Türkiye İçin İki Senaryo: Dışlanmak ya da Yeniden Vazgeçilmez Olmak
11/05/2026
Bundan önceki makalelerimde de yazmıştım; Doğu Akdeniz’de mesele sadece doğalgaz değil, yeni bir jeopolitik düzen kurulmasıdır. Bu yeni düzenin de baş rolünü İsrail kapmak istiyor. Son 15 yılda Orta Doğu’nun devlet yapıları, ittifak dengeleri ve güvenlik hatları parçalandı. İran’ın zayıflatılması bu yeni mimarinin ilk büyük eşiği; Türkiye’nin bölgesel hareket alanının sınırlandırılması ise ikinci stratejik dosya olarak belirginleşiyor.
Bu argümanı milli hisler ile tartışmak çok gereksiz çünkü bunun bu senaryo için böyle olması gerektiğini kanıtlayan veya gösteren birçok referans var. En önemlisi U.S. Department of War — 2026 National Defense Strategy / https://media.defense.gov/2026/Jan/23/2003864773/-1/-1/0/2026-NATIONAL-DEFENSE-STRATEGY.PDF .
Burada İsrail “model ally” olarak tanımlanıyor. Belgede İsrail’in Orta Doğuda ABD’nin çıkarlarını koruyabilmek için “büyük bir” güç olması savunuluyor.
Özetle: Belgede İran açık tehdit; İsrail merkezî müttefik; Körfez ülkeleri İsrail ile entegre edilecek bölgesel ortaklar; ABD ise arkadan destekleyen ve gerektiğinde müdahale kapasitesini koruyan güç. Olarak tanımlanıyor.
Başka bir belge daha var. Strategic Assessment 2025: The Year of Opportunity — Toward a Secure and Stabilized Middle East Israel’s Defense and Security Forum / IDSF tarafından 3 Nisan 2025 de yayınlanmış. https://idsf.org.il/wp-content/uploads/2025/04/Strategic-Assessment-2025-IDSF.pdf
Bu belge İsrail güvenlik çevresinden geliyor ve şöyle bir özet çıkarmak mümkün.
- İran bir “obstacle/engel” olarak tanımlanıyor. Belge “Removing the Iranian obstacle can open the floodgates...” diyerek İran’ın bölgesel normalleşme ve İsrail merkezli yeni düzen önündeki engel olduğunu açıkça söylüyor.
- Türkiye ikinci risk olarak konumlanıyor. Aynı belge, İran ekseninin çökmesi halinde bunun yerine “Turkey-backed Neo-Ottoman Axis” gelebileceğini ve İsrail’in Türkiye’nin “Neo-Ottoman” etki alanını minimize etmesi gerektiğini yazıyor.
- İsrail’in bölgesel stratejik derinlik kurma ihtiyacı anlatılıyor. Belge, Suriye’de Dürziler, Kürtler ve diğer azınlıklarla ilişkilerin İsrail’in “strategic depth”ini derinleştireceğini savunuyor.
Bu örnekleri çoğaltmak mümkün…
Kısacası Türkiye’nin Doğu Akdeniz’de denklemin merkezinde değil, dışında kalması isteniyor. Bunun için Güney Kıbrıs, Yunanistan, İsrail ve ABD destekli bağlantı projeleri öne çıkarılıyor: Great Sea Interconnector, IMEC, East Med enerji işbirliği, Abraham Accords genişlemesi ve ortak savunma tatbikatları.
Bunların hepsinin amacı Türkiye ile sıcak savaşa girmeden, Türkiye’nin Doğu Akdeniz–Kıbrıs–Suriye üçgeninde hareket alanını daraltarak, enerji koridorlarını Türkiye’siz kurarak, KKTC’yi denklem dışı bırakmak ve Ankara’yı sürekli reaksiyon veren, maliyet ödeyen, yalnızlaştırılmış aktör konumuna itmek.
İran savaşının uzaması bize bu planı netleştirdi ve düşünme ve anti tezler üretme ve uygulama fırsatı yarattı.
Anti tez üreten ve kendi senaryosunu hayata koymaya çalışanlardan biri de AB ülkeleri…
Kurulmaya çalışılan yeni dünya düzeninde ABD’nin ve Israil’in kendilerini biçtikleri rolü beğenmeyen AB ülkeleri de var. Türkiye’nin itilmesi uğraşılan pozisyona karşı çıkan ve Türkiye’nin AB için hem savunma hem de ticaret için farkında olan Bazı Avrupa ülkeleri, ABD-İsrail merkezli bölgesel güvenlik mimarisinden tamamen kopmadan, Türkiye ile daha pragmatik ve ekonomik temelli bir denge ilişkisi kurmaya çalışıyor
Önce demeçler ile destekler geldi Türkiye’nin bir NATO üyesi olduğu hatırlatıldı. Sonra AB’nin Türkiye’ye ihtiyacı olduğu demeçleri çıktı. Askeri yönden ihtiyaç analizleri yapıldı ve Savunma stratejisinde Türkiye’nin öneminin altı çizildi.
Bunların yetmediği anlaşıldığında ABD planına uzak olan AB ülkeleri Türkiye ile beraber uzun vadeli strateji geliştirdiklerini göstermek istedi.
Belçika Kraliçesi Mathilde liderliğindeki ekonomik heyet İstanbul’a geldi. 10-14 mayıs arasında ziyaret gerçekleşecek.
Bu ziyaret tek başına önemli bir dönüm noktası gibi görülmeyebilir.; fakat Türkiye’nin AB içinde yeniden stratejik ortak olarak ele alınmaya başladığını gösteren önemli bir işarettir.
AB ile stratejik işbirliği ve kendi için düşünülen oyunun dışına çıkabilmesi için bir fırsat. AB ülkelerinden uzatılan ortaklık eli ile Türkiye ABD-İsrail merkezli yeni bölgesel güvenlik ve ticaret mimarisi sıyrılıp oksijen alabilir.
Belçika Dışişleri Bakanlığı’nın resmî açıklamasına göre heyet: 428 katılımcı, 194 şirket, 17 federasyon/ticaret odası, 8 üniversite ve kamu kurumları var. Beş stratejik odak: yeşil/enerji dönüşümü, havacılık-savunma, liman-lojistik-ulaştırma, ilaç-biyoteknoloji ve dijital teknoloji.
Şunu anlayalım burada kritik nokta şu: bu sadece özel sektör gezisi değil. Belçika’nın federal devleti, üç bölgesi, savunma bakanı, dışişleri bakanı, üniversiteleri ve şirketleri birlikte geliyor. Bu, devlet destekli pazar açma ve stratejik bağ kurma operasyonu. Bu bağ sadece Belçika için değil aslında kurulacak mimari ile AB içinde daha geniş işbirliklerine kapı açabilir
Türkiye, Avrupa için yeniden “problemli aday ülke” den “zorunlu stratejik ortak” pozisyonuna kayıyor.
Orta vadede plan şu olabilir: Belçika gibi orta ölçekli ama etkili AB ülkeleri Türkiye ile ikili ekonomik ilişkileri büyüterek Brüksel’deki genel Türkiye dosyasını yumuşatabilir. Yani bu ziyaret sadece Belçika-Türkiye değil; aynı zamanda Türkiye’nin AB ekonomik sistemine yeniden pragmatik yoldan bağlanması.
Yunanistan ve Güney kıbrıs medyası zaten bu gelişmeleri gördüğünden “Türkiye güçleniyor diye son 2 haftadır haber yapmaya ve lobi gücü kullanmaya çalışıyor.
Türkiye için görebildiğimiz 2 senaryo var. Hangisinin ağırlık kazanacağını zaman ve dışsal etkenler cevap verecek.
Biz ne yapmalıyız ?
Biz doğrudan Belçika’nın resmî radarında olmamayız; ama Türkiye merkezli liman-lojistik, enerji hizmetleri ve Doğu Akdeniz ara operasyon modeli içinde niş bir pozisyon alabiliriz.
Ama bunu siyasi iddia ile değil; operasyon, hizmet kalitesi, enerji verimliliği, konaklama yönetimi, liman/lojistik destek, dijital altyapı ve Avrupa standardı uyum diliyle yapmalıyız.
Hayat adil değil yıllarca süren haksız ambargoları özne gösterip şikayet etmek yerine biz bize düşeni yapalım ve hazır olalım. Projeler üretelim Türkiye AB ülkeleri işbirliğinden pay kapmak için uğraşalım.








































































































































































































