Advertisement

Advertisement

“TMT Nalbantoğlu’nu vuracaktı”

Mücadele yıllarına dair önemli açıklamalar yapan Fuat Veziroğlu, çok az bilinen bir gerçeğin detaylarını paylaştı.

YAYIN TARİHİ:
Haberi dinle
Butona tıklayın: oynat / duraklat
Hazır
ads ads
01/06/2012

“TMT Nalbantoğlu’nu vuracaktı”

- “MENDERES TMT’YE SAVUNMA ÖRGÜTÜ OLMASI KOŞULU İLE DESTEK VERDİ”…
“Denktaş, TMT konusunda Zorlu’yu, Zorlu da Menderes’i ikna ettikten sonra burada gereken adımların atılması için Menderes hükümeti, Genelkurmay Başkanlığı’na talimat verdi. Bu talimatı verirken, bizzat benim İsmail Tansu’dan dinlediğime göre, Menderes şunu söylemiştir: ‘Sadece savunma için, Kıbrıs Türk halkı bir saldırıya uğrarsa Kıbrıs Türk halkını ve haklarını korumak için böyle bir örgütün ya da kurmuş olduğunuz örgütün desteklenmesine biz de gireceğiz’”
- “RIZA VURUŞKAN’DAN SONRA KAYA BEY GELİNCE İŞLER KARIŞTI”…
“Kaya Bey göreve geldikten bir süre sonra Burhan Nalbantoğlu, ben dahil ve TMT’nin temsilcileri dahil, ki onların başında Mağusalı merhum Vefa Besim isminde bir arkadaşımız vardı, Kaya Bey bunları yavaş yavaş TMT’den soğutmaya, iki de bir haşlamaya, gönül kırmaya, hakarete varan sözler sarf etmeye, Rıza Vuruşkan’a yakın olduğunu hissettiği kişileri ekarte edip yerine başkalarını getirmeye çalıştı...”
- “ALPAY TMT’NİN YAKUP CEMİL’İ İDİ”…
“Alpay ele avuca sığmayan, kural nizam tanımayan, kötü anlamda söylemiyorum ama deli toy bir çocuktu. Yani İttihat ve Terakki’nin Yakup Cemil’i varsa, bizim TMT’nin de Alpay’ı vardı diyebilirim. Bir nevi Yakup Cemil idi Alpay bizim TMT içinde...”

“Burhan Reis, TMT tarafından vurulup öldürülecekti!”
Fuat Veziroğlu ile röportajımızın dördüncü bölümünde, Rıza Vuruşkan sonrası dönemde TMT içerisinde yaşananlarla Burhan Nalbantoğlu’nun TMT’den soğutulması ve hakkında ölüm emri çıkarılması sürecindeki olayları bulacaksınız. Fuat Veziroğlu, Nalbantoğlu ile ilgili çıkarılan ölüm emrini nasıl durdurduklarını tüm detayı ile bize anlattı. Bu arada Alpay olayını da Veziroğlu ile konuştuk. O konudaki detayları da bugünkü bölümün içinde bulacaksınız. Avukatların öldürülmesi konusunda yaşanan tartışmaları da Veziroğlu’na sorduk.

Mete Tümerkan: TMT’de Rıza Vuruşkan adadan gittikten sonra bir boşluk olduğu ve TMT içerisinde gruplaşma ve gerginlikler yaşandığı iddia edilir. Bu konuda ne diyeceksiniz?

Fuat Veziroğlu: TMT’de sorunlar yaşandığı doğrudur. Ben daha önce de söylemiştim ki TMT’nin ya da bir savunma teşkilatının kurulması konusunda Denktaş, Zorlu’yu, Zorlu da Menderes’i ikna ettikten sonra burada gereken adımların atılması için hükümet Genelkurmay Başkanlığı’na talimat verdi. Bu talimatı verirken, bizzat benim İsmail Tansu’dan dinlediğime göre Menderes şunu söylemiştir: “Sadece savunma için, Kıbrıs Türk halkı bir saldırıya uğrarsa Kıbrıs Türk halkını ve haklarını korumak için böyle bir örgütün ya da kurmuş olduğunuz örgütün desteklenmesine biz de gireceğiz.” Bizzat İsmail Tansu’nun anlattığına göre yine Menderes şunları eklemiş: “Biliyorsunuz orada İngiltere var, bir Rum halkı var, Yunanistan var ortada. Biz İngiltere ve Yunanistan’la müttefikiz. NATO’da beraberiz. Bu konularda da bir sorun çıkmasını istemiyorum. Sırf, hini hacette bir gün Kıbrıs Türk halkı saldırıya uğrarsa böyle bir örgüt bulunsun. Böyle bir örgüte silah ve personel yardımını yapacağız.” Menderes bu şekilde direktif vermiş. Böyle bir direktifin verildiğini ben İsmail Tansu’dan dinledim. Ve İsmail Bey’in bana anlattığına göre, Menderes, bu işin Genelkurmay’da başkanı olan Daniş Karadelen Paşa ile birlikte, İsmail Tansu ve Rıza Vuruşkan’ı birlikte kabul ederek onlara söylemiştir bunu. Bu hükümet gerekli silah, malzeme yardımının yapılmasını, TMT’nin üst kademesinin Türkiye’den gelecek subaylar tarafından üstlenilmesi talimatını verdikten sonra, ( zaten bu konuda Denktaş ile mutabakata varılmıştı) Rıza Vuruşkan komutasında 10-15 arası, sayısını şimdi tam bilmediğim subay Kıbrıs’a 1958 Temmuz-Ağustos aylarında gelmeye başladı. Bunların kimler olduğunun hepsini bilmiyorum. Çünkü hücre sistemine göre çalıştığımız için ben sadece ilişkili olduğum kişileri, bölge sorumlularını ya da komutanları tanıyordum. Rıza Vuruşkan 1 Ağustos 1958’de göreve başladı. Anımsadığım kadarıyla 1961 Eylül’üne kadar ekibi ile birlikte görev yaptı...

“Mağusa Sancaktarı Kaya Bey, Rıza Bey’in geri çağrılmasını sağladı”
Mete Tümerkan: Vuruşkan neden geri çağrıldı?

Fuat Veziroğlu: Burada görevli olan subayların bir tanesi hariç Rıza Vuruşkan’a tamamen bağlıydı. Mağusa Sancaktarı, o zamanın deyimi ile Mağusa bölge sorumlusu Kaya Bey ise yapısı itibarı ile huyu suyu itibarı ile Rıza Vuruşkan’ın komutasına girmemeye çalışan, biraz müstakil hareket etmeye çalışan ama şekil olarak komutasına da girmiş gibi görünmeyi tercih eden yapıda bir adamdı. Biraz geçimsiz bir kimse idi, ben Mağusa’da görevle gittiğimde muhtelif defalar kendisi ile görüştüm. Çeşitli TMT mensupları ile de tartışmaları olmuştu. 1960 yılında 27 Mayıs müdahalesi olduktan sonra tesadüfen Mağusa’daki komutan Kaya Bey’in, Milli Birlik Komitesi’nde bir yakın arkadaşı veya sınıf arkadaşı olduğu öğrenildi. Ve büyük ölçüde onun da etkisi ile Rıza Vuruşkan bir süre sonra görevden alındı. Mağusa’daki Kaya Bey en kıdemli subay olduğu için, TMT’ye komutan vekili durumuna geçti ve Mağusa’dan Lefkoşa’ya nakledildi. Bu görevi Kenan Coygun paşa gelinceye kadar komutan vekili olarak devam etti. Mısırlıoğlu Apartmanı’nda bir daire kiraladı. Üst katlarda bir dairede kalıyordu. Tek dostu ve yakın olduğu kimse Hazım Remzi ve Emine Hanım’dı. Merhum Hazım Remzi ve eşi Merhum Emine Hanım’ın bu komutan üzerinde hayli etkili olduklarını bir süre sonra anlamaya başladık. Bana görev vermek istediğinde nadiren kaldığı apartmana çağırır, benimle sık sık Hazım Remzi’nin Saray Otel’in altındaki büyük dükkanının arka odalarının birinde görüşürdü. Diğer görüşmek istediği kişileri de öyle. Sanırım saçı olmadığı için peruk takıyordu. Peruk da pek belli olmasın diye oda içinde olduğu zamanda bile devamlı şapka kullanıyordu. Kendisini hiç şapkasız görmedim. Kaldığı ev ve Hazım Bey’in dükkanı dahil. Şapkasız dolaşmadığı için de bazı TMT’ci arkadaşlar bu Kaya Bey için “Gappelo” lakabını takmışlardı.

“‘Gappelo’ Burhan Nalbantoğlu için ‘vur emri’ çıkardı”
Mete Tümerkan: Burhan Nalbantoğlu ile de Kaya Bey arasında sorun yaşandı mı? Nalbantoğlu ile ilgili “vur” emrini Kaya Bey mi çıkarttı?

Fuat Veziroğlu: Kaya Bey göreve geldikten bir süre sonra Burhan Nalbantoğlu dahil ben dahil TMT’nin temsilcileri dahil, ki onların başında Mağusalı merhum Vefa Besim isminde bir arkadaşımız vardı, Kaya Bey bunları yavaş yavaş TMT’den soğutmaya, iki de bir haşlamaya, gönül kırmaya, hakarete varan sözler sarf etmeye, Rıza Vuruşkan’a yakın olduğunu hissettiği kişileri ekarte edip yerine başkalarını getirmeye çalıştı. Böyle bir politika güttü.

“‘Gapello’ Rıza Vuruşkan’a duyduğu hırs ve öfkesini bizden çıkardı”
Mete Tümerkan: Nedeni neydi bunun?

Fuat Nalbantoğlu: Rıza Vuruşkan’a karşı duyduğu hırs ve kıskançlık yüzünden. Yani Rıza Vuruşkan’dan kıskanıyordu. Bu adamda büyüklük kompleksi vardı. Oysa yetenekleri o kompleksle bağdaşır halde değildi. Büyüklük kompleksi vardı ama bana göre aşağılık kompleksi içinde kıvranıyor gibi geliyordu. Bu faaliyet içerisinde biliyorsunuz Burhan Nalbantoğlu ilke sahibi, katı, kolay kolay boyun eğmeyen ve Rıza Bey’e çok yakın bir kişiydi. Burhan Bey’i önce soğuttu. TMT lisanında soğutma demek TMT ile ilişkilerini ya askıya almak, ya da pasifize etmek, mesafe koymak demekti. Sana seni tamamen ihraç ettiğini söylemezdi. Tabii bugünlerin belirli sürelerinde ben Türkiye’de de bulunduğum için belki meydana gelen sürtüşme ve çatışmaların tamamı hakkında bilgi sahibi olduğumu söyleyemem. Ama şunu biliyorum ki Kaya Bey, Nalbantoğlu ile çok gergin ilişkiler içerisindeydi.

“Burhan Nalbantoğlu, Rauf Bey gibi taktik uygulamadı katı durdu”
Mete Tümerkan: Rauf Bey ile ilişkileri nasıldı?

Fuat Veziroğlu: Rauf Bey ile de ilişkileri soğuktu. Rauf Bey bildiğin gibi Nalbantoğlu’na göre çok daha taktik ve strateji uygulayan ve bütün bu fırtınaları kendisi galip gelmek şartıyla atlatmasını çok iyi bilen bir kimseydi. Burhan aynı esnekliği göstermedi, aynı taktiği uygulamadı, sert durdu. Anladığım kadarı ile Rauf Bey, “Bu gelip geçicidir, TMT’dir, bir subaydır, Genelkurmay’ın adamıdır, durup bununla kavga etmeye değmez. Bir rüzgardır, gelip geçecek” havasındaydı. Rauf Bey’in düşündüğü de oldu. Burhan Bey katı durdu, boyun eğmedi, idare de etmedi. Sonradan öğrendiğime göre Kaya Bey, “Burhan Nalbantoğlu, Kaya Bey hakkında orada burada konuşuyormuş, bu TMT’yi parçalayıcı nitelikte faaliyetler teşkil ediyormuş. TMT’yi bölmek ya da dağıtmak riski ile karşı karşıya bırakmış” gerekçesiyle o zaman Serdar olan Kemal Şemi’ye bir talimat verdi ve iki kişi silahlı olarak Burhan Bey’in Ankara kliniğine gittiler, silah zoru ile onu kaçırdılar. “Gel seninle filan yere gideceğiz” dediler. Ve bir yere götürdüler, orada “Dikkat et hareketlerine sonu kötü olur” gibi uyarılarda bulundular. Aldığım bilgiye göre Burhan’a burada bir iki de tokat atıldı. Sonradan bana gelen, fakat henüz teyit ettiremediğim o bilgiye göre, o tokadı Burhan’a atan Kemal Şemi imiş. Ondan sonra dediğim gibi bütün ayrıntılarını bilemem ama şunu öğrendim ve bizzat da yaşadım: Ben o sırada Ankara Hukuk’tayım. Koç Yurdu’nda kalıyorum. 27 Mayıs’ta ihtilal olduktan sonra meydana gelen yönetim, Genelkurmay’daki Kıbrıs’la ilgili çalışmaları “Menderes orduya karşı gizli bir milis oluşturuyor” söylentilerinin etkisinde kaldılar ve Rıza Vuruşkan’ı buradan aldıktan mada orada da İsmail Tansu ve ekibini de bu işten ayırdılar. Emekli ettiler. Bu emekli subaylardan iki tanesi bir gün bana Koç Yurdu’na geldi ve korkunç bir şey olduğunu söylediler, kendilerinin bunu içerdeki arkadaşlarından öğrendiklerini anlattılar ve bana “Burhan için ‘vur’ kararı çıkarılması için Kaya Bey’in Genelkurmay Başkanlığı’na yazı yazıp teklifte bulunduğunu” aktardılar. Bana gelip bilgi verenlerden bir tanesi de Necmi Bey idi. Hani Lefkoşa’da Doğan Harman’ın annesinin evinde kiracı olarak kalan, Rıza Bey’in yardımcılığını yapan subay...

“Burhan için ‘vur’ emri çıkarıldığını kendisine şifreli bir mesaj ile duyurdum”
Mete Tümerkan: Siz bunu duyunca ne yaptınız?

Fuat Veziroğlu: Bunun üzerine ben Burhan’a derhal şifreli bir telgraf çektim. Zaten biz Burhan’la devamlı beraberdik ve bir birimizin lisanını çok iyi anlardık. Şiirler, edebiyat şu bu, siyasi konular, TMT konuları falan filan. Şifreli bir telgraf çektim. Derhal uçağa binip Ankara’ya geldi. Hatta Koç Yurdu’na geldi. Bir gece yarasına kadar Koç Yurdu’nda ne yapacağımızı konuştuk. O kadar dalmışız ki saat gece yarısı olmuş, yurdun kapıları da kapanmıştı. Burhan Reis’i o gece Koç Yurdu’nda gizlice bir arkadaşın yatağında yatırmak zorunda kaldık. Ertesi günü Burhan Reis, ben ve bu iki emekli subay buluştuk ve ne yapılacağını tartıştık. Hatta bakanlıklardan Kızılay’a doğru indiğinizde Kızılay’ın sağ arka tarafında Washington Lokantası vardı, oraya gidip yemek de yedik. Macar Gulaş yemiştik. Ve orada şöyle bir sonuca varıldı. Burhan hakkında “vur” emrinin uygulanması ancak Genelkurmay Başkanı’nın “evet” demesi ile mümkündü. Çünkü Burhan sokakta hain biri değildi. Bilmiyorum TMT’nin buradaki yetkilileri kendi takdirlerine göre sıradan bir vatandaşı da hain diye vurdurabilirler miydi yoksa onun için de onay mı alırlardı, onu bilmiyorum ama herhalde Burhan için böyle bir şey yapılamazdı ki onay istendi. Yaptığımız o toplantıda şöyle bir neticeye varıldı. Genelkurmay Başkanı o dönemde Cevdet Sunay’dı. Cevdet Sunay’ın özel kalem müdürü de hepimizin tanıdığı Kurmay Albay Celil Gürkan’dı. Celil Gürkan da Kıbrıs anlaşmaları imzalandıktan sonra üçlü karargahta Türkiye’yi temsil etmek üzere gelmiş subayların başkanıydı. Şimdi Rum mahkemesi olan Vuzli Baraks dedikleri bina o zaman bu üçlü karargahın merkeziydi ve Celil Gürkan orada görev yapıyordu. Benim de, Burhan Nalbantoğlu’nun da dostuydu. Ve biz en iyi o günlerde özel kalem müdürü olan Celil Gürkan’ı gidip görmeye ve ondan Cevdet Sunay ile görüşebilmek için randevu talep etmeye karar verdik. Böylece Genelkurmay Başkanı Cevdet Sunay ile görüşüp durumu Burhan izah edebilecekti. Öyle yapıldı. Burhan Bey tek başına Celil Gürkan ile görüşmeye gitti. Burhan Bey geldi dedikleri anda hemen Celil Gürkan onu yanına aldı. Burhan Reis Celil Gürkan’a durumu izah etti. Celil Gürkan sonraki yıllarda general iken solcu bir darbe yapacağı iddiasıyla emekli edilen subaylardan biriydi. Celil Gürkan Nalbantoğlu’na “Sen hiç merak etme ben Cevdet Sunay paşadan derhal randevu alırım” demiş. Bir ya da iki gün sonra bir randevu alındı. Burhan tek başına tekrar çıktı gitti. Ve sonradan bize anlattığına göre “İçeri girdim Cevdet Sunay paşa ayağa kalktı ve beni görür görmez ‘Vay evladım, vuracağımız adam sen miydin?’” demiş. Yani Cevdet paşa, Burhan’ı TMT’ci olarak tanıyor, çünkü Burhan orada eğitime gitti. Eğitime gittiğinde de Cevdet Sunay Genelkurmay İkinci Başkanı’ydı. Ve Kıbrıs işlerine de baktığı için tanışırlardı. Ama bir Genelkurmay Başkanı veya ikinci başkan bütün tanıdığı, bir ya da iki defa gördüğü insanların ismini hatırlamaz. Burhan’ın yüzünü tanıyor ama ismini bilmiyor. Yani Burhan ismi önüne gittiğinde bu adam kim bilmiyordu. Gördüğü zaman hatırladı, “Vay sen misin o” dedi. Burhan “Evet o benim paşam” demiş. Cevdet paşa, “Merak etme sen rahatına bak” demiş. Ve bir süre aradan geçtikten sonra bu da bir vesile oldu ve Kaya Bey’i görevden alıp Türkiye’ye getirdiler ve bu iş böyle noktalandı.

“Alpay TMT’nin Yakup Cemil’i idi”
Mete Tümerkan: Peki Çağlayan’da yaşanan gruplar arasındaki kavga ve çatışmalar neydi?

Fuat Veziroğlu: O konunun ayrıntılarını ve nedenlerini ben de çok iyi bilmiyorum. Bildiğime göre Alpay ile Nevzat Uzunoğlu arasında bir çekişme, bir sürtüşme var. Alpay ele avuca sığmayan, kural nizam tanımayan, kötü anlamda söylemiyorum ama deli toy bir çocuktu. Yani İttihat ve Terakki’nin Yakup Cemil’i varsa, bizim TMT’nin de Alpay’ı vardı diyebilirim. Bir nevi Yakup Cemil idi Alpay bizim TMT içinde... O olayı bizzat ben yaşamadım ve sanıyorum o olay vuku bulduğu zaman ben Kıbrıs dışındaydım. Ama bir akşam Çağlayan’da Alpay tabanca çekmiş ya da ateş etmiş Nevzat Uzunoğlu ile Fikret Kürşat’a. Ve bunun üzerine Alpay’ı tevkif edip bir hücreye koymuşlar. Ve Alpay orada vuruldu. Ben, burada olmadığım ve bizzat yaşamadığım için kim vurdu bilemem ama “bizzat Kenan Coygun paşa vurdu” deniliyor. Direk bir bilgim yok.

“Dırvana Denktaş’a ve Doktor’a güvenmezdi”
Mete Tümerkan:
Türk makamları arasında o dönemlerde bir ayrışma var mıydı? Ya da bir gruplaşma?

Fuat Veziroğlu: Emin Dırvana’nın burada olduğu dönemde bir ayrışma vardı. Yani Denktaş, Rıza Vuruşkan ve alay komutanı Turgut Sunalp çok iyi anlaşırlardı. Devamlı beraberlerdi. Dırvana tam tersi bir görüşteydi. Denktaş’a ve Doktor Küçük’e güvenmezdi. Makaryos’un, Yogacis’in iyi niyetli olduğuna inanırdı. Gerek Denktaş, gerek Doktor Küçük, gerek başkaları “Efendim bu cumhuriyet kuruldu, ama Rumlar hazırlık yapıyor, bu cumhuriyeti yıkacaklar, bize saldıracaklar” dediklerinde kendisine, hepsine sustururdu. “Ne münasebet, oturun yerinize, bir halt karıştırmayın, Türkiye Cumhuriyeti orada durdukça ne Makaryos ne de Yorgacis kılını kıpırdatamaz” inancındaydı ve bunu beyan ediyordu. Dırvana hem madem Türkiye var bunlar hiçbir şeye cesaret edemez inancındaydı, hem de Makaryos ve ekibinin Kıbrıs Cumhuriyeti’ni yaşatma isteğinde olduklarına ve bu hususta samimi olduklarına inanıyordu. Bu konuda yanılgı içindeydi. Dolayısıyla Rıza Vuruşkan, Denktaş ve Turgut Sunalp arasındaki bu güzel ilişkinin yanında Dırvana ile ilişkiler iyi değildi. Ama nihayetinde adam Büyükelçi idi. Hiyerarşide hepsinin üstündeydi. Ondan mümkün mertebe uzak durarak, ona bilgi vermeyerek, onu rahatsız etmeyerek Turgut Sunalp ile Rıza Vuruşkan görevlerini yürütmeye çalıştılar.

“Avukatları Yorgacis değil de bizimkiler vurduysa bunu TMT’den başkası yapamazdı”
Mete Tümerkan: Avukatların öldürülmesi konusunda siz ne söyleyebileceksiniz?

Fuat Veziroğlu: Avukatlar meselesi olduğunda da ben yine yurt dışındaydım. Yanılmıyorsam 1962 Şubat’ı idi. Ben Kıbrıs’ta değil, Türkiye’de idim. Şu biçimde iddialar var, Yorgacis bunlardan yeterince faydalandı öldürttü veya TMT öldürdü. Başka bir ihtimal benim bilgime gelmedi. Benin kanaatim odur ki Doktor Küçük filan adamı öldürün diyebilecek yaratılışta bir adam değildi. Zaten ne Doktor’un ne de Denktaş’ın böyle bir yetkisi yoktu. Yani eğer bizimkiler vurduysa böyle bir şeyi ancak TMT’nin yapma yetkisi vardı. Eğer bizimkiler vurduysa, Yorgacis yaptırmadıysa, bunu yaptıysa ancak TMT yapabilirdi. Başka bir ihtimal söz konusu olamaz.

Yarın: TMT’de kimin nasıl öldürüleceğine kim nasıl karar verirdi?

YAYIN TARİHİ:
Habersiz kalmamak için Telegram kanalımıza katılın
ad ad
TAGS: Fuat Veziroğlu
MANŞETLER

HK KIBRIS

Advertisement
© 2024 Haber Kıbrıs Medya Danışmanlık ve Matbaacılık Ltd.