1,5 milyar euroya ulaştı. Hepimiz günlük yaşamda aynı gerçeği görüyoruz: İnsanımız maaşını kuzeyde alıyor, alışverişini güneyde yapıyor. Güney artık daha ucuz…

Aynı fabrikadan çıkan, aynı gemiyle taşınan ürünün güneyde daha ucuz, kuzeyde daha pahalı olmasının nedenlerini sorgulayan var mı? Oy derdine düşenler, yaşamın gerçeklerinden ne kadar uzak… Mesela et. Güneyde neden daha ucuz? Neden kuzeyde bu dert değil?

Vergiler mi? Taşıma maliyetleri mi? Piyasanın yapısı mı? Akaryakıt kuzeyde çok daha ucuz. Akaryakıtta fiyat avantajı yaratabiliyorsak, başka alanlarda da rekabetçi koşullar oluşturmanın yollarını araştırabiliriz. Bu kadar zor değil ama, memleket için gayle çekmek gerek…

Ekonomiyi kuzeyde tutacak politikalar geliştirmeden, yalnızca yeni gelir kaynakları açıklayarak bu düzeni değiştiremeyiz. “Vergileri artıracağız” diyenler de dönüp dolaşıp kayıt altında vergi verenlerin üzerine gidiyor. Cesurca yeni alanlara yönelmek lazım…

Bir de gençlerimizin hayatına bakalım. Bizim kuşağımız, çalışarak ev sahibi olma umuduyla büyüdü. Bir ev, bir araba, iki anahtar… Hayatın temel güvencesi buydu. Aile desteği olmadan bunları başarabilen çok insan tanıdım. Öyle ya da böyle, başımızı sokacak bir evimiz, kira gelirimiz…

Bugünün gençleri ise yıllarca çalışsalar bile bir evin peşinatını biriktirmekte zorlanıyor. Kiralar yüksek, konut fiyatları erişilemez halde. Gençler çalışıyor ama gelecek kuramıyor. Üniversiteyi bitirip iş bulsalar bile kazandıkları parayla bağımsız bir yaşam kuramıyorlar.

Böyle bir ülkede gençlere yalnızca yeni projeler vaat etmek yeterli mi? Gençler vaatlere inanıyor mu? Sağlıkta, eğitimde, ulaşımda, konutta ve istihdamda vatandaşın her gün yaşadığı sorunlara bakın. Sonra seçim kürsülerinde anlatılanlarla karşılaştırın.

Ben hayatın pratiğinden geliyorum. Gazetecilikte de siyaseti değerlendirirken de ölçüm bu. Söylenenin ne kadar güzel olduğuna değil, insanın hayatında neyi değiştirdiğine bakarım. Zaten gördüğüm kadarıyla vatandaş da vaatlerle pek ilgilenmiyor. Yaşamın pratiği son derece net…

Dünyada ekonomik ve sosyal dengeler hızla değişiyor. Gelir adaletsizliği büyüyor, barınma sorunu derinleşiyor, gençlerin gelecek kaygısı artıyor. Biz ise eski yöntemlerle, eski alışkanlıklarla ve aynı siyasi hesaplarla yol almaya çalışıyoruz.

Seçim döneminde herkes konuşacak. Konuşsun, herkes projesini anlatsın. Ama vatandaş da sorsun: Kaynağı nerede? Nasıl finanse edilecek? Hangi giderden vazgeçilecek? Hangi israf önlenecek? Benim hayatımda ne değişecek? Acı reçeteniz ne? Bizi ne bekliyor?

Bu ülkenin yeni vaatlerden önce mali disipline, adil bir ekonomik düzene ve söylediklerini uygulayacak siyasi iradeye ihtiyacı var. Çünkü seçim kürsüsünde anlatılan hayatla vatandaşın her sabah uyandığında karşılaştığı hayat birbirinden çok farklı. Gerçek de bu…

YAYIN TARİHİ:
Habersiz kalmamak için Telegram kanalımıza katılın
ad
TAGS:
MANŞETLER

HK KIBRIS

Advertisement
© 2024 Haber Kıbrıs Medya Danışmanlık ve Matbaacılık Ltd.