“Zeka’yı Tutuklamaya Gidenler Onu Vurdu”
11/01/2013
Havadis-Mete Tümerkan
TMT’de Lefkoşa’da Kovan beyliği yapan Ahmet Yusuf Atamsoy sessizliğini Havadis’e bozdu ve gündeme bomba gibi düşen açıklamalarda buldu. Havadis’ten Mete Tümerkan’a konuşan Ahmet Yusuf Atamsoy’un, bir döneme ışık tutacak açıklamaları dört gündür gazetemizde yayımlanıyor. Bugün bu açıklamalarının beşinci bölümünü okuyacaksınız...
TUNCERLERİ BİZİMKİLER YANLIŞLIKLA VURDU…
Atamsoy, “ilk kez burada size söylüyorum” diyerek “Rahmetlik Kemal Şemi, Tuncer, Aziz ve Muhip’e yanlış bir emir verdi. “Seferis Un Fabrikası’na gidip bomba atın” dedi. Yolda giderken bunlar vuruldular. Tuncer, Aziz ve Muhip bomba atmak için giderken bizim Merkez Komutanlığı’nın sorumluları ile çatışmış olabilirler. Merkez Komutanlığı’nda olanlar oldukları yeri terk etmişler, Rumlarla çarpışacaklar diye Kumsal’ın arazisine çıkmışlardı ve herhalde Tuncer’lerle çatıştılar. Bunu ilk defa söylüyorum. Yanlış da olabilir bu ama Şemsi Kazım’ın apartmanındaki ilk intiba buydu. Yani Tuncerleri bizimkilerin yanlışlıkla vurdukları intibaı vardı” ifadelerini kullandı. Atamsoy, Tuncer’in operasyona gitmeden önce kendisine, “Ben hiç bir harekata sensiz katılmadım, ilk defa sensiz katılıyorum ve korkuyorum” dediğini de açıkladı.
ZEKA’YA İADE-İ İTİBAR YAPILMALI, HADİSE KURBANI SAYILMALI…
Silahların adaya Girne bölgesinden İncesu mevkisinden çıkarıldığını anlatan Atamsoy, TMT içerisinde kişilerden kaynaklanan bazı hataların yapıldığını söyledi. Bu hatalardan örnek veren Ahmet Yusuf Atamsoy, Tremeşeli’nin verdiği raporlar sonrasında yine bir TMT mensubu olan Ayalı Zeka’nın tutuklanması emri verdiğini ancak Zekai’yi tutuklamaya gidenlerin onu vurduğunu açıkladı. “Ailevi bir konuda Tremeşeli TMT’yi kullandı” diyen Atamsoy, “Zekai’ye iade-i itibar yapılması ve hadise kurbanı sayılmasını” istedi. Atamsoy, teşkilatın hiçbir kademesinde Zekai’nin öldürülmesi yönünde bir emir verilmediğinin de altını çizdi
TEŞKİLAT 1962’DE KIBRIS CUMHURİYETİ’NİN YIKILMASI İÇİN RUMLARI TAHRİK ETME KARARI ALDI…
Teşkilatın 1962 yılında Lefkoşa’da yaptığı toplantıda Kıbrıs Cumhuriyeti’nin yıkılması için Rumların tahrik edilmesi yönünde kararlar aldığını ve bir aksiyon planı hazırlanıp yürürlüğe konulduğunu kamuoyuna açıklayan Ahmet Yusuf Atamsoy, “Ama o yıl bunu başaramadık. Olaylar bir yıl sonra meydana geldi” dedi.
“DOKTOR KÜÇÜK’Ü TAKİP GÖREVİ İLE GİTTİM, BAYRAK RADYOSU’NA MÜDÜR OLDUM”…
Ahmet Yusuf Atamsoy, 1963’te olaylar başlayınca Lefkoşa Serdar’ı Kemal Şemi’nin kendisini Cumhurbaşkanı Muavini Doktor Fazıl Küçük’ü takip etmek üzere görevlendirdiğini belirterek, “Ben saraya Doktor’u izlemek üzere gittim, baktım aküleri taşıyorlar, radyo kuruluyor, başına geçtim, ‘Ben buranın Müdürüyüm’ dedim, kimse bunu sorgulamadı, ben de Bayrak Radyosu’nun Müdürü oldum” diye anlattı
İşte Atamsoy’la yapılan röportajın 5’inci bölümü:
Mete Tümerkan: Siz Şemsi Kazım Apartmanı’nda Merkez komutanlığından gelenleri görünce ne dediniz?
Ahmet Y. Atamsoy: Ben bunları görünce “burada işiniz ne dedim, sizin karakolda olmanız gerekmez miydi?” O tarafta o araziyi boş bıraktınız ve geldiniz sancaktarla görüşeceksiniz? Sizin göreviniz orada. “Bizi o arattı” dediler. “Tamam” dedim. Girdim içeriye, “gel bana birliklerini teslim al” dedi. E nasıl alayım? Ben altı aydır yokum, ilk silahlar Çetinkaya’da patlak verdi, bu arkadaşları yerlerine yerleştiren ben. Ben Alpay’ı kaç zamandır idare ediyorum. Cin gibi çocuktu. Bana “Bir görev istersen bana o görevi ver gidip yapayım ve geleyim. Beni bunlar üzer, seni de üzmek istemem, olaylar bir gün patlak verdiğinde sen neredeysen ben de orada olacağım” dedi.
“Aydın Sami’yi yakalayıp getirdiler”
İlk silah atıldı Alpay, “Abi ben buraya geldim” dedi. “Git arkadaşlarla beraber ol” dedim. Bunlara emir verdiğinde giderler sineği gözünden vururlar ve gelirlerdi. Özkan’ı ben Yılmaz Pars’a bir kere götürdüm. Tanısınlar diye. “Ben size talimat veriyorum ama emirler de buradan geliyor” demek için. Sonra bir gece Özkan’ı ararım Özkan yok. Sonra geldiler abi biz akşam yoktuk. Biliyorum olmadığınızı da söyleyin neredeydiniz? Bizi dedi Yılmaz Sancaktar Poli’ye gönderdi, Aydın Sami’yi yakalayalım da getirelim diye. Gittiler yakaladılar getirdiler. Dolayısı ile kovan içindeki bazı adamları tanıştırdınız mı hemen bunlar kendi etraflarında bir grupçuk oluştururlardı. Aydın Sami Ankara’da öğrencileri teşkilata kazandıran, teşkilat mensubu birisiydi. Adaya geri gelince bir süre boşta kaldı. Bu da onu rahatsız etti. Aydın Sami daha sonra Lefkoşa Serdarı oldu.
Mete Tümerkan: Olaylar çıktıktan sonra kovan beyliği görevini tekrar kabul ettiniz mi?
Ahmet Y. Atamsoy: Hayır kabul etmedim. Haydarpaşa Camisi’nin minaresinin altında bir sandık var. Biz birliklere silahları vermiştik, gömün günü geldiğinde çıkartacaksınız dedik. Niyazi Ali ortada yok. Gece bekçisi bizim çocukları silahları gömerken görüyor ve Niyazi Bey’e gidip “akşam birisi vurulup öldürüldü sonrada minarenin altına gömüldü” diyor. Halbuki orada gömülü olan silahlar. Şimdi ben Niyazi’nin bu silahları çıkartıp çıkartmadığından şüphe ediyorum. Ben altı aydan beridir işin içinde yokum. İkincisi, bu karargahın silah stoğu da Köşklüçiftlik ilkokulundadır. Tuncer tarafından gömülmüştür.
Şimdi Tuncer şehit oldu, ben o silahların çıktığından da emin değilim. Meclis başkanımız Saray Otel’in köşesine bir çadır kurdu oradan Rum’u bekler. Adiloğlu polisin kenarından bekler. Hiç kimse vaziyete hakim değil. Her yer darmadağın. Şimdi diyeceksiniz ki eski kovan beyi geldi ama birlikleri idare edemedi ve beni idam sehpasına göndereceksiniz. Bana evvela bunları ispatlayacaklar sonra ben bu işi yapayım. Ondan sonra benden vazgeçtiler.
Mete Tümerkan: Bayrak Radyosu’na nasıl geçtiniz?
Ahmet Y. Atamsoy: Benim, Bayrak Radyosu’na geçişim önemli. Çünkü, Tuncer, Aziz ve Muhit şehit olduktan sonra, Kemal Şemi vermiş olduğu bu talimatın yanlış olduğunun farkına vardı o da vicdan azabı çekiyordu. “Gel seninle bir yere gidelim” dedi. Aldı beni ta Girne Boğaz’a kadar gittik. O ağladı ben ağladım. Çünkü Tuncer benim hem arkadaşım hem yardımcım, Aziz çok efendi bir çocuk, Yılmaz Bora Petek Beyi, Petek Beyi’ne bomba atma görevi veriyorsun, adam gidip yaralanıyor bu nasıl talimat? Bu talimatı verirken bu işin bir yolu yöntemi var. Bunların yapacağı iş değildir. Bu görevi Özkan’a ver adamlarını toplasın gitsin o bombayı atsınlar. Bunlar yaşandı...
“Baf Kapısı’ndan Lefkoşa’yı tutuşturup yakacayım”
Mete Tümerkan: Sonra neler oldu?
Ahmet Y. Atamsoy: Sonra, Kemal Şemi Girne’den dönüşümüzde “yürü Doktor’a gidelim” dedi. Gittik, meğer içeride toplantı varmış, Üsler’den Ağrotur’dan General Young geldi ve toplantı yapıyorlar. İçeride, Cemal Müftüzade, Ümit Süleyman Onan, Niyazi Manyera, Plümer, Kenan Coygun bunların hepsi var. Kemal Şemi başına bir kalpak geçirmişti. Atatürk’ün kalpaklı resimlerinden etkilenmişti. Nur içinde yatsın. Kapıyı hiç çalmadan açtı, girdi herkes dikildi. Kendini takdim etti “ben Çakal” dedi. General Young’a döndü, “sen garantör devletlerin birini temsil ediyorsun “dedi. “Baf kapısı ile Mağusa kapısı arasını “Green Line” ilan edeceksiniz” dedi. “Araya gireceksiniz. Eğer bunu yapmazsanız şimdi Baf Kapısı’ndan Lefkoşa’yı tutuşturup yakacayım” dedi ve arkasını dönüp çıktı. Daha sonra o “Green Line” BM, şu-bu falan diyerek oluştu ama bu “Green Line” hikayesini ilk söyleyen bizim Kemal Şemi’dir.
“Böylece bayrağın ilk kurucu müdürü olduk”
Mete Tümerkan: Doktor’un oradan çıktıktan sonra ne yaptınız?
Ahmet Y. Atamsoy: Kemal Şemi öyle konuşunca herkes sustu tabi, dışarıya çıktığımızda Kemal Şemi bana “Sen bu Doktor’u kontrol et bakalım yarın nerelere gidecek” dedi. E şimdi ben Saray’da kalacağım ama nasıl kontrol edeceğim. Boşuna talimat verirdi. Doktor’un çocuklarını okuttum beni sever ben doktoru nasıl kontrol edeceğim. Saray’a girişte iki üç tane ofis vardı oraya oturduk. Orada da koşuşturmalar var akü toplarlar falan filan, “ne yapıyorsunuz” dedim “işte radyoyu kuruyoruz” dediler. “Ben de onun için geldim zaten” dedim. Biz Necati Sayar’ın masasına oturduk. Böylece bayrağın ilk kurucu müdürü olduk. Herkes de bana inandı. Ben Bayrak’ın başına rast gele gittim. Doktor’u kontrol edecektim bir yere çıkar mı, çıkmaz mı diye. Necati Sayer’ın masasını buldum oturdum, “bundan sonra radyodan ben sorumluyum” dedim. “İlk beş gün” diye bir belgesel var o belgeselde benim konuşmam var. Bunu orada da söyledim. Kimse beni Bayrak Radyosu’nun müdürü diye oraya göndermedi. “Ben gittim oturdum ben buyum” dedim herkes de beni kabul etti.
“Senin bindiğin atın kuyruğu her zaman dik olacak”
Bakın yalnız şöyle bir de olay var. Daha çatışmalar çıkmadan önce, Yılmaz Pars bir keresinde demişti ki, olaylar patlak verdiğinde bir treylerin üzerinde, marşlarla Gönyeli’den Lefkoşa’ya gireceğiz ve radyomuzdan da yayınlayacağız demişti. Ben daha o zaman kovan beyiydim 1960’tan sonraydı. O zaman da Türkiye’de 2.5 KW’lik vilayet radyosu vardı. Onun kataloglarını aldım ve ben yazışmayı da yaptım. Sancaktar bana “senin bindiğin atın kuyruğu her zaman dik olacak” diyordu. Böyle bir heyecanlı tarafı vardı. Böyle fantazileri vardı. Bu radyo da bu fantazilerinden birisiydi. Yazışmayı yaptık ama olaylar patlak verdiğinde onlar Kıbrıs’a gelmedi. Daha sonra Anamur’da kurulan Kıbrıs’ın Sesi bu 2.5 KW’lık radyolardandı.
“Bayrak’ı ilk önce söyleyen Muammer idi”
Mete Tümerkan: Bayrak’ta neler oldu?
Ahmet Y. Atamsoy: Ben radyoculara yakındım. Onları tanıyordum da. Erdoğan Naim vardı içlerinde, Özer Berkem vardı. Ama Özer Berkem o zaman Lefke’de madende çalışırdı olaylar patlak verince geldi. Muammer benim küçüklükten tanımış olduğum bir arkadaştı, hatta geçenlerde buluştuk ve sarılıp ağlaştık. Muammer “ben 2.5 KW’lık radyoyu yaparken...” diye anlatıyor bazen. Ama işte herkes olayları kendisinin yarattığını zannediyor. Aslında Muammer stüdyodaki kontrol mekanizmasını yapan kişiydi. Fuat Beyar vardı, o da stüdyolara bakardı. Alman Dinçer vardı. Ben üç beş gün orada kaldım. Onlar yayın yaparlar. Cumhurbaşkanlığının araba garajının içinde aküler sıralanmış, gücü ondan alıyorlar. Arkada bir de keçilerin bulunduğu ahırdaki yalak vardı, o yalağın içerisine de telefon ahizelerinden yapılmış mikrofonlar koymuşlardı. “Bayrak Bayrak” dediler ama ben bunu Muammer’e mal ettim. Herkes “Bayrak”ı söyledi de ilk önce söyleyen Muammer idi. Çünkü Muammer yapısı itibarı ile atılıp bir şey söylemek ister.
“Ertesi gün radyoyu mahkemeye kurduk”
Özker Kufi de polisin telsizlerini idare ederdi. O da bu yapıma katıldı. Bir gün bana “bilir misin abi, bunlar burada bu işi yapamazlar” dedi. Akülerle olmaz. Anteni yatay çekeceğiz dedi. Necati Sayar’ın ofislerinin arkasında bir de bayrak direği vardı. Bayrak direğine anteni bağlamaya çalıştılar. Ben teknik değilim ama dinleye dinleye anladım, “bu antenin toprağı nerede” dedim? “Bu antenin izolasyona bağlanması lazım doğrudan doğruya elektriği verirseniz birisi ölecek” dedim. Özker Kufi’den alıyordum tabii ben bu bilgileri. Özer, “Gidelim” dedi “polis genel müdürlüğüyle mahkemelerin arasına bir yatay anten çekelim. Bu yatay antenin veriş gücü 1.8 KW’tır. Eğer böyle bir anten çekersek Karpaz’dan Lefke’ye kadar bu yayın gücünü elde ederik” dedi. Ertesi gün toparladık radyoyu mahkemeye gittik. O günleri hatırlıyorum da, Özker Yaşın’ın o olaylar içerisinde yazmış olduğu bir kitap var. O anteni çektikten sonra bir süre Serdarlı’ya kadar sesimizi duyurabildik. Özker Yaşın o kitabı bu esnada yazdı. O kitapta her gün yaşanan olayları aktarıyor, yazıyor.
“Özker’i gören Rumlar selam çakıyordu”
Mete Tümerkan: Doktor’u takibe devam ettiniz mi bu arada?
Ahmet Y. Atamsoy: Ettim. Ertesi gün sabah bana telefon ettiler, “Doktor içerde mi?” dedim içeride bıraktık en son tabii biz uyuduk. Meğer sabahleyin Doktor fırladı. Özker Kufi de orada, dedim “nereye gitti?” “Mağusa kapısından girdi, Kaymaklıya kadar gitti, Üsküdar Bar’dan anayola çıktı” dediler. “Atla” dedim Özker’e. Bende bir tabanca, onda da bir sten vardı. Benim arabayla Doktor’un peşinden Kaymaklı’ya girdik. Fakat Özker’i gören Rumlar selam çakar. EOKA şefi zannettiler. Kaymaklı EOKA’cıların eline geçmişti. Bizimkiler Kaymaklıyı boşaltmışlardı. Bizim Osman Efe, Celal Bayar Hamitköy’e çıktılar terk ettiler Kaymaklıyı. Biz Kaymaklı’da Doktor’un peşinde koşarken bunu fark ettik..
“Lefkoşa’ya girip paçayı kurtaracağız”
Nikos Samson’un adamları Kaymaklı’ya girmişlerdi. Özker’e dedim ki “şimdi sıkı dur hepsi sana selam verecek sen de başını salla, çünkü burada hiç Türk yok hepsi Rum.” Üsküdar Bar’a çıktık, Özker’e dedim “şimdi buradan süratle by-passtan Lefkoşa’ya girip paçayı kurtaracağız.” Böylece bir tehlike atlattık Özker’la. Ama Özker’den kimse bahsetmez. Ben bahsederim çünkü Sarayı ancak öyle kontrol edebildik. Bir gün Holla Ahmet GG’nin bölgesinden, evkafta çalışırdı, çıktı bana Saray’a geldi. Ahmet bana geldiğinde Doktor bunu gördü. Mustafa’nın da belinde bir tabanca vardı. Doktor bana “ne bu böyle, bunlar ne arar burada öyle bellerinde tabanca ile?” diye sordu. “Bende de var tabanca” dedim. “Aldırma onlara, bu çocuklar heyecan yaşıyorlar bazı hareketlerini heyecandan bilmiyorlar”.
Mete Tümerkan: Çağlayan’daki Alpay meselesi neydi?
Ahmet Y. Atamsoy: Alpay kabına sığmayan bir çocuktu. Bunun üzerine yürüdüler. Bir düğünde bir şeyler söylediler. Fikret, Nevzat falan. O zaman da “Kale” gelmişti, Sancaktar Remzi Güven ayrılmıştı. Ona kadar gittiler. Bayraktara kadar konuyu aktardılar. İşte “Alpay böyle yaptı” falan dediler. Ama ben ne olup bittiğini bilmem. Alpay’a yazık oldu. O nesil birer birer bitiyor. Topal Mahmut’un kardeşi Esat, o da çok efendi çocuk, Avustralya’ya gitti her geldiğinde beni ziyaret ederdi. Son karaciğer yetmezliğinden orada öldü.
Yarın: Denktaş Ankara’ya sürgüne nasıl gönderildi ve sonra ne oldu!































































































































































































