Yusuf Kanlı yazdı: AB ilerlemedi, Ankara sertleşti: Guterres’in Kıbrıs misyonu sıkıntıda
26/07/2026
Brüksel, Türkiye’nin beklediği somut açılımları gerçekleştiremedi; Kıbrıs’taki ilerlemeyi ise Türkiye-AB ilişkilerindeki gelişmenin temel koşullarından biri hâline getirdi. Ankara’nın buna cevabı, Kıbrıs politikasını yumuşatmak değil, daha ihtiyatlı ve daha katı bir çizgiye yönelmek oldu. Guterres’in ziyareti öncesindeki sınırlı iyimserlik, yerini giderek belirginleşen bir belirsizliğe bırakıyor.
Yusuf Kanlı
Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri António Guterres’in Kıbrıs ziyareti, kısa süre öncesine kadar uzun zamandır görülmeyen ölçüde umutlu bir atmosfer içinde değerlendiriliyordu. Ada’da federal çözüm çerçevesine dönmüş bir Kıbrıs Türk lider, müzakerelere hazır olduğunu söyleyen bir Rum lider, sürece şahsen ağırlığını koyan bir BM Genel Sekreteri ve nihayet daha etkin rol üstlenmek isteyen bir Avrupa Birliği vardı.
Bu tablo, en azından yeni ve ciddi bir diplomatik sürecin başlayabileceği beklentisini yaratıyordu. Guterres’in görev süresinin sonuna yaklaşırken Kıbrıs dosyasına kişisel siyasi sermaye yatırması, kişisel temsilcisi María Ángela Holguín’in Ankara, Atina, Brüksel ve Ada arasında yürüttüğü yoğun diplomasi ve iki liderin yeniden görüşme iradesi göstermesi, Crans-Montana sonrasındaki donukluğun aşılabileceği izlenimini doğurmuştu.
Ancak Kıbrıs’ta umut, çoğu zaman tarafların aynı kelimelerden aynı anlamı çıkardığı varsayımı üzerine kurulur. Asıl sorun, bu varsayımın masaya oturulduğunda geçerli olmadığının anlaşılmasıdır. Bugün de benzer bir noktaya gelinmiş görünüyor.
AB KALDIRAÇ, ANKARA KARŞILIKLILIK PEŞİNDE
Rum tarafı, Avrupa Birliği’nin Kıbrıs sürecine daha güçlü biçimde dâhil edilmesini, Türkiye üzerinde etkili bir siyasi ve ekonomik kaldıraç olarak görüyor. Ankara ise AB’nin rolünü tarafsız bir katkıdan çok, mevcut asimetrileri daha da derinleştirebilecek bir baskı mekanizması olarak değerlendiriyor.
Rum yönetimi, AB’yi oyuna daha güçlü biçimde sokarak Türkiye’yi Kıbrıs’ta taviz vermeye yöneltmek istiyor. Türkiye ise Brüksel’in Türkiye ile ilişkilerde somut ve güven verici adımlar atmaması hâlinde, Kıbrıs politikasında yeni bir esneklik göstermeye hazır olmadığını ortaya koyuyor.
Gelinen nokta, özünde budur.
Türkiye’nin Avrupa Birliği’nden beklentileri yeni değildi. Gümrük Birliği’nin güncellenmesi yıllardır gündemdeydi. Türk vatandaşlarına yönelik vize kolaylığı, hatta uzun vadede vize serbestisi konusunda ilerleme bekleniyordu. Avrupa savunma mimarisinde Türkiye’nin rolü dikkate alındığında, SAFE programına katılımının siyasi engellere takılmaması gerektiği düşünülüyordu. Ankara ayrıca, Avrupa’nın güvenliği için vazgeçilmez olduğunu söylediği Türkiye’yi karar ve finansman mekanizmalarının dışında bırakmanın stratejik bir çelişki olduğunu savunuyordu.
Buna rağmen Brüksel bu başlıklarda herhangi bir somut ilerleme sağlayamadı. Daha önemlisi, Türkiye-AB ilişkilerinin geleceğinin Kıbrıs’taki gelişmelere bağlı olduğu mesajı öne çıktı. Başka bir ifadeyle Ankara’ya, önce Kıbrıs’ta adım atması, ardından Gümrük Birliği, vizeler veya savunma iş birliği gibi başlıklarda karşılık beklemesi söylendi.
ATI ARABANIN ARKASINA KOYMAK
Daha önce de yazdığımız gibi, atı arabanın önüne değil arkasına koymakta ısrar edilirse ilerleme sağlanamayacağı açıktı. Türkiye’den önce Kıbrıs’ta kapsamlı bir hareket beklemek, ardından Türkiye-AB ilişkilerinde mahiyeti ve takvimi belirsiz bazı açılımların gündeme gelebileceğini söylemek, Ankara açısından güven üretmeyen bir sıralamadır.
Diplomaside teşvik, sonucu ödüllendiren bir ikramiye değil, sonuca ulaşmayı mümkün kılan bir araçtır. Brüksel Türkiye’ye yalnızca “önce siz adım atın” derse, Ankara’nın da “önce siz güven verin” karşılığını vermesi şaşırtıcı değildir.
Bu yaklaşımın Ankara’da olumlu karşılanması zaten beklenemezdi. Türkiye, Avrupa Birliği’nin 2004’te Rum tarafını çözüm olmadan üyeliğe kabul ederek temel dengeyi bozduğunu düşünüyor. Kıbrıs Türklerinin Annan Planı’na yüzde 64,9 oranında “evet” demesine rağmen verilen sözlerin tutulmadığını, doğrudan ticaret ve izolasyonların hafifletilmesi gibi vaatlerin hayata geçirilmediğini hatırlatıyor. Dolayısıyla Ankara açısından yeni bir “önce siz adım atın, sonra bakarız” formülü ikna edici değildir.
Tam tersine, bu dayatma dili Türkiye’nin tutumunu sertleştirdi.
ANKARA’DAN İKİ DEVLETLİ ÇİZGİNİN YENİDEN VURGULANMASI
Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın Holguín ile görüşmesinden sonra verilen mesajlar bunun açık göstergesiydi. Türkiye, en gerçekçi çözümün Ada’daki iki devletin yan yana varlığından geçtiğini yeniden vurguladı. Kıbrıs Türk halkının egemen eşitliği ve eşit uluslararası statüsü tanınmadan ilerleme sağlanamayacağını belirtti.
Bu söylem, Guterres’in federal çerçevede yeni bir süreç başlatma arayışıyla kolayca bağdaşmıyor. BM Güvenlik Konseyi kararları iki bölgeli, iki toplumlu federasyonu esas alıyor. Kıbrıs Türk lider Tufan Erhürman da önceki federal yakınlaşmaları koruyan, siyasi eşitliği esas alan, takvime bağlı ve sonuç odaklı bir süreci savunuyor. Ankara ise iki devlet, egemen eşitlik ve eşit uluslararası statü söylemini yeniden ön plana çıkarıyor.
Erhürman’ın seçilmesiyle açılan diplomatik alanın Ankara-Brüksel gerilimi nedeniyle daralması riski bulunuyor. Kıbrıs Türk tarafı, adını koymadan federal-konfederal bir zeminde görüşmeye hazırlanırken Türkiye’nin iki devletli çözüm söylemini daha yüksek sesle tekrarlaması, Guterres’in önündeki işi daha da zorlaştırıyor.
Burada doğrudan bir kopuştan söz etmek için erken olabilir. Ancak Ankara’nın mevcut şartlarda önerilen müzakere sürecine güçlü bir siyasi yatırım yapma isteğinin zayıfladığı açıktır.
RUM TARAFININ HESABI, ANKARA’NIN TEPKİSİ
Rum tarafının hesabı farklıdır. Lefkoşa’nın güneyi, Türkiye’nin Avrupa Birliği ile ilişkilerini geliştirme arzusunun Kıbrıs’ta taviz üretebileceğine inanıyor. Gümrük Birliği, vize kolaylığı, SAFE ve daha geniş Avrupa savunma iş birliği, Rum tarafının gözünde önemli pazarlık araçlarıdır. Bu nedenle Türkiye-AB ilişkilerindeki her başlığın Kıbrıs’taki ilerlemeye bağlanmasını diplomatik bir başarı olarak görüyor.
Fakat kaldıraç, ancak karşı tarafta hareket etme isteği yaratıyorsa işe yarar. Aksi hâlde baskı aracına dönüşür ve karşı tepki üretir. Şu anda yaşanan da budur.
Ankara, Rum tarafının AB üyeliğini Türkiye’ye karşı sürekli bir veto ve dayatma aracı olarak kullanmasına tepki gösteriyor. Avrupa Birliği’nin tarafsız bir destekleyici değil, Rum tarafının stratejik uzantısı gibi davranmasından kaygı duyuyor. Bu algı güçlendikçe Türkiye’nin Kıbrıs’ta esneklik göstermesi değil, mevcut pozisyonuna daha sıkı sarılması beklenir.
AB GEREKLİ, AMA HAKEM DEĞİL
AB’nin Kıbrıs çözümüne katkısı elbette önemlidir. Olası bir anlaşmanın Avrupa hukukuna uyarlanması, mülkiyet düzenlemelerinin finansmanı, ekonomik yakınlaşma, altyapı yatırımları ve geçiş döneminin yönetimi için Brüksel’in desteği gerekecektir.
Ancak AB’nin rolü, BM’nin yerini almak veya taraflardan birini diğerine karşı güçlendirmek olmamalıdır. Avrupa Birliği çözümü kolaylaştıran bir teşvik kaynağı olmalı, müzakereleri cezalandırıcı dayatma üzerinden yöneten bir aktör hâline gelmemelidir.
Sorun tam da burada düğümleniyor. Rum tarafı AB’nin sürece daha fazla siyasi ağırlık koymasını istiyor. Türkiye ise AB’nin önce Türkiye ile ilişkilerde güven verici ve somut adımlar atmasını bekliyor. Rum tarafı, Kıbrıs’ta ilerleme olmadan Türkiye’ye hiçbir şey verilmemesini savunuyor. Ankara ise Türkiye’ye ve Kıbrıs Türk halkına hiçbir somut karşılık sunulmadan Kıbrıs’ta yeni bir adım atmayacağını gösteriyor.
Bu, klasik bir diplomatik kilitlenmedir. Fakat Kıbrıs meselesinde her kilitlenme, zaman içinde yalnızca masayı değil, çözüm ihtimalini de aşındırır.
GUTERRES’İN DARALAN HAREKET ALANI
Bu karşılıklı bekleme hâli, Guterres’in ziyaretinin önündeki en ciddi siyasi engellerden biridir. Genel Sekreter Ada’ya nihai çözümü üç günde bulmak için gelmiyor. Onun gerçek hedefi, ortak bir müzakere zemininin bulunup bulunmadığını görmek, önceki yakınlaşmaların korunacağı, siyasi eşitliğin işlevsel biçimde tanımlanacağı ve sürecin açık uçlu olmayacağı bir yol haritası oluşturmaktır.
Ancak Ankara’nın sertleştiği, Rum tarafının ise AB kaldıraçlarına daha fazla yaslandığı bir ortamda bu hedefe ulaşmak giderek zorlaşıyor.
Guterres’in misyonu henüz başarısız olmuş değildir. Fakat ziyaret öncesinde oluşan olumlu hava büyük ölçüde dağılmıştır. Haftalar önce konuşulan “tarihî fırsat” söyleminin yerini, tarafların birbirlerinin niyetlerini sorguladığı bir belirsizlik almıştır.
Kaynaklarım, dramatik bir değişiklik ortaya çıkma olasılığının oldukça sınırlı olduğunu vurgulasa da Guterres’in Ada’dan bir sonraki aşamayı açıklayarak ayrılması hâlâ mümkündür. Ancak mesele artık yalnızca iki toplum liderinin iradesine bağlı değildir. Ankara-Brüksel hattındaki tıkanıklık, doğrudan Kıbrıs masasını etkilemektedir.
YENİ BAŞLANGIÇ MI, YENİ BİR KAYIP FIRSAT MI?
Avrupa Birliği, Türkiye ile ilişkilerde beklenen adımları atamadı. Bunun yerine Kıbrıs’ı belirleyici bir koşul hâline getirdi. Ankara bu yaklaşım karşısında pozisyonunu yumuşatmadı, aksine sertleştirdi. Rum tarafı AB’yi Türkiye üzerinde kaldıraç olarak kullanmak istiyor. Türkiye ise Brüksel’den ve Kıbrıs Türk halkı bakımından somut bir karşılık görmeden Kıbrıs’ta hareket etmeyeceğini ortaya koyuyor.
Guterres şimdi bu çelişkilerin ortasında Kıbrıs’a geliyor.
Kıbrıs diplomasi mezarlığına yeni bir dosya daha bırakılmaması için tarafların yalnızca çözüm istediklerini söylemeleri yetmez. Avrupa Birliği’nin teşvik ile dayatma arasındaki farkı görmesi, Ankara’nın da diplomatik tepki ile kalıcı stratejik kilitlenme arasındaki çizgiyi koruması gerekir.
Aksi hâlde Genel Sekreter’in ziyareti, yeni bir başlangıcın habercisi değil, kaçırılan bir başka fırsatın kaydı olarak kalacaktır. Böylesi bir ortamda, Rum Cumhurbaşkanlığına yakın bazı basın organlarında dolaşıma sokulan ve Guterres’in Crans-Montana’da ortaya koyduğu çerçevenin de ötesine geçen bir “Guterres Plus” önerisiyle yeni süreç çağrısı yapacağı iddiasını taşıyan haberler, ciddi bir diplomatik beklentiden çok temennilerin haberleştirilmesine, hatta kamuoyunu belirli bir beklentiye yönlendirme çabasına benzemektedir.




















































































































































































