Hüseyin Ekmekçi yazdı: Kıbrıslı Türklerin dünyayala kurmak istediği her bağ pazarlık konusu yapılıyor
20/10/2026
KIBRISLI TÜRKLERİN DÜNYAYLA KURMAK İSTEDİĞİ HER BAĞ SİYASİ PAZARLIK KONUSU YAPILIYOR. YA ENGELLENİYOR YA ERTELENİYOR. İYİ NİYET BUNUN NERESİNDE?
AB 2004’TE BİR KARAR ALDI. BU KARARIN ARKASINDA HİÇ DURMADI. HAKSIZLIĞA UĞRADIĞIMIZ BİRÇOK ANDA BU KARAR AKLIMIZA GELİYOR
Kıbrıs Türk halkı daha ne kadar cezalandırılacak? Daha ne kadar dünyadan uzak tutulacak? Daha ne kadar çocuklarımızın spor yapması, gençlerimizin sanatla buluşması, insanlarımızın uluslararası etkinliklere katılması siyasi hesapların kurbanı olacak?
Üstelik çözümden, barıştan, karşılıklı güvenden en fazla söz edenler, bu engellemelerin de arkasında durabiliyor. Cumhurbaşkanı Tufan Erhürman'ın son dönemde yürüttüğü diplomatik girişimleri tam da bu nedenle son derece önemsiyorum.
Erhürman, Kıbrıslı Türklerin kültürel, sportif, siyasi ve diplomatik faaliyetlerine yönelik engellemeleri yalnızca kamuoyu önünde eleştirmekle yetinmedi. Konuyu Birleşmiş Milletler ve Avrupa Birliği nezdine taşıdı. Yazdı, anlattı, takip etti.
Ağustos 2026’da BM Genel Sekreteri António Guterres'e ve Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen'e mektuplar gönderdi. Barcelona futbol okulunun çocuklara yönelik kampının engellenmesi girişimlerini, kültürel etkinliklere yönelik baskıları ve diplomatik temaslarda yaşanan sorunları uluslararası gündeme taşıdı.
Çünkü mesele yalnızca bir futbol kampı değil. Mesele, Kıbrıs Türk halkının dünyayla kurmak istediği her bağın siyasi bir pazarlık konusu yapılması. Önce Avrupa Komisyonu'ndan yanıt geldi. 6 Ekim tarihli cevapta Erhürman'ın dile getirdiği endişelerin dikkate alındığı belirtildi.
Daha da önemlisi, Avrupa Birliği'nin 2004 yılında Kıbrıslı Türklerin izolasyonunun sona erdirilmesine ilişkin ortaya koyduğu siyasi irade yeniden hatırlatıldı. Düşünün... 2004 yılından 2026 yılına geldik. Aradan 22 yıl geçti. Avrupa Birliği hâlâ izolasyonların sona erdirilmesi yönündeki kararını hatırlatıyor.
Peki, bu 22 yılda Kıbrıslı Türklerin hayatında ne değişti? Sporcularımızın önündeki engeller kalktı mı? Gençlerimiz uluslararası organizasyonlara eşit koşullarda katılabiliyor mu? Sanatçılarımız özgürce dünyaya açılabiliyor mu? Hayır.
Ardından 16 Ekim'de BM Genel Sekreteri Guterres'in mektubu geldi. Guterres, Erhürman'ın endişelerini dikkatle not ettiğini bildirdi. Güven tesisini engelleyen girişimleri cesaret kırıcı bulduğunu, bunların karşılıklı güvenin güçlendirilmesine yönelik çağrılarıyla ters düştüğünü vurguladı.
Bu, diplomatik açıdan önemli bir gelişme. Elbette BM'nin veya AB'nin bütün siyasi tezlerimizi kabul ettiğini söylemiyorum. Ama iki uluslararası kurumun da güven ortamını zedeleyen engellemeler konusunda ortaya koyduğu yaklaşım, Kıbrıs Türk tarafının itirazlarına ciddi bir dayanak sağlıyor.
Erhürman'ın çabalarının önemi de burada. Sorunu doğru zemine taşıyor. Tepkiyi diplomasiye, şikâyeti uluslararası muhatapların önündeki somut bir meseleye dönüştürüyor. Ve bunun devamı gelmeli.
Rum liderliği bir yandan çözüm istediğini söyleyip diğer yandan Kıbrıslı Türklerin dünyayla temaslarını zorlaştıran girişimlerde bulunuyorsa, burada ciddi bir çelişki var. Güven böyle kurulmaz. Çocukların spor yapmasını engelleyerek barışa ulaşamazsınız.
Gençleri dünyadan uzaklaştırarak iki toplumu yakınlaştıramazsınız. Bir halkın uluslararası görünürlüğünü sınırlayarak ortak gelecek inşa edemezsiniz.
Şunu da açıkça söyleyelim. Kıbrıs meselesinin kalıcı çözümü, Kıbrıslı Türklerin uluslararası statüsünün ve siyasi eşitliğinin güvence altına alındığı, Birleşmiş Milletler zemininde varılacak kapsamlı bir anlaşmadan geçiyor. Bunun müzakere edilmesi, üzerinde uzlaşılması gerekiyor. Kolay olmayacağını da biliyoruz.
Ancak o güne kadar Kıbrıslı Türklerin hayatı askıya alınamaz. BM ve AB'nin güven ortamına zarar verdiğini kabul ettiği engellemelerin ortadan kaldırılması için artık somut adımlar atılmalı. Güven, yalnızca toplantı masalarında değil, insanların günlük yaşamında da hissedilmeli.
Çünkü çözüm için güven gerekiyorsa, güven için de önce haksızlıkların sona ermesi gerekiyor. Kıbrıslı Türkler bir anlaşmayı beklerken dünyadan koparılmamalı. Bu adada eşit bir gelecek konuşulacaksa, o geleceğe yürüyen Kıbrıslı Türklerin önü bugünden açılmalı.
Kıbrıs Türk halkının yaşadığı engellemeler artık yalnızca bizim anlattığımız bir mesele değil. Cumhurbaşkanı Tufan Erhürman'ın girişimleriyle Avrupa Birliği'nin ve Birleşmiş Milletler'in gündemine taşınmış bir mesele.
BM Genel Sekreteri, güven tesisini engelleyen girişimleri cesaret kırıcı buluyor. Avrupa Komisyonu ise 22 yıl önceki izolasyonların sona erdirilmesi yaklaşımını yeniden hatırlatıyor. Şimdi mesele bu diplomatik mesajların somut sonuçlara dönüşmesi.
Kıbrıslı Türk çocuklar spor yapabilmeli. Sanatçılar dünyayla buluşabilmeli. Gençler uluslararası etkinliklere katılabilmeli. Diplomatik temaslar siyasi baskı konusu olmamalı. Nihai hedef, Kıbrıslı Türklerin siyasi eşitliğinin ve uluslararası statüsünün güvence altına alınacağı, BM zemininde varılacak kapsamlı bir anlaşma olmalı.

























































































































































































