Advertisement

Advertisement

Uzun: “UBP’yi yeniden getirmek, pire için yorgan yakmak gibi”

Ahmet Uzun’la Lefkoşa’da oğlunun ofisinde konuştuk. Sohbetimizin ağırlıklı bölümünü Ahmet Bey’in Maliye Bakanlığı yaptığı dönem oluşturdu.

YAYIN TARİHİ:
Haberi dinle
Butona tıklayın: oynat / duraklat
Hazır
ads ads
09/07/2012

Uzun: “UBP’yi yeniden getirmek, pire için yorgan yakmak gibi”

“SENDİKACI İKEN MESELELERE DAHA DAR ÇERÇEVEDEN BAKIYORDUM”… “Bir öz eleştiriyi de kendimize yapmamız lazımdır diye düşünüyorum. Sendikacılık yaparken olaylara daha dar bir çerçeveden bakıyor insan. İnsan sendikacıyken temsil ettiği kitlenin çıkarları ve beklentileri açısından olaya yaklaşıyor. Benim gibi ideolojik bir boyutu da varsa insanın, bu bakışı biraz daha genişleterek emekçi kitleler deyip daha geniş açıdan bakabiliyorsunuz. Ama örneğin sermayenin sorunlarını bilmezsin. Bilmen de gerekmez. Ancak ben yönetici olduğumda gördüm ki özel sektörün de sorunları vardır ve onların sorunları da küçümsenmeyecek boyuttadır”

“SOVYETLER BLOĞU YIKILINCA BİZİM KABE GİTTİ”… “Sovyet bloğu yıkıldı, bizim Kabe gitti. Bu defa CTP de kendine yeni bir yer bulma durumundaydı. Avrupa Birliği olayını da değerlendirip AB meselesine sıcak bakmamız bizi farklı bir duruma taşıdı. Böylece, 1998’den sonraki seçimlerde dar bir kesime değil daha geniş kitlelere hitap eden bir parti durumuna geldik. Zaten bunu ondan sonraki seçimlerde aldığımız destekle de gördük. 1998 CTP için dibe vurma olayının yaşandığı bir yıl oldu…”

“CTP İKTİDAR OLDUĞU DÖNEMDE ÇOK BAŞARILI İŞLER YAPTI”… “Pire için yorgan yakılmaz. Halk kendisine referandum hakkı vermeyen, memleketi kötü yöneten ve bunun için iktidardan gönderdiği UBP’ye hiçbir değişiklik yapmamasına rağmen yeniden iktidar verdi. Halk pire için yorgan yaktı. Sayın Eroğlu tekrar kurtarıcı olarak geri çağırıldı. Benim iddiam, CTP’nin hükümete geldiğinde ve hükümette olduğu 5 yıl boyunca yaptığı işler hiçbir 5 ya da 10 yılda bu ülkede yapılmamıştır”



Ahmet Uzun’la Lefkoşa’da oğlunun ofisinde konuştuk. Sohbetimizin ağırlıklı bölümünü Ahmet Bey’in Maliye Bakanlığı yaptığı dönem oluşturdu. Ahmet Uzun 1998 yılında CTP’nin dibe vurduğunu düşünüyor. Bu dibe vuruştan sonra CTP’nin nasıl toparlandığını kendisi ile konuştum. Kendisinin bakanlık yaptığı dönemde sendikalarla hükümetin ilişkilerinin neden o kadar çok gerildiğini sordum. CTP’den diyetini ödemesini isteyen sendikacılara karşı CTP’nin nasıl bir tavır ortaya koyduğunu anlatan Ahmet Uzun, UBP’nin 2009’da yeniden iktidarı teslim alması olayını ‘halkın pire için yorgan yakmasına’ benzetti. Ahmet Uzun’la yaptığımız ve üç gün sürecek sohbetimizin ilk bölümü şöyle:

Mete Tümerkan: Siyaset ile ne zaman ilgilenmeye başladınız? Üniversite yıllarında mı?
Ahmet Uzun:
Üniversite yıllarında… Ben 1969 yılında üniversiteye gittim. 1969 yılına kadar Kıbrıs’ta biz kapalı bir toplumduk. Üniversiteye gitmeden önce burada öğrenci iken 5-6 yıl mücahitlik yaptım. Dolayısıyla burada bizim tek bir görüşümüz vardı o da “aman mücahitlik yapalım” gibi bir görüştü. O dönemde başka bir toplum da görmemiştik. Bu nedenle ufkumuz da pek geniş değildi.

Mete Tümerkan: Üniversite için nereye gitmiştiniz, Ankara’ya mı?
Ahmet Uzun
: Ankara’ya, Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’ne gitmiştim. Tam da merkezine gitmiş oldum. 68 kuşağının rüzgarlarının estiği bir dönemdi… Ben iyi bir fakülte bitirdiğime inanıyorum. Siyasal Bilgiler Fakültesi her yerde bugün var ama o dönemde bir tane vardı. Mektebi Mülkiye Şahane, yani onu bitirmek çok önemli bir hadise ama bir de o dönemde eğitimimi o koşullarda tamamlamam nedeniyle kendimi ikinci bir fakülte bitirmiş gibi hissederim. Öyle bir birikimim oldu. Deniz Gezmişlerin etkin olduğu yıllardı o yıllar. Sürekli eylemler, konferanslar olurdu. Biz de o hareketin içerisine katıldık. Sanki Türkiye’de Ahmet Uzun’u gidip ihtilal yapması için beklerlermiş gibi… Proletarya ihtilali… Biz de Dev-Genç saflarında çok ileri saf olmasa bile yerimizi almıştık. Neticede saflarımızı o şekilde saflarımızı belirlemiştik. Bana göre o günlerde Ankara’da olmam bana ikinci bir fakülte bitirmiş gibi bir birikim sağladı. Dolayısıyla ekonominin sınıflara dayalı temelini çok daha iyi anlayabildim. Ekonomik sistemleri çok daha iyi anlayabildim. Olayın içinde piştik. Bu tür sorunlarla da mücadele etmede de bir bakış açısını bize kazandırdı. Üniversite eğitimimi tamamlamamın ardından Kıbrıs’a geldiğimde Amme Memurları Sendikası içinde yer aldım. 20-22 yıl sendikacılık yaptım. 7 yıl başkanlığını yaptım. Ondan önce 2-3 yıl genel sekreterliğini yaptım. Bir o kadar da yönetim kurulunda bulundum. Tabii ki sendikacılık anlayışımız da o günden bugüne çok değişti.

Mete Tümerkan: Nasıl değişti? Örnek verebilir misiniz?
Ahmet Uzun:
Örneğin, size bir anımı anlatmak isterim ki üniversite yıllarımda edindiğim birikimi göstermesi açısından önemlidir. Biz üniversitedeyken her gün Dev-Genç’le çıkıp okulun önünden geçmekte olan ana caddeyi kesiyorduk. Her gün bunu yapıyorduk. Biz yolu kesince de ne dolmuşlar ne de otobüsler çalışamıyordu. İnsanlar rahatsız oluyordu. Hocalarımızdan birisi de Mümtaz Soysal’dı. Mümtaz Soysal’ı o günün şartlarında değerlendirmek lazım, bugünkü şartlarda değil. Amfideki dersine bütün sınıflar katılıyordu. Sadece o dersi alan sınıf değil. Tüm sınıflar Mümtaz Hoca’nın dersine bir şeyler öğrenebilmek için katılıyordu. Mümtaz Hoca bize “Siz yolu keserek iş yaptığınızı mı sanıyorsunuz” dedi. “Her gün yolu kesiyorsunuz, orada dolmuş şoförlerini zarara uğratıyorsunuz, işlerini engelliyorsunuz. Otobüsleri de öyle… Siz sanıyor musunuz ki o dolmuş şoförü yaptığınız eyleme destek veriyor? Siz böyle bir eylem yaparak onu yanınıza mı çektiğinizi düşünüyorsunuz? Böyle yaparak onları yanınıza çekemezsiniz. Siz hangi halk yararına hareketten bahsediyorsunuz. Dolmuş şoförünü kazanacağı paradan mahrum bıraktığın anda o sana düşman olur. Sana düşman olduğu gibi o harekete de düşman olur” gibi bizi eleştirmişti. Bu nedenle ben Mümtaz Hoca’nın söylediklerini hiç unutmadım. Bir eylem yapacağınız zaman halkı mağdur etmemelisiniz. Eğer halkı yanınıza almak istiyorsanız göz göre göre halkı mağdur edip hükümetin duyarlılık göstermesini bekleyemezsiniz. O zaman siz halkı mağdur ederseniz, hükümet de “Bırakın bunlar eylem yapsınlar, nasıl olsa halk bana değil onlara tepki duyacak” deyip kenara çekiliyor. Bu nedenle sendikaların halkı rahatsız edecek eylemler yerine hükümeti rahatsız edecek eylemler sergilemeleri gerekiyor.

Mete Tümerkan: Kamuda nasıl, nerede göreve başladınız?
Ahmet Uzun:
Ben kamuda ilk giriş basamağından göreve başladım. İskan Dairesi’nde geçici memurluktan başladım. Herhalde ben ender örneklerden biriyim ki kamuda en alt basamaktan en tepeye kadar basamakları teker teker çıkarak görev yaptım. Hiçbir basamağı atlamadım ve her bir basamakta gereğinden fazla görev yaptım. 1994 yılında kurulan DP-CTP hükümeti döneminde Başbakan Yardımcılığı’nda önce genel koordinatör, sonra da müsteşar olarak görev yaptım. Ben geçici memur girdim, müsteşarlıktan emekli oldum.

Mete Tümerkan: Siz bir yandan kamuda en tepede görev yaptınız, diğer yandan da uzun yıllar sendikada başkanlık görevini yürüttünüz. Sendikacı Ahmet Uzun’la bürokrat Ahmet Uzun arasında farklar var mıydı?
Ahmet Uzun:
Vardı. Bir özeleştiriyi de kendimize yapmamız lazımdır diye düşünüyorum. Sendikacılık yaparken olaylara daha dar bir çerçeveden bakıyor insan. İnsan sendikacıyken temsil ettiği kitlenin çıkarları ve beklentileri açısından olaya yaklaşıyor. Benim gibi ideolojik bir boyutu da varsa insanın, bu bakışı biraz daha genişleterek emekçi kitleler deyip daha geniş açıdan bakabiliyorsunuz. Ama örneğin sermayenin sorunlarını bilmezsin. Bilmen de gerekmez. Ancak ben yönetici olduğumda gördüm ki özel sektörün de sorunları vardır ve onların sorunları da küçümsenmeyecek boyuttadır. Yönetici pozisyonundayken çalışanlarla özel sektör arasında bir denge de oluşturmak durumundasınız. Çünkü denge oluşturmazsan ve var olan denge de bozulduğu takdirde ikisi birden gider. Bir işletmeyi koruyup gözetmezsen, o işletme tehlikeye girdiği anda o işletmede çalışan işçilerin ekmek parası da tehlikeye girer. Dolayısı ile o dengeyi çok iyi kurmam gerektiğini yöneticilik yaparken ben gördüm ve bunu uyguladım.

Mete Tümerkan: CTP’ye ne zaman girdiniz?
Ahmet Uzun:
Ben üniversiteye gittiğim günden itibaren, yanı 1969 yılından itibaren kendimi solcu olarak kabul ediyorum. Hala daha da solcuyum. Ancak kamu görevinde bulunduğum sürede ve sendikada görev yaptığım dönemde 1994 yılında kadar açıkça herhangi bir partiden yana bir tavır almadım. Sendikada her türlü partiden insanlar vardı ve ben onların temsilcisiydim. Bu nedenle benim solculuktan ve demokrat olmaktan başka siyasi partiden yana bir görüş ortaya koymam doğru olmazdı. Bu nedenle hiçbir siyasi partiye girmedim. Demokrat, solcu, emekten yana bir adam profili çizdim. Herkes, TKP’li mi CTP’li mi olduğumu merak edip durdu, ancak ben bu konuda açıkça herhangi bir partiden yana olmadığımı ortaya koydum. 1994 yılında CTP’den Lefkoşa Belediye Başkanı adayı olduğum zaman siyasi çizgim de ortaya çıkmış oldu.

Mete Tümerkan: Kamudan ne zaman emekli olmuştunuz?
Ahmet Uzun:
Ben kamudan DP-CTP koalisyon hükümeti bittikten sonra müsteşarlık görevinden alındım, müşavir oldum. Ben 1-2 ay içerisinde müşavirlik yapamayacağımı anladım, çünkü ben boş oturacak ve bunun karşılığında kamudan maaş çekebilecek biri değildim. Bunu yapamayacağımı anladım ve emekliliğimi istedim. 1998 yılında emekli oldum. Emekli olduktan sonra artık CTP’de daha aktif bir şekilde çalışmaya başladım. Partinin merkez yönetim kuruluna girdim, sonra da mali sekreteri oldum. Partinin uzun yıllar mali sekreterliğini yaptım. O konuda ben biraz övünmeyi severim, çünkü bir laf vardır; “mütevazı olma, gerçek zannederler” diye… Bu nedenle ben de bu sözü söylüyorum. Ben mali sekreter olduğumda parti mali yönden çok sıkışık bir durumdaydı. Benimle birlikte mali yapısı düzeldi ve birkaç yıl içerisinde 4-5 seçim geçirdik, referandumu geçirdik, bunların hepsine para gerekiyordu ve bu konuda hiçbir sıkıntı çekmedik.

Mete Tümerkan: Kaynağı nasıl yarattınız, parayı nereden buldunuz?
Ahmet Uzun:
Çok güzel bilet sattık, hemen bunun altını çizeyim. Harikulade bilet sattık. Biliyorsunuz, CTP piyangosu popüler bir piyangodur. Uğraşmak lazım. Benim dönemimde her zamankinden neredeyse iki kat fazla bilet sattık. Fonla oluşturdum, milletvekillerinden belediye başkanlarına zaten kesintiler yapılıyordu. Yeni oluşturduğum fonlarla birlikte, partinin mali yapısının iyi bir yere gelmesini sağladım.

Mete Tümerkan: CTP, 1994 yılında yapılan seçimlerde %24 dolayında oy alarak iktidarın ortağı olmuştu. 1998’deki seçimlerde ise ciddi bir gerileme yaşadı ve %12’lere geriledi. Bu gerileme parti içerisine nasıl yansıdı, ne gibi tartışmalara neden oldu?
Ahmet Uzun:
Doğrudur, bir gerileme yaşadık. Bunu ben de bizzat yaşadım. 1994 yılında ben Lefkoşa Belediye Başkanı adayı olduğumda seçimi 100 oy gibi bir farkla kaybetmiştim. %30-31 gibi bir oy almıştım. 1998’de tekrar aday olduğumda oyum %13’e düştü. Halbuki ben geçen o 4 sene boyunca kendimi bir sonraki seçime çok iyi hazırladığımı düşünüyordum. Oy oranımın bu şekilde gerilemesini açıkçası beklemiyordum.

Mete Tümerkan: Oy oranınızın bu şekilde düşmesini neye bağladınız?
Ahmet Uzun:
Konjonktürün değişmesine bağladık. CTP’nin ana sloganı ‘Barış, Demokrasi’ idi. CTP’nin bu söylemi 1998 yılında zemin bulmuyordu. Ortam gergindi, füze tartışması vardı, savaş uçakları havada uçuşuyordu. Güney’le gerginlik yaşanıyordu, Türkiye ve Yunanistan arasında da gerginlik yaşanıyordu. Biz böyle bir ortamda CTP olarak barış bildirileri dağıtıyorduk. Bu nedenle bir halka ulaşamadık.

Mete Tümerkan: Partinin geniş kitlelere hitap etmeyip sadece belli kesimleri hedef alması partinin oy oranında gerilemesinde etkili oldu mu?
Ahmet Uzun:
Doğrudur, bunu da söyleyebiliriz. CTP’nin belli bir ideolojik görüşü vardı. CTP’liler bu ideolojik görüşe sıkı sıkıya sarılmış durumdadır. Ama tabi ki dünya şartları da zaman içinde değişmiştir. Sovyet bloğu yıkıldı, bizim Kâbe gitti. Bu defa CTP de kendine yeni bir yer bulma durumundaydı. Avrupa Birliği olayını da değerlendirip AB meselesine sıcak bakmamız biri farklı bir duruma taşıdı. Böylece, 1998’den sonraki seçimlerde dar bir kesime değil daha geniş kitlelere hitap eden bir parti durumuna geldik. Zaten bunu ondan sonraki seçimlerde de aldığımız destekle gördük. 1998 CTP için dibe vurma olayını yaşadığı bir yıl oldu. O dönemde Sayın Talat, partinin genel başkanı olarak cumhurbaşkanlığı seçimlerinde %11 oy aldı. Ben belediye başkanlığı seçimlerinde %30’lardan %13’lere geriledim. Partinin oy oranı aynı şekilde dibe vurdu. Bu da bize o dönemde partinin pozisyonuyla şartlar arasında bir uyumsuzluk olduğunu gösterdi. 1998’den sonra daha geniş kitleleri kucaklamaya başladık. Bu da gayet doğaldır, eleştiri olsun diye söylemiyorum. Partiler de insanlar gibi kendilerin yenilemelidirler, açılmalıdırlar. Bir dönem parti Türkiye’den buraya göç eden insanlara kucağını açmıyordu, ya da açar gibi davranıyordu, ama bunlar daha sonra değişti. Bu insanları daha bir sıcak kucaklamaya başladık, sorunlarına eğildik, sahip çıktık. Bu nedenle bizi daha geniş kitleler desteklemeye başladı. Konjonktür de bizimle uyumlu bir şekilde değişti. UBP’nin de memlekete o dönemde kötü duruma düşürmek için elinden geleni yapması bize yaradı. UBP bir referandumu bu topluma sunmadı. Toplumun isteklerine karşı durdu. Netice itibarıyla Rumların tek taraflı AB’ye girmesini sağladı. Bunlar da bizim CTP olarak büyümemize neden oldu. Ancak bir adım daha ileri gidersek neticede halk pireye kızdı ve 2009’daki seçimde yorganı yaktı.

Mete Tümerkan: Yakmamalı mıydı?
Ahmet Uzun:
Pire için yorgan yakılmaz. Halk kendisine referandum hakkı vermeyen, memleketi kötü yöneten ve bunun için iktidardan gönderdiği UBP’ye hiçbir değişiklik yapmamasına rağmen yeniden iktidar verdi. Sayın Eroğlu tekrar kurtarıcı olarak geri çağırıldı. Benim iddiam, CTP’nin hükümete geldiğinde ve hükümette olduğu 5 yıl boyunca yaptığı işler hiçbir 5 ya da 10 yılda bu ülkede yapılmamıştır. CTP 5 yılda 10-15 yılın işini yaptı. CTP çok önemli işler yapmış olmasına rağmen kendisine sonuçta bir fatura biçildi.

Yarın: CTP’den beklentiler çok fazlaydı

YAYIN TARİHİ:
Habersiz kalmamak için Telegram kanalımıza katılın
ad ad
TAGS:
MANŞETLER

HK KIBRIS

Advertisement
© 2024 Haber Kıbrıs Medya Danışmanlık ve Matbaacılık Ltd.