Hüseyin Ekmekçi: Şimdi Konuşma Sırası Erhürman'da
28/07/2026
HK
HAZIR BM GENEL SEKRETERİ VE EKİBİ DE ADADAYKEN, ÖYLE YÜZÜNE YÜZÜNE SAYIN ERHÜRMAN SÖYLESİN: BM YOL HARİTALARINA SADIK KALMANIN BEDELİNİ STATÜKOYA MAHKUM EDİLEREK AĞIR ÖDEDİK…
DİPLOMATİK PASAPORTU OLAN; HAYATINDA HİÇ ŞAHSINA EŞDEĞER MAL ALMAMIŞ; SATMAMIŞ; SADE BİR VATANDŞIN İFADEYE ÇAĞRILMASI YENİ BİR AŞAMADIR… HUKUK SİYASETİN ÖNÜNE GEÇTİ BİR KERE…
Kıbrıs sorunu yıllardır masada konuşuluyor. Federasyon, iki devlet, güven artırıcı önlemler, sınır kapıları, müzakereler… Siyaset her zaman ön plandaydı. Bugün ise bambaşka bir dönem başladı. Artık siyasetin önüne hukuk konuluyor. Rum yönetimi bunu uzun zamandır planlı şekilde yapıyor.
Önce Simon Aykut tutuklandı. Ardından Kuzey Kıbrıs'taki emlak sektörüne yönelik uluslararası uyarılar yapıldı. Müteahhitler, yatırımcılar, emlak şirketleri hedefe konuldu. Şimdi ise sınır kapısında, eşdeğer bir malın satışı sırasın “vekaleten imza atan” diplomatik pasaport sahibi bir Kıbrıslı Türk ifadeye çağrıldı
Üstelik "tanık" sıfatıyla… Ama ilginç olan şu. Defalarca sormasına rağmen Rum polisi, "Sanık olmayacaksınız" güvencesini vermiyor. Bu ayrıntı bile gelinen noktanın ne kadar ciddi olduğunu göstermeye yetiyor. Çünkü Rum yönetiminin dayandığı hukuki zemin yeni değil.
KKTC’deki en önemli ekonomik faaliyet haline gelen inşaat sektörünün önüne geçilmeliydi… 2006 yılında, Annan Planı referandumunun hemen ardından, Kuzey'de hız kazanan inşaat sektörünü yakından izleyen Rum Meclisi, Ceza Yasası'nın 154'üncü faslına çok kritik bir madde ekledi. 303A.
Bu madde, kayıtlı malikin rızası olmadan bir taşınmazın satılması, kiralanması, pazarlanması, reklamının yapılması, kullanımına sunulması ya da bu işlemler için sözleşme düzenlenmesini suç sayıyor. Bu çerçeve o kadar geniş ki…
Yani yalnızca müteahhit değil… Satıcı da… Emlakçı da… Kiraya veren de… Reklamını yapan da… Hatta sözleşmeye taraf olan kişi de bu kapsamda değerlendirilebiliyor. Bununla da bitmiyor. Rum Ceza Yasası'nın 281'inci maddesi ise çok daha geniş bir alanı kapsıyor.
Kayıtlı malikinin izni olmadan bir araziyi kullanan, üzerinde faaliyet gösteren veya herhangi bir şekilde yararlanan herkes suç işlemiş sayılıyor. Kanunun lafzına bakıldığında kapsam son derece geniş. Her sektör, Rum yönetiminin yeni adımım hedefi halinde…
Otel işleten… Restoran açan… Market işleten… Depo kullanan… Ofis açan… Çiftçilik yapan… Hayvancılıkla uğraşan… İnşaatta çalışan… Bahçıvan… Elektrikçi… Tesisatçı… Hatta fiilen o taşınmazı kullanan kiracı… Hepsi teorik olarak bu maddelerin kapsamına girebiliyor.
Elbette her kanun maddesi uygulanırken savcılığın takdir yetkisi, deliller ve kamu yararı değerlendirmesi vardır. Kanunun kapsamının geniş olması, listedeki herkesin otomatik olarak yargılanacağı anlamına gelmez. Ancak hukuki risk alanının oldukça geniş tanımlandığı da bir gerçek
İşte asıl mesele de burada. Rum yönetimi bugüne kadar bu yasaları sınırlı şekilde kullandı. Şimdi ise adım adım uygulama alanını genişletiyor. Bu nedenle Simon Aykut dosyası tek başına bir dosya değil.
Bir stratejinin ilk halkalarından biri olarak görülüyor.
Tam da Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri'nin Kıbrıs konusunda yeni bir diplomatik süreç hazırlığında olduğu, kişisel temsilcinin temaslarını yoğunlaştırdığı bir dönemde bu hukuki hamlelerin hız kazanması tesadüf gibi görünmüyor.
Mesaj açık. Siyasi çözüm beklenmeden, mülkiyet meselesi ceza hukuku üzerinden uluslararası bir baskı aracına dönüştürülüyor. Kuzey Kıbrıs ise bu gelişmeleri hâlâ günlük siyasi tartışmaların arasında değerlendiriyor.
Oysa konu yalnızca birkaç yatırımcıyı ilgilendirmiyor. İnşaat sektörünü… Turizmi… Emlak piyasasını… Yabancı yatırımcıyı… Hatta sınır kapılarından geçen sıradan insanı bile ilgilendirebilecek kadar geniş bir hukuki tartışmadan söz ediyoruz.
Bugün tanık olarak çağrılan bir kişinin yarın hangi sıfatla dosyada yer alacağını kimse kesin olarak söyleyemiyor. Bu yüzden artık şu gerçeği görmek gerekiyor: Kıbrıs meselesinde yeni cephe diplomasi masası değil, mahkeme salonları.
Ve bu cephede atılan her adım, yalnızca hukuki değil; aynı zamanda siyasi, ekonomik ve uluslararası sonuçlar doğurabilecek nitelikte. Beklenen, Guterres adadayken, Cumhurbaşkanı Tufan Erhürman’ın Kıbrıslı Türklerin içerisine düştüğü bu durumu, Hristodulidis’in “yüzüne yüzüne” haykırmasıdır…


























































































































































































