Advertisement

Advertisement

Yusuf Kanlı yazdı: Mütevazi ama gerekli bir sınav

YAYIN TARİHİ:
Haberi dinle
Butona tıklayın: oynat / duraklat
Hazır
ads ads
19/09/2026

Yusuf Kanlı yazdı: Mütevazi ama gerekli bir sınav

António Guterres’in BM Genel Kurulu’nun yüksek düzeyli haftasında ne üçlü görüşme ne de 5+1 toplantısı için yeterli zemin bulunduğunu açıklaması, New York’tan yeni bir Kıbrıs müzakere süreci çıkmayacağını gösteriyor. Ulaşılabilecek en gerçekçi sonuç daha sınırlı, ancak yine de önemli: İleride daha ciddi bir diplomatik girişime zemin hazırlayacak karşılıklı güven yaratıcı adımlar.

Yusuf Kanlı

Kıbrıs’ın iki lideri New York’a gidecek, ancak kendilerini bekleyen ortak bir müzakere masası olmayacak. Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri António Guterres, en azından şimdilik, Kıbrıs Rum lideri Nikos Hristodulides ve Kıbrıs Türk lideri Tufan Erhürman’la üçlü görüşme yapılması için de, iki tarafı üç garantör ülke Türkiye, Yunanistan ve Britanya ile buluşturacak gayriresmî 5+1 toplantısı için de yeterli zemin görmediğini açıkça ortaya koydu. Liderler ayrı ayrı temaslarda bulunabilir, görüşlerini anlatabilir ve bundan sonraki aşamayı etkilemeye çalışabilir. Ancak BM, siyasi hazırlığı tamamlanmamış bir süreci başlamış gibi göstermeye niyetli değil.

Bu karar, New York’a bağlanabilecek beklentilerin çıtasını belirgin biçimde düşürdü. Oradan resmî müzakerelerin yeniden başlaması, yeni bir görev tanımı ya da alışılagelmiş bir aile fotoğrafı çıkmayacak. Hristodulides, Guterres’le 24 Eylül’de görüşeceğini açıkladı. Erhürman’ın da Genel Sekreter’le ayrı bir görüşme yapması bekleniyor. Sağlığı yolculuğa elverirse María Ángela Holguín Cuéllar da istişarelere doğrudan katılabilecek. Ne var ki bu temasların değeri, kimin kiminle görüştüğü ya da diplomatik koreografiyle değil, iki tarafın birbiriyle bağdaştırılabilecek ve uygulamaya geçirilebilecek taahhütler verip verememesiyle ölçülecek.

Bu nedenle ulaşılabilecek azami sonuç aslında oldukça mütevazı: Güven yaratıcı önlemlerde ölçülebilir ilerleme. Geçiş noktaları, mayınların temizlenmesi ya da acil durumlarda iş birliği alanlarından birinde atılacak dengeli bir adım Kıbrıs sorununu çözmez. Ancak daha sonra üçlü ya da 5+1 formatında bir toplantı yapılabilmesi için gerekli asgari siyasi alanı yaratabilir. Bu kadarının dahi başarılamaması, sürecin söylem bakımından zengin, ortak kararlar bakımından ise son derece yoksul kaldığını bir kez daha gösterecektir.

Guterres neden masayı kurmuyor?

Guterres Kıbrıs dosyasını kapatmıyor; BM diplomasisinin geriye kalan inandırıcılığını korumaya çalışıyor. Temmuz ayında adadaki temasları sırasında, daha geniş katılımlı yeni bir toplantıyı üç alanda yeterli hazırlık yapılmasına bağlamıştı: güven yaratıcı önlemler, yöntem ve müzakerelerin özü. Bu sıralama rastlantısal değildi. Alanlardan birindeki sınırlı ilerleme, diğer ikisindeki tıkanıklığı sonsuza kadar örtemez.

Aradan geçen haftalarda liderler daha sık görüştü, müzakereciler arasındaki temaslar yoğunlaştı; fakat ortak bir siyasi yön ortaya çıkmadı. Hristodulides, taraflar yöntem konusunda birbirine yaklaşmış ve Crans-Montana’da kalınan yerden devam etmeye hazırmış gibi konuşuyor. Erhürman ise daha ihtiyatlı davranıyor; liderler güveni nasıl yeniden kuracaklarını tartışırken bile güvenin aşınmayı sürdürdüğünü vurguluyor. Aynı toplantıların ardından yapılan açıklamalar, zaman zaman iki ayrı odada gerçekleşmiş görüşmelerin tutanaklarını andırıyor.

Bu koşullarda yüksek profilli bir toplantı düzenlemek, prosedürün ilerlemenin yerine geçirilmesi riskini doğurur. Guterres daha inandırıcı olan yolu seçti. Masayı kurmadan önce, liderlerin o masaya koyabilecekleri ortak ve somut bir şey bulunduğunu göstermelerini istiyor.

Güven yaratıcı önlemler siyasi kapasite sınavıdır

Güven yaratıcı önlemler çoğu zaman Kıbrıs diplomasisinin daha kolay ve ikincil bölümü sayılır; zor anayasal meseleler beklerken tarafları meşgul edecek araçlar gibi görülür. Bu yaklaşım artık ikna edici değildir. Bugün bu önlemler, muhtemel bir müzakere sürecini işletebilecek en temel siyasi kapasitenin bulunup bulunmadığını sınamaktadır.

Yeni geçiş noktaları konusundaki anlaşmazlık bunun en açık örneğidir. Kıbrıs Türk tarafı Mia Milia-Haspolat ile Pyroi-Athienou konusunda eş zamanlı ilerlemeyi desteklerken Louroujina-Akıncılar ile Kokkina-Erenköy’ü de daha geniş bir paketin içinde tutuyor. Kıbrıs Rum tarafı ise Athienou-Pyroi-Aglantzia güzergâhını tek bir koridor olarak değerlendiriyor ve stratejik ya da siyasi bakımdan ayrı gördüğü önerilerin pakete eklenmesine karşı çıkıyor. Teknik ifadelerin gerisinde erişim, toprak, güvenlik ve tanınma konularındaki eski kaygılar yatıyor.

Uygulanabilir bir uzlaşma, önerilen bütün geçiş noktalarının aynı anda açılmasını gerektirmiyor. İlk aşamada Mia Milia-Haspolat ile Pyroi-Athienou için eş zamanlı ilerleme sağlanabilir; diğer güzergâhların ele alınması için de üzerinde uzlaşılmış bir takvim belirlenebilir. Buradaki temel unsur karşılıklılıktır. Bir tarafın talebini karşılayıp diğer tarafın kaygılarını belirsiz bir geleceğe erteleyen parça parça bir çözüm, güvensizliği azaltmak yerine derinleştirir.

Mayınların temizlenmesi ve acil durumlarda iş birliği de somut fırsatlar sunuyor. Orman yangınları, Girne’deki feribot faciası, deprem tehlikesi ve deniz kazası ihtimali, insan hayatı söz konusu olduğunda bölünmüşlüğün ne kadar anlamsızlaştığını gösterdi. Kalıcı bir acil iletişim hattı ile ortak bir sivil koruma mekanizması, taraflardan hiçbirinin anayasal tutumunu değiştirmez. Buna karşılık, iş birliğinin çözümden önce başlayabileceğini gösterir ve çözüm fikrini yeniden mümkün hale getirebilir.

Güven bunalımının arkasındaki eşitsizlik

Güven yalnızca müzakere odasındaki anlaşmazlıklar yüzünden aşınmıyor. Etkinliklerin Kuzey Kıbrıs’ta yapılacağı gerekçesiyle Barcelona gençlik spor programının iptal edilmesi, kültürel faaliyetler üzerindeki baskılar ve Sırp bir sanatçının Girne Kalesi’ndeki konserinin engellenmesi, tek tek bakıldığında küçük olaylar gibi görülebilir. Birlikte değerlendirildiklerinde ise Kıbrıs Türk halkına şu mesajı veriyorlar: Ortak bir gelecek hayal etmesi istenirken bugünkü görünürlüğü sorun olarak görülüyor.

Mülkiyet davaları, akademik tanınmaya karşı yürütülen kampanyalar ve Kıbrıs Türk toplumunu dışlayarak bütün ada adına hareket eden bölgesel düzenlemeler bu çelişkiyi daha da büyütüyor. Kıbrıs Rum liderliği bu adımların çoğunu hukuk düzenini ve Kıbrıs Cumhuriyeti’ni koruma çabası olarak sunuyor. Kıbrıs Türk halkı ise bunları, gelecekteki ortaklığa yeniden güvenmesi istendiği sırada izolasyonun daha da sıkılaştırılması olarak yaşıyor.

Bu tespit, Kıbrıs Rumlarının kaygılarının meşru olmadığı anlamına gelmez. Maraş’taki gelişmeler, kuzeydeki mülk satışları ve iki egemen devlet söylemi, bölünmenin kalıcı hale geldiği endişesini besliyor. Ancak karşılıklı mağduriyet duygusu, iş birliğini giderek daha az inandırıcı hale getiren politikaların bahanesine dönüşmemelidir.

Yapısal dengesizliğin de kabul edilmesi gerekiyor. Kıbrıs Rumları ada içindeki nüfus çoğunluğuna ve uluslararası tanınmanın sağladığı temsil imkânlarına sahipken Türkiye dış dengede çok daha büyük bir stratejik ağırlık taşıyor. Kıbrıs Cumhuriyeti’nin Avrupa Birliği üyeliği bu dengeyi ayrıca değiştirdi. Yaşayabilir bir çözüm, Kıbrıs Rumlarına Türkiye’nin hâkimiyeti altına girmeyecekleri güvencesini verirken Kıbrıs Türk halkının da çoğunlukçuluk ve uluslararası asimetri yoluyla korunmaya muhtaç bir azınlık konumuna indirgenmesini kesin biçimde engellemelidir.

İki lider için iki farklı inandırıcılık sınavı

Erhürman, çözümsüzlüğü başlı başına siyasi hedef haline getiren çevrelerin eleştirilerine rağmen müzakere yoluyla çözüme ulaşma iradesi taşıdığını gösterdi. Dört koşulu açıktır: siyasi eşitlik ve kararlara etkin katılım, takvime bağlanmış bir süreç, geçmiş yakınlaşmaların korunması ve Kıbrıs Türk tarafının sorumlu olmadığı yeni bir başarısızlığın ardından otomatik olarak aynı statükoya dönülmeyeceği güvencesi.

Bu koşullar engelleme girişimi olarak reddedilmek yerine uygulanabilirlik sınavından geçirilmelidir. Siyasi eşitlik; dönüşümlü liderlik ve belirlenmiş alanlarda Kıbrıs Türk tarafının olumlu oyu gibi işleyen düzenlemelere dönüştürülmelidir. Takvim, yapay bir ültimatom üretmeden tarafları karar almaya zorlamalıdır. Başarısızlığın sonuçları, müzakereler başlamadan bölünmeyi peşinen kabul ettirmemeli; fakat sorumluluğun belirlenmesine ve kasıtlı engellemenin siyasi bedel doğurmasına imkân vermelidir.

Hristodulides’in önündeki sınav farklıdır. Siyasi eşitliği, geçmiş yakınlaşmaların korunmasını ve sonsuza kadar sürmeyecek bir süreci kabul ettiğini söylüyor; Crans-Montana’da kalınan yerden başlamaya hazır olduğunu da tekrarlıyor. Artık mesele bu ilkeleri dile getirip getirememesi değildir. Asıl mesele, bu sözleri Kıbrıs Türk halkının görünmezliğini pekiştiren politikalarla ve hemen her uzlaşının teslimiyet gibi sunulduğu iç siyasi ortamla nasıl bağdaştıracağıdır.

Hiçbir lider, milliyetçi çevrelere temel hiçbir şeyin değişmeyeceğini sürekli söyleyerek toplumu uzlaşmaya hazırlayamaz. Kıbrıs Cumhuriyeti’nin uluslararası tanınmışlığından kaynaklanan ayrıcalıklar uygulamada dokunulmaz sayılırken Kıbrıs Türk halkından gelecekteki ortaklığa güvenmesi beklenemez. İnandırıcılık açığı yalnızca kullanılan dilden değil, ilan edilen hazır oluşla izlenen siyasi çizgi arasındaki mesafeden kaynaklanıyor.

Hangi gelişme ilerleme sayılır?

BM’nin geçmiş yakınlaşmalarla ilgili envanteri, önceki müzakere birikiminin ne kadarının korunabileceğini kısa süre içinde açıklığa kavuşturabilir. Ancak bu çalışma liderlerin yerine siyasi tercihte bulunamaz. Hangi yakınlaşmaların başlangıç zeminini oluşturacağına, değişikliklerin karşılıklı onay gerektirip gerektirmeyeceğine ve bir başlıktaki anlayışın diğer başlıklarda beklenen tavizlerle nasıl ilişkilendirileceğine yine liderler karar vermek zorundadır.

New York’un bu yöntem sorunlarını çözmesi beklenmiyor; ancak bir sonraki aşamanın görevlerini tanımlaması mümkündür. Guterres’le ayrı ayrı yapılacak görüşmeler, yakınlaşmalar çalışmasının tamamlanması, yöntem konusundaki temasların sürdürülmesi ve dengeli bir güven yaratıcı önlemler paketinin uygulanması yönünde birbiriyle örtüşen taahhütler üretirse, zirve yapılmaması başarısızlık anlamına gelmez.

Ölçüt somut ve görünür olmalıdır. İki geçiş noktasının birlikte ilerletilmesi sonuçtur. Yerleri ve tarihleri belirlenmiş sınırlı bir mayın temizleme anlaşması sonuçtur. Kalıcı bir acil iletişim hattı ile ortak sivil koruma düzenlemesi sonuçtur. Bunları konuşmayı sürdürme vaadi ise sonuç değildir.

Güven yaratıcı önlemler kapsamlı çözümün yerine geçemez. Ancak liderlerin kapsamlı çözümü müzakere etmek için gerekli siyasi disipline sahip olup olmadığını gösterebilir. Taraflar yangınlar, kazalar, geçiş noktaları ve insani konularda iş birliği yapamıyorsa yürütme yetkisi, güvenlik, mülkiyet ve toprak gibi başlıkları kapsayan ortak kurumları işletmeye hazır olduklarına inanmak güçtür.

New York yine de işe yarayabilir

Zaman giderek daralıyor. Guterres görev süresinin sonuna yaklaşıyor ve halefinin Kıbrıs’a aynı ölçüde ilgi göstereceğinin hiçbir güvencesi yok. Gelecekteki bir genel sekreterin, iki toplumun tutumlarını, beklentilerini ve psikolojik engellerini Holguín kadar gerçekçi biçimde değerlendiren bir kişisel temsilciyle çalışmayı sürdürüp sürdürmeyeceği de bilinmiyor.

Bu nedenle New York temaslarını olduğundan büyük gösterme eğilimi anlaşılabilir, ancak tehlikelidir. Ortak zemin oluşmadan yapılacak erken bir üçlü ya da 5+1 toplantısı bu eksikliği gidermez. Tam tersine, yeni bir diplomatik fırsatı tüketebilir, bir kez daha muğlak bir açıklamayla sonuçlanabilir ve adadaki yılgınlığı daha da artırabilir.

Dolayısıyla sınırlı hedef doğru hedeftir. Hristodulides ve Erhürman ayrı görüşmelerini yalnızca çıkmazın sorumluluğunu karşı tarafa yüklemek için kullanmamalı; Guterres’e birbiriyle eşleştirilebilecek ve uygulanabilecek taahhütler vermelidir. Geçiş noktaları, mayınların temizlenmesi ya da acil durumlarda iş birliği alanında karşılıklı ilerleme sağlanırsa Genel Sekreter daha sonra liderleri, gerektiğinde garantör ülkelerle birlikte, aynı masa etrafında toplamak için gerçek bir gerekçeye sahip olur.

New York yeni bir Kıbrıs süreci başlatmayacak. En iyi ihtimalle, böyle bir sürecin kurulabileceği asgari zeminin hâlâ var olup olmadığını gösterecek. Bu, umut edilenin gerisindedir; fakat yeni bir fotoğraftan çok daha önemlidir. Artık soru liderlerin bir toplantı sağlayıp sağlayamayacakları değildir. Asıl soru, böyle bir toplantıyı anlamlı ve gerekli kılacak zemini yaratıp yaratamayacaklarıdır.

YAYIN TARİHİ:
Habersiz kalmamak için Telegram kanalımıza katılın
ad ad
TAGS:
MANŞETLER

HK KIBRIS

Advertisement
© 2024 Haber Kıbrıs Medya Danışmanlık ve Matbaacılık Ltd.